Aylin Koç’un Kaleminden 2013 Tour d’Azerbaidjan

09/05/2013  //     //  Yol Bisikleti Haberleri

 

 


Kardeş ülke, can ve canan ülke Azerbaycan‘a gidip Tour d’Azerbaidjan‘a Türk bisiklet basınını temsilen katılan Cyclingtr.com olarak, yine her bulunduğu yol yarışında olduğu gibi, bisiklet severlerin göremediği, ekranlara yansımayan detayları tüm dünya ve Türk bisiklet severler ile paylaşıyoruz.

 

Açıkçası çok gerekmediği taktirde davetlere ve turlara katılmamamın kendimce birçok sebebi muhakkak var. Ancak, yaşanılan zorlukları ve teknoloji çağında basının ihtiyacı olan bilgiler için kilometreler devirmeye gerek olmadığına dair tezlerimi en yüksek raflara kaldırarak Azerbaycan Turu’na olur’u verdim. Bir yandan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu‘ndaki gururu, engin bilgiye ve bisiklet aşkına sahip okuyucularımıza ulaştırma heyecanının yorgunluğu vardı. 8 gün boyunca ekranlara sadece bir buçuk saati yansıyan coşkunun 10 günlük maratonunda, her an’ı bisikletin, bisiklet sporcularının etrafı sardığı atmosferinde, onlarla birlikte kilometreleri devirerek, gerek röportajları ve gerekse etap bilgileri dizisinin yanına perde arkası haberleri portala sığdırırken, günbegün artan yorgunluğun hesabını yapmıyor da değildim. Ancak, Ajans’tan Azerbaycan Turu’na benim gitmemin tur için daha iyi
olacağına karar verildiğinde fazla da seçme hakkım kalmamıştı.
Buzdağının görünen kısmı için oldukça ön yargılı hükümlerle bu
hissiyatlarım için şimdi kendimi yargılıyorum. Kategorisinin düşük
olması, henüz ikinci yılında neler yapabileceklerini bilmiyor oluşumla
erken vardığım hükümler sonunda tam bir Azerbaycan fanatiği olacağım hiç
aklıma gelmezdi.

 

 

28 Nisan İstanbul-İstanbul etabı ile 49. startına noktayı yine başarıyla koyan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun bir gün sonrası dönüm noktasıydı. İngilizce, Almanca ve Türkçe haberleriyle servis yaptığımız Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun sonundaki “evim, evim güzel evim” beklentisi, ne yazık ki bu yıl yeni kilometreleri beraberinde getirdi. Pazar günü final etabı sonunda vedalaşıp evlerine dönen dostlarımı özenerek izlesem de, İzmir etabında TUR bavulumu bırakıp Azerbaycan bavulumu aldığım 2 saatlik rahatlama ve ev hasreti bir çırpıda geçivermişti. 10 gün bilfiil verilen emeklerin devamında 7 gün Azerbaidjan’ı göze aldığım için kendimi hala yargılıyordum. Birçok tura yarış takvimini ve zamanlamayı göstererek kendimi uzak tutma politikalarım bu kez Azeriler için rafa kaldırılmamış mıydı? Nihayetinde baktığımda henüz ikinci kez düzenlenecek olan 2.2 kategorideki bir yarışa gidecektim. Etaplara ve profillere baktığımda Torku Şeker Spor’un kazanacağından adım gibi emin olduğum, kategorisi düşük ve muhtemelen beğenmeyeceğimi düşündüğüm bir yarışa sırf “kardeş ülkeyiz” düşüncesi, “Azerbaycan ve Türk bisikleti gelişsin” arzusuyla nasıl “evet” dediğimi yargılayarak TUR finalinin ertesi sabahı havaalanının yolunda buldum kendimi.

 

 

Eskilerde kaldığını düşündüğüm tablodan biraz bahsetmek gerekirse; havaalanında gördüğüm, sırada bekleyen çocuklu bayanı vize sırasından çıkartıp işlemini hızlı tamamlayan Azeri yetkiliyi izlerken duyduğum hayranlığı anlatmadan geçemeyeceğim ve işte böylece Azeri kültürüyle ve halkıyla tanışmam beklenenden hızlı oldu. Yarış organizasyonu işlemlerimi tamamladıktan sonra, beni otelime götüren şoförle yolculuğum sırasında Türkçe’ye %60 benzerlikteki Azerice’yle de kucaklaşmam beni fazlasıyla memnun etti. Ağırlama konusunda aksaksız işleyen organizasyon yapısını ve ilk günden tanıştığım insanların hepsinde gerçek samimiyeti gördüğümde adım adım rahatlayan hislerim, ilk yemeğimizi yediğimiz restoranın menüsünü gördüğümde had safhaya ulaştı.

Türkiye‘de olup olmadığımı anlayamadığım menü seçeneklerinde, yurt dışında taklidi en zor olan yemeklerden birini seçip başarmalarının imkansız olduğunu içimden tekrarlayarak biraz da yemek zevkimi riske atmıştım. Ancak, riski almalı ve farkı alenen görmeliydim. Sonuç… Muhteşemdi. Taklit edilmesi imkansızdı ! Muhakkak ahçı Türk’tür dedim ve sorunun cevabına ulaştım. Türk mutfağı, Türk ahçıları ile birlikte her an her yerde ulaşılabilecek uzaklıkta. Benim için, Azerbaycan kardeş ülke boyutundan fazlaca ileri geçmişti bile.

 

 

İlk gün, İzmir’in kardeş şehri Bakü’nün tarihi yerlerini gezmek üzere verilen rehber ve basın grubuyla turumuzu attık. Aynı gün, gelmiş olduğum 2.2 kategori yarışının takım tanıtımı ve açılış seremonisi vardı. Bu kategoriyi neden tekrarlıyorum? Bu kategoride bir yarış için ülkemizde açılış seremonisi yapıldığını bile hiç görmemiş olduğum için olabilir! İnce düşünülmüş bir detay diyerek sözde açılış seremonisine doğru hareket ettik. Alana geldiğimizde, üzerlerinde “Polis” yazan yetkililer geniş bir alanı sarmıştı. Kaç kişi gelir ki açılış seremonisine! Fazla abartılı değil mi?

 

 

Takım tanıtımları başladığında, alana yanaşmaya başlayan halkın sayısı 3000 civarındaydı. Azerbaycan’ın tek takımı Synergy Baku Cycling Project’in tanıtımına sıra geldiğinde Hazar Denizi sahil bulvarında yankılanan tezahüratlar, Türk takımı (komandası) Torku Şeker Spor çıktığında tekrar nüksetti. O atmosfer anlatılmaz; yaşanır. Unutulan komşu ülkede, ‘diplomasinin kurbanı kardeşlik’ hissiyatı insanların yüreklerine zerre kadar yansımamış. Muhteşem bir hava! Torku Şeker Spor ile tek başıma gurur duymuyor oluşumun göstergesi Türk dostluğu heyecanımı arttırdı. “Açılış seremonisi ve takım tanıtımları bitse de, Türkiye Turu yorgunluğum dinse ve dinlensem” düşüncelerim…

 

 

İşte, “Bu kategorideki bir yarışın açılışı ne kadar sürer ki? Sonuçta bu kadarı dahi fazla zaten…” düşüncelerim, Mustafa Ceceli konserinin yapılacağı söylenince dondu. En az 5000 kişinin katıldığı konser ve görkemli bir açılış seremonisi yaşandı. Yarış için, Mustafa Ceceli’yi yarışın açılış seremonisine davet eden organizasyonun niyeti oldukça barizdi; kısaca, “Biz 2.2 kategoride bir yarış düzenlemiyoruz! Sadece henüz ikinci yılımızda oluşumuzun faturasını ödüyoruz“u ilk günden göstermişlerdi.

 

Ağırlama komitesi ve hizmetlerin fazlaca detayına girmeyeceğim. Cep telefonu ve hattıma kadar düşünülmüş zarif yaklaşım, görmeye hasret kaldığım bisiklet aşkı ve bisiklete verilen değer hassasiyetini derinden hissettirdi. Sorunsuz geçen etaplar, ikinci yılını yaşayan yarışın minik eksiklerinin bir sonraki yıl kusursuzlaştırılmak üzere not alındığına emin olduğum söyleşilerle geçti. Çölü olan, yüksek rakımları barındıran Kafkas Dağları’na sahip parkurlarıyla göz dolduran, (rüzgarın dövdüğü kent olarak bilinen) Bakü’nün rüzgarları, aklımda bisiklet için cevher merkezler yaratma tutkusunun yeşermesine yol açtı. Tek eksiklik, gelişmekte olan Azerbaycan bisikletinin bilgi ve bilinçli ilerleme adımları için henüz yolun çok başında olması sanırım.

 

 

Takip eden dostlarım muhakkak dayanamayıp paylaştığım resimleri görmüş olsa da, hayalini kurduğum ve uğruna hayatımı kardinal değiştirip yeniden başlattığım doğal yaşam alanımı yeniden yapılandırmam için Qabala(Gebele)’yı görmem gerekliymiş. İlk gördüğüm an hayalimde yarattığım yer, ilk görüşte aşka dönüşmüş olsa gerek. Ne yorgunluğu??? Biri yorgunluk mu dedi! Bavulları bıraktığım gibi, oda anahtarımı da içeride unutarak dışarıda kalmanın tadını çıkartmaya başladım. 2.000’li rakımlarda olmamıza rağmen, 3 yanı saran Kafkas Dağları’nın endamlı göğe uzanışı, oksijen yoğunluğunun acıtmayacak yumuşaklığı, ormanlarının sunduğu yemyeşil peri masalı diyarındaki fantastik yaşam tablosunun görülmesi lazım.

 

 

Son gün, final etabında katılan UCI Başkanı Pat McQuide ile basın toplantısı ve ardından yaptığım röportajlarda, Tour d’Azerbaidjan ve Azerbaycan‘ın bisikletteki gelişim temelleri için verdiğim çılgın önerinin sıcak etkilerini sizlerle paylaştığımda şaşırmamanız için öncelikle bu detayları paylaşmak istedim. Türkiye hakkındaki görüşmemizde Azerbaycan hakkında yaptığım ve yabancı basın grubu dostlarımın “Android Journalist” lakabını bırakıp “Trouble Maker” esprisine geçmelerine sebep olan çılgın öneri hakkında Türk bisiklet sever dostlarımın düşüncelerini de merak etmiyor değilim. Kısa bir ipucu vermek heyecan verici olabilir ve bu heyecanı sizle paylaşmak muhakkak ki fazlaca keyif verici olacak:

 

Türkiye ile birlikte “Bir Millet, İki Devlet” olarak anılan Azerbaycan ve Bakü panoramasının sahip olacağı, komşu ülkeden Asya bisikletine açılacak yeni bisiklet merkezi ihtimali, 2.2 kategorideki bir yarış ile doğan fikrin heyecanına hazırlık yaparak Velodrom talebini hemen gündeme alabilen Azerbaycan Bisiklet Projesi, sizde de aynı etkiyi yaratır mı? Mutfağıyla, lisanıyla, sevgisi ve kardeşliğiyle, hemen yanımızda yeşerebilecek dünya bisiklet merkezi projesinin Türkiye’ye ve Türk sporculara etkisini hayal etmezsek ve o soruyu sormazsak, imkansızlar nasıl gerçekleşebilir? Belki de projelerin gerçekleşme temeli olan hayallerin, “ütopik” takısını artık bir kenara bırakma gerekliliğinin en yalın örneği de böylece şekillenmiş oldu. Sonuç olarak, yazımın başında defalarca belirtip yorgun yola çıktığım ve gidip gitmeme konusundaki iç hesaplarımı çarpıtmadan aktardığım belki de sıkıcı gelen giriş bölümü ardından, muhteşem bir ülke gelişmesi, dört dörtlük organizasyon anlayışı ve Türkiye’ye geri dönerken Azerbaycan ve turunun bende bıraktığı hayranlıkla tamamlandığını belirtmek isterim. Turun ikinci yılında böylesi muhteşem bir hazırlık, tek kelime ile olağan üstü bir ülke Azerbaycan… Çalışkan ve istekli yöneticileri ile bisiklette hızla yükseleceğine eminim.

 

Hazırlayan: Aylin Koç

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın