Tour of Turkey’in Ardından Küçük Bir İnceleme

14/05/2012  //     //  Genel


 

 

 

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin bir birinden güzel tarihi bölgelerinde nefes kesen uluslararası dev organizasyon gerçekleşti. Kimimiz canlı, kimimiz ise görsel ve yazılı basından takip etti. Tour of Turkey nam-ı değer Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu bizlere nefes kesici anlar yaşattı. Tabi başta Konya Torku Şeker Spor’un yarışın en başından beri zirvede oluşu göğsümüzü kabarttı ve gururlandırdı. Peki, bu uluslararası yarışı izlemek Konya Torku Şeker’in zaferini izlemek bizlere ne hatırlatmalıydı? 

 

Açık ve samimi konuşmak gerekirse tüm yarışları çok yakından takip etmiyorum; daha doğrusu takip etsem de takım bazında tüm bisikletçileri bir bir bilmiyorum. Bisikleti çok seviyorum ve hayatımın her anında kullanıyorum. Üstelik etrafıma da bu virüsü bulaştırmaya çalışıyorum. Mevzu bahis Tour Of Turkey olunca da akan sular durdu ve kendimi ekran karşısına kilitledim. Yarışın çekişmesini bir yana bırakırsam aklıma takılan bir mevzuyu sizlerle paylaşmak isterim.


Bu konu beni farklı sınıflara sokabilir ama önce düşünün sonra yargılayın. Yıllarca futbol izledik halk olarak, yabancı bir futbolcu gelince çılgına döndük sevinçten, yavaş yavaş ilgimiz basketbola kaydı ve bizler orada da aynı tepkileri verdik. Son yıllarda voleybol izliyoruz ve takip ediyoruz ama aynı tepkiyi veremiyoruz. Çünkü çok ciddi Türk voleybolcularımız var ve üst üste başarılar alarak tüm ilgiyi voleybola çektiler. 

 

Her spor dalında olduğu gibi bisiklette de yabancı uyruklu sporculara imrenerek baktık. Ama sadece baktık! Yarıştan sonra herkesin tüm ilgisi kayboldu. Çünkü Konya Torku bir zafer kazandı ama zaferde ki görünen isim (Tabi ki takım olarak kazanılmış bir zafer ancak bunu bilmeyene anlatmak imkansız!) yabancı! Hemen hemen çevremde ki çoğu insandan ” Tamam Konya Torku bu zaferi kazandı ama niye sporcu Türk değil?” sorusunu duydum. Hepsi de bana yüklendi sanki sorumlusu benmişim gibi… Ama bu sorunun cevabı çok basit, hemen bir örnek ile açıklıyorum.

 

Şimdi bir anne ve çocuğu arasında geçen konuşmayı iki farklı dönemde örnekliyorum. Çocuk 10 yaşlarında annesine seslenir “Annee ben bisiklete biniceğim!”. Anneden cevap gelir “Tamam yavrum ama kapının önünden ayrılma.”(!) sonra o çocuk büyür ve tekrar seslenir, “Anne ben bisiklet takımına girmek istiyorum, hoca bana çok güveniyor.” Anneden cevap hemen gelir “Evladım sen kafayı yedin herhalde! Gir eve derslerine çalış düzgün bir meslek sahini ol”. Çocuk dediğimiz kocaman bir birey olur anne-baba yine onun hayatı için endişe duyar. Bir bakıma haklılar belki de… Çünkü onlardaki sorumluluk duygusu…Ülkemizde fazla gelişmemiş olan bisiklet kültüründe bisiklet takımında zaferler peşinde koşmak da nedir? Onlar için… Aslında burada başlıyor zaten bu kültürün gelişmemesi! Daha 10 yaşındayken bile bisiklete binme isteği karşısında “Kapının önünden ayrılma!” diye gelen cevap karşısında nasıl bisiklet sürülebilir ki? Kısacası çocuğumuza bir şeyleri öğretmek için zaman ayırmazken onun kendiliğinden öğrenmesi içinde sözlerimizle engel olmakla kalmıyor üstüne bir de onun geleceğini kendi istediğimiz gibi çiziyor ve şekillendiriyoruz. İşte bu yüzden mesleğinde başarılı, sporunda başarılı nesiller yetiştirmekte zorlanıyoruz.

 

İşin özü olay çok derinlere dayanıyor. Anneler, babalar bisikleti küçük çocukların oynayacağı oyuncak olarak görüyor ya da büyümüşsek artık onların gözünde hele de deniz kıyısında yürüyüş yolu olan bir yerde oturuyorsak, kordon boyu gezinti yapmak için düşünüyorlar. Bu da bisiklete gizlice yollarda binen benim gibi bireyleri ya da evinde bisikleti olup da dışarı çıkamayan bireyleri oluşturuyor.


Biraz da olayı onlar açısından ele alalım; güvenli şekilde bisiklete binebileceğimiz, tüm şoförlerin birbirine saygı duyduğu, yolda sağına soluna özenle bakan ve yol veren bir toplumda yaşamıyoruz ki… Bisiklet için antrenmana çıktığınızı varsayalım; trafik ışığı, büyük kavşaklar, yol vermeyen otobüs şoförleri, sıkıştıran dolmuşçular ve daha birçok sorun ortaya çıkıyor. Sonra anne-babalarımıza kızıyoruz. Şimdi düşüneceksiniz “Bu işin ucu çok uzun…Hiç kurcalamayalım böyle devam etsin. Herşey olacağına varır…” Sakın böyle bir düşünceye kapılmayın! Bu yüzden kültürümüz gelişemiyor. Daima yapılabilecek bir şey vardır ve her geçen gün bunlar birikiyor!

 

 


 

Yollardan rahatça bisiklete binebilmek, çok iyi sporcular yetiştirmek için ilk önce toplum bilinci oluşturmak gerekiyor. Toplumsal bir hareket ile bisikleti taşıt olarak tüm ülkeye kabul ettirmek gibi duruyor. Belki o zaman gencecik ve başarılı sporcularımız ve onları yürekten destekleyen aileleri olur. Bunun en doğal sonucu olarak uluslararası yarışlarda bir bir dereceler toplayan yepyeni bir nesil! Onları sürekli takip eden bir toplum…

 

 

Peki verdiğim örneğin devamında ne mi oluyor?;

 


Sonra o genç büyüyor, anne-baba oluyor ve yeniden o çok geride bıraktığı bisikletine biniyor! Tüm anne-baba sorumluluğu ile daha güzel, daha yaşanılası, daha nazik, daha temiz, daha bisikletli bir dünya için çabalıyor… Yani en az 30 yıl geriden başlamış olunuyor.  Bisiklete bir kere binmeniz yeterli, virüs zaten siz istemeseniz de bulaşacak ve anne-baba sorumluluğunu bu sefer bir kenara bırakmadan çocuğunuzun hayatını çizmek yerine ona zaman ayırıp onunla pedallıyacaksınız….

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın