Artık Kararını Ver! Ben mi? Bisiklet mi?

26/03/2010  //     //  Genel

Paylaş


 

“Baba! Hani beraber puzzle yapacaktık?”

– “Akşama arkadaşlar geliyor, gelirken markete uğrar mısın?”

– “Hocam, verdiğimiz proje ne durumda?”

– “5 Hafta sonra yarış var… Acaba nasıl bir antrenman programı uygulamalıyım?” 
 

          Evet…  Tahmin edebileceğiniz üzere sorularımız, çocuğun, eşin ve yöneticinin bir babaya sorabileceği sorular, ama son soru da bisiklete binen bir babanın kendi kendine sorabileceği bir soru… 

          Yoğun bir işte çalışıyorsunuz, zamanınızın büyük bir bölümünü  alıyor… Yetişmekte olan ve her geçen zaman diliminde daha çok zaman ayırmanız gereken çocuk ya da çocuklarınız var, aynı zamanda da düzenli olarak bisiklet kullanıyorsunuz… Çoğu zaman iş ve aile dengesini kurmakta bile sıkıntı yaşanabiliyorken, işin içine bir de bisiklet giriyor.  

           2008 yılı ulusal yol yarışı şampiyonu Rob Hayles, (Ayrıntı için, http://en.wikipedia.org/wiki/Rob_Hayles) bu süreci en keskin biçimde yaşayanlardan. 2006 yılında Melbourne’de yapılan Commonwealth Oyunları’na kızı doğduktan sadece birkaç hafta sonra gitmek ve orada da 3,5 hafta geçirmek zorunda kalmış. Dünyanın öbür ucunda bir aylık bebeğinden ayrı geçirilen neredeyse bir ay… 

          Ama Rob, “İyi ki eşim Vicky, olimpik derecede bir yüzücü. Sporu ve yarışmayı çok seviyor, zira işim çok daha zor olabilirdi” diyor (Bkz. www.bikeradar.com). 

          Bu durumda olan birçok başarılı sporcu var. Örneğin Dr. Auriel Forrester, bir üniversitede bölüm başkanı ve aynı zamanda 4 kez Master’lar Dünya Pist Yarışı şampiyonu olmuş. Bunları da yalnız bir anne olarak başarmış (Bkz. http://www.scientific-coaching.com/Scientific%20Coaching/Biography). 

          Aile, iş ve bisiklet… Acaba bunlar arasında nasıl bir denge kurulabilir? En hafif bisiklet antrenmanı bile neredeyse 2 saati bulabiliyor bazı durumlarda. İşten çıktığınızda inanılmaz yorgunsunuz, ama ne zaman antrenman yapılacak? Bu konuda çeşitli görüşler var. Aslında konuyu açarken aynı konu başlığıyla www.bikeradar.com sitesinde yayınlanan bir yazıdan yararlandım. 

 

          Yazıda, özetle şu yorumlar yapılıyor: 

          “Bu koşullar altında bir kere tanımlamamızı doğru koymamız gerekiyor. Yani “hedefler”… Başlangıçta belirli, ulaşılabilir ve ölçülebilir hedefler koyarak işe başlamak en mantıklısı olacaktır. Ulaşılabilir hedeflerin konulması, beraberinde bir antrenman programı da getirecektir.” 

          Örneğin, 1 hafta boyunca toplam 400 km sürecek bir tura katılmayı planlıyorsunuz. Turu sorunsuz bir şekilde bitirecek kondisyona sahip olmak istiyorsunuz ya da bölgesel ve/veya ulusal bir yarışa katılacaksınız ve yarışı orta sıralarda bitirmeyi planlıyorsunuz… Bu şartların gerektirdiği kondisyonlara ulaşılabilmesi için kendi kondisyonumuzu da iyi analiz etmeli ve mevcut veriler üzerinden bir planlama yapmalıyız. Rob Hayles, bisikletle iç içe olan ailelere kesinlikle planlama gerektiğini, mevcut planlamanın bir duvar panosuna asılmasını ve orada aileye ve bisiklete ayrılan zamanın mutlaka yer alması gerektiğini belirtiyor. 

 

          Bu bağlamda kendimden de örnek vermek istiyorum. Eğer 30 yaşında bisiklete başlamaya karar verdiyseniz, 3 yaşında bir çocuğunuz varsa ve bisiklette geçirdiğiniz süre her geçen gün daha artmaya başladıysa, işler gerçekten zor demektir. Zira o dönemde eşim ve ben gerçekten sıkıntılı anlar yaşadık, üstelik sürecin başlangıcında haftada sadece bir kez biniyorken. Şunu söylemeliyim ki, bugünlerde haftalık sürüşlerimin 10 saati bulduğu ve yılda 5–6 kez il dışına yarışlara gittiğim oluyor, ama artık başlangıçta yaşadığım sıkıntıları yaşamıyoruz. (Artık planlamayı daha düzgün mü yapıyoruz, yoksa artık alışkanlık mı yaptı, bilemiyorum. Galiba her ikisi de…) 

          Problemi ortadan kaldırmak için öncelikle ailemle zaruri olarak beraber olamadığım dönemlerde bisiklete zaman ayırabilmenin yollarını aradım… Önce bir trainer cihazı satın aldım ve okuldaki laboratuara koydum. Öğle aralarında 1 saatlik bir boşluğum vardı ve öncelikle bu boşluğu bu şekilde değerlendirmeye başladım. Çünkü iş yerim ve evimizin arası yaklaşık 27 km ve her gün 54–55 km çıkartabilecek seviyede değildim. Öğle aralarında trainer sayesinde bir miktar ilerleme kaydedebildim. Zaman ilerledikçe, 1. gün sadece işe geliş, 2. gün de eve dönüş yapmaya, son tahlilde de günlük gidip gelebilme noktasına geldim. Dolayısıyla her geçen zaman diliminde bisiklete daha çok zaman ayırmama rağmen ailemle geçirdiğim zaman aynı kaldı. Hafta sonları da ailecek kahvaltı yapma saatimizin 10:30–11:00 olmasından hareketle sabah 07:00’de hafif bir beslenme ile antrenmanlara çıkmaya başladım. Erken saatlerde başladığım antrenman sayesinde ev ahalisi kahvaltıya oturmadan onlara yetişebiliyorum. Yarışlar için de 2–3 hafta öncesinden ev halkına yapılan bir bilgilendirme (Rob Hayles’in de dediği gibi) oluşabilecek sıkıntıları ortadan kaldırabiliyor. 

 

 

          Son olarak şu şekilde bir toparlama yapabiliriz (www.bikeradar.comdan alıntıdır) :
 

İleriyi planlayın:

Eşinizin, ailenizin ve işinizin etkin biçimde yer aldığı özel bir periyodik planlama gerçekleştirin.

 

Esnek olun:

Genellikle çocuk ve iş ile ilgili oluşabilecek gelişmeler tahmin edilebilir düzeydedir, ancak bu konuda hesapta olmayan ani gelişmeler için de hareket edebilme esnekliğine sahip olunmalıdır (Acil durum alternatifleri geliştirin).

 

Evdeki zamanı da verimli kullanın:

Turbo-trainer edinin, evde de uygun zamanlarda antrenman yapabilmenin koşullarını yaratın.

 

Hedefinizi ortaya koyun:

Yapılan antrenman ancak belirli bir amaç varsa verimli olabilecektir.

 

İşe bisikletle gidip gelin:

Aynı seansta hem işe gidip gelmeyi hem de antrenmanınızı gerçekleştirin.

 

Erken kalkın:

Aile fertleri uykudayken antrenmanınızı gerçekleştirin, kahvaltı saati evde olun.

 

Ailenizi motive edin: Eğer aileniz antrenman ve yarışlarda size destek oluyorsa, mutlaka bunun sizin için ne kadar anlamlı olduğunu onlara hissettirin.

 

 

 

 

Aylin Koç
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın