Biz Hep Susuyoruz

14/08/2012  //     //  Genel

 

 

 Ülke olarak neyi istediğimizi bilmiyoruz ya da bilmemezlikten geliyoruz. Neden mi böyle dedim; sadece birazcık etrafımı inceledim.

 

Biz toplum olarak böyleyiz ama sadece bisiklette değil, her konuda… Her gün geçtiğimiz yolda kazı çalışmasına başlanır aylarca bitmez, hiç sesimiz çıkmaz. Birileri bizi rahatsız eder, ama biz asla karşı çıkmayız. Ancak konu bisiklet olunca durum daha da güzel örnekleniyor. Başlayalım sıralamaya;

 

 

Araç şoförlerinin bizlere saygı göstermesini istiyoruz, trafikte var olduğumuzu anlasınlar, bize yol versinler istiyoruz. Bunu anlatmak için kurallara uygun sürmek, araçlara kendimizi düzgün ifade etmek yerine, kuralla uymadan sürüyoruz. Örneğin araçlar kırmızı ışıkta beklerken biz bisikletliler biraz daha önden gitmek adına ışığı beklemiyoruz ya da aralarından şoförlere gıcık verecek şekilde geçiyoruz, kimi zaman onları zor durumda bırakıyoruz. Hatta bazen kavga ediyor, sonra da anlayış ve hoşgörü bekliyoruz.

 


 

Bulunduğumuz kentlerde bisiklet yolları istiyoruz. Belediye neden yapmıyor, valilik neden el atmıyor diyoruz. Söyleniyoruz, kendi aramızda kavga gürültü koparıyoruz. İş doğru mecriilere ulaşmaya geldiğinde arkamıza bakmadan uzaklaşıyoruz. Bazen bir mail atmaya, bir dilekçe yazmaya üşeniyoruz. Sonra nasılsa birileri yapar diye aylarca, yıllarca bekliyoruz. Beklerken de yine kendi aramızda kavgaya devam ediyoruz. Kendi kendimize söyleniyoruz…

 

Her gün televizyonlarda Sağlık Bakanlığının başlattığı “Obezite ile Savaş” reklamları oynuyor. Koşun, yürüyün, harekete geçin diyorlar ama bisiklete binin geçmiyor reklamda. Halbuki bisiklet; koşmak ya da yürümekten çok daha kısa sürede kalori harcatan bir spor .  Bir kamu spotunda bisikletin geçmesi ne kadar güzel bir şey olacaktır, koşmayı sevmeyen biri için güzel bir alternatif olabilir. Peki ama hangimizin aklına bu reklam ile ilgili aynı fikir geldi ve kaçımız bunu dile getirmek için en azından mail attı?

 

 


 

 

Biz ülkece sessiz kalmaya, kendi isteklerimizi kendi içimizde yaşamaya, sonradan söylenmeye, hiçbir şey yapmadan kavga etmeye alışmışız.

 

Olimpiyatlarda dereceler çok kötü geliyor, 2020’ye odaklanacağız ve gerekirse dışarıdan isimler getireceğiz açıklamasıyla yetiniyoruz. Üstelik başarılı sporcularımıza yarışmaların yolları kapatılıyor, maddi destekleri kesiliyor, bizler birilerinin bir bildiği vardır diyerek desteği çekiyoruz.

 

Bisiklet yolları yapılsın talebine cevap olarak “şehir bisiklete  uygun değil” cevabına karşılık susuyoruz.

 

Bisiklet ile giderken polis tarafından durdurulup kenardan git ikazına karşılık, kanunlarda belirtilen haklarımızı söyleyemiyoruz.

 

Bisiklete binen az diye yakınıyoruz ama eşimizi dostumuzu ikna etmeye çalışmıyoruz. Üstelik kendi rızaları ile aramıza yeni katılan bisikletçilerin bizler gibi hareket etmesini, hızlı sürmesini, yokuş dinlemeden pedal basmasını bekleyerek onları küstürüyoruz.

 

Toplu halde hareket ederek, eğlenelim diyoruz kavga gürültü koparıyoruz. Birileri kendini lider ilan ediyor, o söylüyor biz yapıyoruz.

 

Birileri geliyor, bir anda bisikleti yasaklıyor, biz bir anda halk olarak alışıyoruz.

 

 

Biz millet olarak okumuyor, araştırmıyor ve dinlemiyoruz, sadece anlamadan, düşünmeden kavga ediyoruz.. yok mu peki karşı çıkanlar, kendi bildiğini okuyanlar, tabi ki var ancak biz öyle bir toplumuz ki okuyan, araştıran, karşı çıkan ve kendi isteklerini söyleyen varsa halk olarak aslında onun gibi düşünsek de bir anda yasaklara, kurallara uyum sağlayıp, ona karşı çıkıyoruz. 


 

Biraz sert gittiysek affola… 


Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın