Türkiye’den Profesyonel Bisikletçi Çıkar mı?

30/09/2011  //     //  Yol Bisikleti

 

 

 

Bu Topraklardan Profesyonel Bisikletçi Çıkar mı?

 

Türk ekonomistlerin “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı?” adlı kitabı zihinlerine indirmeleri akabinde, “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar” kitabının piyasaya çıkması gibi bir durum söz konusu. Yani önce sorunu bulmak, masaya sermek. Akabinde bir başka ekonomistin tespit edilen sonuçlar karşısında bulduğu ciddi çözümler silsilesi. Gelişmekte olan ülkemizin her konuda olduğu gibi bisiklet konusunda da gelişme safhalarına sahip olması ile eşdeğer. Aslen ekonomist ancak eski bir milli atlet olarak Türkiye’deki bisiklet ve sporcusunun bulunduğu yere,  global ve ulusal açıdan bakma gereği duyuyorum (Ekonomide de durum aynıdır). Zira Amerika’nın oldukça gerisinde, Avrupa’nın da teknik konularında ve araştırmalar bazında hareketsiz yapısı sebebiyle geride bırakıp, dış ülkelerdeki gelişmeleri kopya ederek Türkiye’de ekonomik hataların bir benzeri de Türkiye’de bisiklette yapılmaktadır. Oysa onların aşamaları adım adım ilerlemiş temeli üzerine konulan tuğlalar gibi ilerlemekte.

 

Basit örneklerle anlatacağım. Facebook’da paylaşılan gelişi güzel videolardan sporcuların bazı tek açılı bakışını kendine uyarlamasını görüyoruz. Bu başım ağrıyor dendiğinde, benim de geçen gün dişim ağrıyordu doktora gidip çektirdim esprisinin reele dönmüş hali olarak görünüyor. Traji komik bir benzetme ancak bir o kadar da gerçek. Sebepleri araştrılmadan, gelişi güzel, kulaktan dolma tabiri caizse bilimsel açıklaması aranmayan çareler ile ilerlenmeye çalışılıyor. Bir de gelişimde açıklamasız videoların altında onlarca beğeni ve saçma yorumları görünce aslında Türk bisikletinde ilerlenememe sebebinin çok bilir görünüp, konu hakkında veri toplamamış kişilerin yorumlamasıyla rüzgardaki yaprak misali savrulmalarla sadece ilerlendiği sanılıyor.

 

Basit örneklere geçelim örneğin üst düzey bir suluğun reklamı paylaşılır ve altına bu suluğun hammadesinin yüksek teknolojisi ile performans konusunda bir çok yorum eklenir. Videoyu paylaşan, Amerikan suluğunun video reklamına aldığı yorumlarla böbürlenirken… Konu hakkında Dehydration ve Hyponatremia  uğramamak için ne kadar su içilmesi veya elektrolit takviyenin de gerekliliği, nabız takibi gibi temel, bilimsel araştırmalarla sabitlenmiş olduğuna değinilmez. Bisiklete ilk başlayan insanların rehber kaynağının olmaması, Türkçe kaynak eksikliği sebebiyle tecrübe anlamında vakit kaybedip yıllarını harcayan, yıl 2011’e kadar binlerce sporcu olduğu anlamına geliyor. Herkes başlangıç noktasında azimle(!) yaptığı sporu profesyonel yapmak için arayışa girer, sağdan soldan toplama bilgilerle bisikletine biner, yıllar boyu bu bilgilerin doğruluk ve yanlışlık oranlarını tecrübe ederek yaşar. Akabinde bisiklette doğruyu öğrendiğinde profesyonellik yaşını kaçırmış ve araştırmayla kaybettiği zamanı yorgunlukla pes ederek tamamlar. Ülkemizin şu ana kadarki koşullarında durum böyleydi. Sorunumuz var…

 

Tour of Turkey gibi dünyaya açıldığımız bir yarışımız var. Son yıllarda profesyonelliğinin farkıyla kategori atlayan turumuz. Bu turumuzun 10 yıl önceki videolarını yada etaplarında kimin 2. kimin 3. olduğunu araştırmanızı öneririm. Bakalım kimi bulacaksınız. Fransa Bisiklet Turunda 1940’ların videosunu bulabilirken, bizim ülkemizde sadece 10 yıl öncesinin videosunu geçelim yarış sonuçlarını bulabilecekmisiniz?

 

1930-1940 lı yıllarda Bisiklet sporunun elitliği ve mahalle arasında bile yapılan yarışları da muhakkak duymuşsunuzdur. Bu kadar revaçta bir sporun bu denli gerilemesi neden olabilir? Bunu düşündünüz mü? Bisiklet sporunun tacını alan futbola bakalım. Neden ve nasıl bisiklet sporunun derin izlerini silmeyi başarmış. Masanızda yer açın şimdi tek tek masaya yatırıp inceleyeceğiz.

 

 

Yazılı Kaynak: Futbol hakkında yazılı kaynak aradığınızda Türkçe kitaplar maaşallah ansiklopedik boyutlarda çıkarken, bisiklet için yazılı kaynaklar ve ansiklopedik bilgiyi bulmak namümkün ! Futbol yazarları ve yorumcularının sayısı gazete köşelerini parsellerken, bisiklet sporu yorumcuları ve yazarları bir elin parmaklarını geçmez. İşin garip yanı bisiklet sporcuları da bu Türk Bisiklet Yazarlarını teşvikleyip, destek vermez. İngiltere’den yada Amerika’dan birkaç parça birşey okuyabiliyordur. “O İngilizce bildiğini gösterir” Facefook sayfasında İngilizce haberi göğsünü gere gere paylaşır(!) Bir başkası derki “içinden” arkadaşım ben okulda fransızca okudum(!) Bu konuya da değinmek gerek. 2 hafta önce Bonifikasyon kelimesini açıklayıcı bir makale yayınlamıştım. Yayınlama sebebim şuydu”Yarışı izlerken yada sizin haberlerinizi okurken bonifikasyon kelimesini görüyorum bunun anlamı şumudur …?” şeklinde aldığım birçok mesaja istinaden Türkiye ve Avrupa arasındaki tabandaki eksiklikleri gördüm. Biz gökdeleni kurmak için temelden değil. Son kattan başlıyoruz. Basında az buçuk yer bulan bisiklet yayınlarında Bonifikasyon… Bonifikasyon… derken gökdelenin tepesinde, temeli atılmayan bir yapının hayal dünyasından iş yapıyoruz.

 

Oysa yurtdışı kaynak araştırmalarına bakıldığında Türkiyedeki gibi bir yazının İngilizce, Fransızca ve Almanca bir benzerinin olmaması oldukça ilginç. Neden yok? Çünkü onlar temelini internetin hakimiyeti başlamadan önce ülkelerinde terimler ve anlamları oturtup yıllar önce kültürlerine sahip çıkmışlar. Bizim atalarımız ise bizlere yazılı bir kaynak bırakmamış, bisiklet kültürünü korumak üzere arşivleme yapılmamış ve silinmek üzere bırakılmıştır. Bu sebeple eğer bisiklet ilerletilmek isteniyorsa… Eğer bu topraklardan bir Türk Bisikletçi ÇIKAR deniyorsa… Öncelikle Türk spor yazarlarına çok iş düşüyor. Tarihi kurcalamalı, atalarımızın silinmek üzere terk ettiği futboldan daha eski bisiklet sporumuza sahip çıkma görevi bir elin parmaklarını geçmeyen spor yazarlarına düşüyor.(İleride artacaktır. Yazan sayısı arttıkça bisikletin kökü daha çok içerikle sağlamlaşacaktır).

 

 

Peki ne olacak Türk yazarlar Bisikleti yazarsa… Sadece yazarlar değil düşünün ki yıllarca milli takım formasını sırtına geçirip ismi bilinmeyen yüzlerce Türk Bisiklet sporcusu var. Ancak tecrübelerini bir sonraki nesile aktaran sayısı “SIFIR“. Her nesil yazının ilk paragrafında bahsettiğim gibi bisiklete başlamasıyla kulaktan dolma bilgileri yıllara bölerek doğru ve yanlışı saptamak üzere sayısız deneme ve hatalı bilgi sonrası yıllarını geçiriyor. Bu arada, profesonelliğini oturma yaşına geldiğinde performansının zirvede olması gereken yıllarda, Avrupadaki bir sporcunun bilinçli yetişmesi bazında karşılaştırıldığında ancak Avrupalının 3.yılına denk gelen bir yıldaki performansına eş değer çıkıyor. Kayda alınmış veriler ve tecrübelerin bir sonraki nesile aktarımı bu aşamada görülüyor ki, ne kadar önemli….Futbolla ilgilenmek isteyen genç ile bisikletle ilgilenmek isteyen gencin yazılı kaynaklardan hızla tecrübe yaşaması farklı, her sporcunun sıfırdan tecrübe ederek zaman kaybetmesi farklı. Bu mantıksal bir yaklaşım. Sizce?

 

 

 

Yazımı yazma sebebim ise Tour of Marmara yarışına dedesini ikna ederek gelen Zonguldaklı Alperen Kandemir. Alperenle yaptığımız röporlajda, HTC-Highroad takımını sayan, özelliğini bilen hatta Thomas de Gent hakkında yorum yapan Alperen henüz  11  yaşında olmasına rağmen bisiklete olan hayranlığını dile getirecek bilgiyi toplamış. Gelecek nesilin bisiklet sever tohumlarını onları bilgilendirerek atarken, küçük dostlarımızın İngilizce, Almanca okuma konusundaki kabul edilir imkansızlığı görmemiz gerekmiyor mu? Nereden biliyorsun sorusuna Alperen Cyclingtr’ı okuyorum cevabıyla aslında ulusal bir mesaj vermiş oldu. Konu Cyclingtr’ın yazması, üretmesi değil (Bazı kişilerin aklına ilk gelen reklam içerikli yazı kavramı için belirttim)… Konu Türkçe kaynağın önemidir. Geniş perspektiften bakma zamanımız geldi. Şuanda yazılan yazılar bazı bisiklet sporcuları için çok basit, bazıları için ise üst düzey gelecektir. Bir gökdelen inşa ediyorsak tabandan tavana düşünmeli, temelini gökdelenin tepesini taşıyacak dirençte atmalıyız.

 

Dün 29.09.2011 Perşembe günü Konya Torku Şeker Spor’un güçlü ismi Danail Andonov Petrov başka bir takımla anlaşma imzalayarak transferini gerçekleştirdi. Önümüzdeki sezon Caja Rural ile anlaşma imzalayan Petrov’un çizelgesine bakalım. Türk sporcudan farklı olan yanlarını basın gözüyle… Bisikletin kalbinde olan bir basın gözüyle diğer takımları da bilerek karşılaştıralım. Neden Andonov da Ahmet-Mehmet değil… Andonov sporunu yaparken büyük tur odaklı tırmanış ve zamana karşıya ağırlık vererek tırmanış tekniğini güçlendirmeyi kendisi için belirlemiş bir sporcu. Genel sıralama iddialısı isimlerin karma teknik gelişimini uygulayan Andonov katıldığı yarışlarda tek kalsa dahi iddiasını sürdürebilecek alt yapıya sahip. Kolay moral bozmuyor. Neyi yapıp neyi yapamayacağını biliyor. Örneğin etap öncesi yollar ıslaksa, yağmur başlarsa Andanov tedirgin kalıyor. Bunu kendisi de biliyor ve aşmaya çalışıyor. Bizim sporcularımız için kendilerini hangi branşta iyi buldukları, genel sıralamaya mı yoksa tek tırmanış yada tek sprint sporcusu mu olacaklarını öncelikle belirlemeleri gerekiyor. Ama asıl Türk sporculardan Genel Sıralama hedefinin konulması ve yapacakları için , uzmanlaşacakları branşların tam saptanması ve ona göre karma ve profesyonel yardım alarak geliştirilmesi gerekiyor. Maalesef genel sıralamada kendini geliştiren sporcu sayımız çok az. Profesyonel bilgi açığı var. Bu hedefteki sporcularımızın Erciyes’e tırmanmaları, Alplerde antrenman yapmaları gerekiyor. Bu topraklardan Profesyonel Bisikletçi ÇIKAR

 


 

Sorunları gerçekten tespit edebildiğimiz sürece, cevapları bulma yolumuz kısalacaktır. Andonov örneğinden devam ediyorum. Geçen yıl içimizde olan bu sporcu Caja Rural’a nasıl gitti? Sporcu için takım önemlidir. 2 Continental takımımız var. Konya Torku Şeker Spor Vivelo Ve ManisaSpor. Andonov, Konya Torku’nun Portekiz turu takım kadrosunda Portekiz’de yarıştı. Üstüne düşeni yaptı. Yani işini tam yaptı sadece bu kadar. Portekiz takımlarının ilgi odağı oldu. Ve seneye Caja Rural’da yarışıyor olacak. 2 Continental takımımız Avrupadaki yarışlara diğer takımlarla yarışmak üzere katılıyor. Ve katılınan her yarış diğer takımların sportif direktörlerince sporcu pazarı gibi geçiyor aslında. Herkes bir sporcu keşfetmek istiyor.  Her ne kadar Continental takımlarımız henüz Avrupa takımları gibi basına kendilerini yeterince açamasalarda bu konuda Avrupa takımı yönetimlerini inceleyerek hızla profesyonelleşiyorlar. Türk basını olarak iki takımı da yakından takip ediyoruz. Aslında diğer takımlar ve yönetimindeki eksikleri de kalem kalem çıkartabilecek kadar içlerindeyiz. Ancak onlar bile bunun farkında değil. Yurtdışı basını ile ortaklaşa çalışmalarımız da oluyor. Türkiye’de gittiğimiz yarışların haberleri bu sebeple 1 yıldır İngilizce olarak da paylaşılıyor. Türkiye’deki sporcuların kayıtlarına yabancı basın ve takımlar bu sayede rahatlıkla ulaşabiliyor. Sporcunun izini, başarısını bulmak, onu tanımak yabancı takımlar için önemli. Kimi transfer ediyoruz. Ne yapmış. Neyi kazanmış.Yabancı takımlar basınla tamamen içiçe bir strateji güdüyor dünyada. Basınla iyi iletişim kurarak gündemde kalmayı sağlıyorlar. Çünkü gündemde kaldıkça sponsor bulmaları kolaylaşıyor. Bu da ele alınması gereken ayrı bir konu.

 

Siz sponsor olmanızı istemek için, size gelen bir takımda neye bakarsınız? Reklamınızın ne kadar yapıldığına bakarsınız. Çünkü bu gider şirketler muhasebesine devletten tamamı geri alınacak bir reklam bedeli olarak veriliyor. Sezon bittiğinde bakarsınız. Takım sizin reklamınızı yapmışmı? Yada sponsor olduğunuz sporcu sizin reklamınızı yapıyor mu? Armstrong’un üzerinde 1 gün adidas t-shirt göremezsiniz. Çünkü sponsoru Nike’dır. Her yerde, her koşulda Nike firması, Armstrong’un şirketin reklamını yapacağını bilir ve izler. Böylelikle Armstrong yeni gelen ayakkabısını twitter’da halka açar ve gereğini yapar. Sonuç; Uzun süreli sadık bir sponsorluk anlaşması ve Takım kurmak istediğinde hazır bir sponsor. Ülkemize baktığımızda ise işleyiş tam tersi. Bir sporcuya bu konu hakkında konuşmuştum. Bu yazıyı okuyorsa şahsi algılamasın lütfen. Ancak ortada bir sorun varken bunu es geçmek olmaz. Çünkü yazının başlığı gereği es geçilemez derecede önemli bir konu. Sporcumuza konunun önemini anlattığımda bana verdiği cevap şuydu. “Bizim takımın reklama ihtiyacı yok“. Bu takım aynı zamanda sponsor arayan bir takımımız. Gelişmek ve başarılı olmak için sponsor desteği şart. Armstrong’un dahi reklama ihtiyacı varken… ülkemizdeki gelişmesi gereken konulardan biri de budur.

 

 

Hazırlayan: Aylin Koç

Not: Konu spesifik ayrıntıları ile kalem kalem ele alınması için gereken uzun bir içeriğe sahip. Türkiye gerçekten neden ilerleyemediğini merak ediyorsa yazıya devam edilecektir. Türkiye henüz hazır değilse ve önemini anlamıyorsa 2011 yılında başlanmış olan bu yazının gelecek nesillerde ele alınması için kayda alınmış olarak kalacaktır.

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın