Bizlere İlham Veren Spor Dostları III (Melih Işıkçı ve Doruk Spor)

24/10/2014  //     //  triatlon

“Bizlere İlham Veren Spor Dostları” yazı dizimize Melih Işıkçı ve onu bu yıl kurduğu paratriatlon takımı Doruk Spor’ la devam edeceğiz. Dolayısı ile yazı dizimiz kendi içinde iki ayrı bölümden oluşacak. Öncelikle size Melih Işıkçı’ yı tanıtmak ve ardından Doruk Spor ve onu değerli ampute atletlerinden bahsetmek istiyorum.

Aslında kendisini tanımayan yoktur. On yıldır triatlon camiasında yarışmacı olan Işıkçı, aynı zamanda bir dönem Türkiye Triatlon Federasyonu yarış organizasyonlarını üstlenmiş bir spor yürek.

Özellikle kendisini yarış organizasyonlarını üstelendiği dönemdeki renkli sunumlarını hatırlamamak mümkün müdür? Ama ben gene de sizlere kısaca kendisinden bahsetmek istiyorum. Eğer bir süredir triatlon camiasında yer alıyorsanız, gerek yarışmacı kimliği gerek organizasyon sorumlusu kimliği nedeniyle mutlaka Işıkçı ile tanışmışınızdır. Ayrıca Işıkçı çok yönlü bir atlet olduğu için voleyboldan kayağa, rüzgar surfüne kadar çok çeşitli sporlarla iç içe yaşıyor.

1075661_10200978584320932_1324224909_n

Yakın arkadaşlarımız arasında komutan diye hitap ederiz. Elbette kendisini çok sevdiğimiz ve saydığımız için… Çünkü kendisi emekli albayımızdır… Aslında onunla nerede ve nasıl tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 2007 ya da 2008 yılıydı. Çeşme Triatlonu’ nda beraber bisiklet çevirdiğimiz en eski görsel hatıra olarak gözümün önünde duruyor.  O zamanlar triatlonda çok yeniyim ve bana göre işin zor kısmı diye düşündüğüm yüzmeyi çok fazla önemsediğim için sudan ön gruplarda çıkmaya çalışan, bisiklette ya nasip diyerek yola koyulan, koşuda da acı çekerek koşan saçma bir stratejim ya da non- stratejim var diyebiliriz. Nitekim o yarışta da kendi yaş grubumda önlerde bir yerde sudan çıktım ve atladım bisiklete. Bir süre sonra arkamdan Melih Albayım geldi yanıma. Fiziğinden hemen tanıdım kendisini. Hem kendimi hem de komutanımı motive etmek için “Sizden güç alıyoruz komutanım!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Herhalde içinden bana “Deli!” demiştir ama o anki yüksek nabız ve heyecanla söylediğim bu cümlenin altında küçüklüğümden beri askerlere ve askerliğe karşı ayrı bir sempatim olduğunu pek anlamamıştır büyük ihtimalle. Nitekim bir süre deli gibi çevirdiğimi hatırlıyorum. Sonrasında komutanım geçti gitti. Tıpkı Yılmaz abide olduğu gibi onun da arkasından gitmeye çalıştım ama olmadı, arkasına tutunamadım pek fazla… Zamanla yarış ve antrenman stratejimi geliştirmeye çalışmama rağmen uzun süre komutanımı pistlerde geçmek mümkün olamadı…

Melih Işıkçı’ nın çok sevdiğim iki ifadesi vardır. Biri “%99 başarı yoktur, %100 başarı vardır!” Bir diğeri de “Cevabını bildiğiniz soruları sormayın!” dır. Hatırlarsanız, Melih Işıkçı, 2011-2012 yılları arasında Triatlon Federasyonu’ nunda yarış organizasyonları gerçekleştirmişti. Bu dönemde kendisini yaptığım iş gereği daha yakından tanıma fırsatı buldum.  Organizasyon ve iş hayatına bakış felsefesini anlatan sıklıkla kullandığı bu iki ifadesi her zaman çok hoşuma gitmiştir. Askeri disiplinle yoğrulmuş kişiliği hayata bakışını ve onun başarısını ortaya koyduğu gibi benim gibi birçok insana da ilham verdiğine eminim. Melih komutanımın, gerek karakteri ile gerekse sporcu kimliği ile her zaman bizlere ilham veren kişiler arasında olmayı da hak ettiğini düşünüyorum…

Şimdi biraz da kendisini kendi kaleminden okuyalım…

942249_10151623235687769_2129300617_n

Melih Işıkçı
1961 İstanbul doğumluyum. Köken İstanbullu ama özellikle belirtmeliyim ilk, orta, lise ve Marmara üniversitesi BESYO’ da eğitimimi tamamladım. 1986-1988 yılları arasında Kilis’ te Beden Eğitimi Öğretmenliği… Ardında 1989’ da teğmen rütbesi ile Maltepe Askeri Lisesinde Beden Eğitimi Öğretmenliğine başlangıç yaptım.

Spor hayatımın hep bir parçası oldu. Spor değil tabi ki, maç.. Evimizin etrafında maç yapacak o kadar çok çayırlık alan vardı ki, yer beğenemezdik. Boyum uzun olduğu için de lisede voleybol takımına alındım.

Maalesef tam gelişme ve yetişme çağında olduğumuz zamanlarda sağ- sol çatışmalarından dolayı çok fazla kendimi geliştiremedim. Zira her maç kavgayla bitiyordu. Üniversitede daha iyi seviyelere geliyordum ki, sol dizimi parçaladım. Aktif spor yaşantım bitti desem yeridir.
Ben de antrenörlüğe yönelerek tam 30 yıl voleybol antrenörlüğü yaptım. Maltepe Askeri Lisesi’ nde genç ve yıldız yüzlerce sporcu yetiştirdim. Üçüncü kademe antrenör sertifikası alıp, Karagücü Takımı ile Türkiye deplasmanlı ikinciliğinde, dört sezon müsabakalara katıldım. Türkiye de 43 il dolaşmışım deplasmanlarda.

1000585_10201165829521945_457419658_n

Triatlona Neden ve Nasıl Başladım

Öğretmen olarak mesleğe başlayınca her ne kadar bütün gün üzerinizde eşofman olsa da spor yapmaktan daha fazla öğrencilere yaptırmak için uğraşıyor, spordan uzaklaşıyorsunuz. Genç yaşlarda metabolizma daha hızlı çalıştığı için ve öğrencilere ayak uydurmaya çalıştıkça fizyolojik olarak sağlam ve diri oluyorsunuz.

Ama hayat hep genç kalmanıza müsaade etmiyor. Zaman geçiyor ve orta yaşlara yaklaşıyorsunuz. Bir dönem geliyor ki hayatınızın akışı içinde yuvarlanıp gidiyorsunuz. Eğer ipin ucunu kaçırdıysanız gitti giden. Kilolar koşa koşa geliyor. Hele alım gücünüz de varsa Türk mutfağı o kadar lezzetli ki. Sonuçta bel çemberi genişliyor. Hareketler kısıtlanıyor, elbiseleriniz bedeninize uymuyor ve gardırop değişiyor, eskiden çıktığınız basmaklar size zulüm geliyor. Hayatınızın tüm lüksü elinizden gidiyor.

Ben de bu konumdaydım ki daha önceden triatlon diye adını duyduğum ve teorik olarak bilgi sahibi olduğum bir branşla şans eseri daha yakınlaştım. İlk ilgilendiğim zamanlar bu branşla ilgili düşüncelerim inanılmaz derecede olumsuzdu. Çünkü dayanıklılık isteyen, devamlı antrenman yapılması lazım olan, zaman ayırmak gereken bir branşdı. Benimse pozisyonum gereği triatlona ayıracak zamanım yoktu (Yani ben öyle zannediyormuşum).

563415_10201211556265085_384916926_n

Kara Harp Okulunda Triatlon takımının sorumluluğu bana verilince daha detaylı öğrenmeye başladım. Öğrencilerimin antrenmanı bittikten sonra akşamları ben de koşu antrenmanları yapmaya başladım. Malum, öğrencilerin gözünde rol-model olmak lazım. Koştukça fiziksel olarak düzelmeye, kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Yıllar olmuştu düzenli spor yapmayalı. “Nasıl da bırakmışım yıllar önce” diye kendime kızdığım oldu çok zamanlar. Gittikçe daha iyi koşuyordum çünkü…

25-30 öğrenci ile bisiklet antrenmanlarına çıkarken, hem antrenman verebilmek hem de emniyeti sağlamak için çoğunlukla araçta onları takip ederdim. Haliyle arabada 20-25 km süratle 1,5 saatlik antrenman çok sıkıcı geçiyordu. Bir gün, antrenmana gelmeyen bir öğrencinin bisikletine ben bindim. Öğrencilerle birlikte antrenmana çıktım. Öğrencilere yetişmek ne haddime. Ama aynı sürede olmasa da onlarla aynı mesafe bisiklet sürdüm. Daha sonraki antrenmanlarda bu çalışma ara sıra olmaya başladı. Antrenmana gelmeyen olursa bisikletini ben kullanıyordum. Amacım sadece hem öğrencilerle beraber olmak hem de fırsat yaratıp antrenman yapmaktı. Ayrıca bisiklet kullanmak da çok zevkliydi. Öğrencilerim takım olarak Türkiye‘ deki bütün müsabakalara katılıyor, başarılı sonuçlar alıyordu.

1010301_10151699979953535_198709297_n

Bu arada bende eski pantolonlarıma girmeye başladım. Belim inceldi, fiziğim gençliğime dönmeye başladı, yere daha sağlam basıyordum. Spora zaman ayırmak bana kat be kat olumlu dönmeye başladı. Beden eğitimi öğretmenliği yapmama rağmen işlerden vakit bulamadığım zamanlar gece veya sabah erken antrenman yapıyordum.

2005 yılında Eğirdir Triatlonu müsabakası için takımımla beraber Eğirdir’ e gittik. Öğrencilerimle hafif bir müsabaka antrenmanı yaptıktan sonra ertesi gün yapılacak müsabaka için dinmeye geçtik. Akşam teknik toplantı bittikten sonra hakem arkadaşlarla çay sohbeti yaparken, “Hocam sen neden katılmıyorsun?” diye sordular. Hiç düşünmediğimi ve müsabakayı bitiremeyeceğimi söyledim. Sohbet uzadıkça uzadı. Bir yandan da aklıma da kurt düşmedi değil. Müsabaka için olmasa da düzenli olarak antrenman yapıyordum. Öğrencilerle bisiklete de biniyordum. Zaten yüzme antrenmanı da yapıyordum. İçimden bir ses “Neden olmasın, en azından dene, yapamazsan terk edersin bitirmek zorunda değilsin!” dedi.

O gün bir sporcumun adalesinde sorun çıktığından onu müsabakadan çekmiştim. Akşam hakem arkadaşlarla ayrılırken “Size yarın bir sürpriz yapabilirim” dedim. Son kararımı henüz vermemiştim. Gece otele dönmek için yalnız başıma yürürken “Madem tekrar spora başladım, müsabakada performansımın ne ölçüde olduğunu görürüm ve öğrencilerimin müsabakada ne gibi zorluklarla karşılaştığını yaşayarak öğrenebilirim” diyerek yarın müsabakaya katılmaya karar verdim.

Gece heyecandan uyuyamadım desem yeridir. Sabah müsabaka başlangıç yerine geldiğimizde yarış kıyafetleri içinde hazırdım. Camia içinde beni takım antrenörü olarak bilindiğimden, sporcu olarak hazır olamadan dolayı inanılmaz bir sevgi gösterisi ile karşılandım. Zaten triatlon camiasının kapısı spor yapan herkese açık olduğundan iyiden iyiye motive olmuştum. Bu arada samimi olduğum hakem arkadaşlardan birine

-“Bu yarışmada kaçıncı olurum sence” diye sordum.(ne hata)
-“Sonuncu olursun hocam” dedi.
-“Başlayalım bakalım da göreceğiz” diyerek müsabakanın başlangıç yerine geçtim.”

Hazırdım artık ve geriye dönüş yoktu. Müsabaka başladı. “Nasılsa bırakacağım!” düşüncesiyle en son olarak yüzmeye başladım. En çok çekindiğim yüzme etabıydı. Nasıl biter 1500 m diyordum kendime. Yüzdüm, yüzdüm ve 1500 m. bitti aniden. Anlamadım ama bitti. Gözümde çok büyütmüşüm sadece. Yüzme etabının sonunda sudan çıktığımda kendimi hiç yorgun hissetmiyordum. İlginç geldi ve devam ettim.

1186686_719665394733309_598144147_n

Bisiklet sürmeye başlayınca yaptığım işten hoşlanmaya başladım. Bisiklet sürmeyi kim sevmez ki? Çocukluğumdan beri bisiklete binerdim. Haliyle bisiklet etabı biraz uzun sürdü diğer sporculara göre ama o etap da bitti.

Bisikletten indiğimde bacaklarımın kasıldığını ve değil koşmak, yürüyemediğimi hissettim. Ama “En azından 200-300 m koşar ayrılırım” dedim kendime. Bu sırada seyredenlerin ve camiadaki arkadaşlarımın sevgi selini anlatmama tarif yok. Herkes koşmam için motive edici ifadeler söylüyorlar. Bazıları kulağıma hoş geliyor ama yorgunluk belirtilerinden dolayı çok da cevap veremiyorum.

50 metre koştuktan sonra bacaklarım birden açılmaya başladı. Sanki biraz önce kilitlenen bacaklar onlar değil. “Her an bırakabilirim” düşüncesiyle koşmaya devam ettim. 300 m geçtim bir problemim yok. Koşuyorum. Tamam, çok yavaş koşuyorum ama koşuyorum. Bu arada koşuya çok önce başlamış sporcularım bana tur atarken yanımdan geçiyorlar ve övgü dolu sözler söylüyorlardı.

500-1000 m derken, “Madem buraya kadar bırakmadın, şimdiden sonra vazgeçilmez!” diyerek, finale doğru devam ettim. Son 1000 m ye girerken, yarış parkurunda sadece ben kalmıştım. Diğer herkes yarışı çoktan bitirmiş benim gelmemi bekliyordu. Son metrelerde oldukça zorlandım. Ama bitti. triatlonda her bitiren sporcuya anı madalyası verilir. Madalyamı göğsüme taktığımda duyduğum gurur anlatamam. Güzel bir iş yapmıştım. Bu iş yaparken 44 yaşındaydım. Hayatında spor olarak sadece “1 metrekarede” voleybol oynamış birisi olarak 51,5 km lik bir yarışa katılmıştım. Triatlon antrenmanım yoktu. Sağlık ve öğrencilerime örnek olmak amacıyla spor yapıyordum. O yarışı bitirmiştim. O an hayatım değişti.

İnsanların normal şartlarda (Kaza hastalık vb. gibi durumlar hariç) doğumdan ölümüne kadar çeşitli yaş dönümleri vardır. Bebeklik- Çocukluk- Ağabeylik- Ergenlik- Delikanlılık- Gençlik- Olgunluk- Orta yaşlılık – Yaşlılık- İhtiyarlılık. Bu dönemeçler kişiye özedir. Belli bir yaş aralığı yoktur. İş konumunuz, özel yaşantınız, çevreniz vb. sizi bu konuda yönlendirir. Belli bir yaş aralığı vardır, ama bu yaşın tabanını ve tavanını biraz önce bahsettiğim şartlar belirler.

1743541_719665461399969_993223368_n

Ben de bulunduğum konumda tam da olgunluktan orta yaşlılığa geçme safhasındaydım. Yarış sonunda “Değil orta yaşlılık sen daha gençsin” dedim. Belki çok idealı bir söz ancak onu hissettim kendimde. Yaşadığım tamamıyla buydu. Ve o an hayatım değişti. Hani aşk vardır, eros oku saplanır ya birden kalbine. İşte bu aynı durum. Yeni yaşam felsefem triatlon oldu birden. Türkçe de iki kelime vardır ki çok şey ifade eder. “İYİ Kİ” ve “KEŞKE”. İyi ki triatlonla tanışmışım, Keşke daha önce tanışsaydım. Ancak bir gerçek de şu ki “Zararın neresinden dönsen kardır.”

Müsabakadan birkaç gün sonra madem bu sporu yapmak istiyorum, sağlıklıysam sağlığımı korumak adına, herhangi bir problemim varsa da öğrenmek adına ilk yaptığım tüm vücudumun durumunu görmek istedim. Hastaneye giderek tahlil ve muayenelerimi yaptırdım. Herhangi bir sorun çıkmayınca, düzgün ve düzenli antrenman programları uyguladım. Sigarayı bıraktım. Hayatım düzene girdi. Çevremden övgüler almaktayım. Triatlonu bilen insanlar ise saygı duyuyor.

Triatlon hiç kimsenin nazını niyazını, kaprisini çekmeden yapabileceğiniz en eğlenceli spor. Ne eş ister, ne rakip. Ne saha ister ne pota ister, ne de top. Her yolda koşarsın. Yolda bisiklete binersin. Fırsat bulursan da yüzersin. Bitti gitti…

10 yıldır Türkiye Triatlon Federasyonu’ nun düzenlemiş olduğu birçok müsabakaya katıldım. Arada birinci falan da oldum, kürsü gördüm. Ama çoğunlukla sadece koştum. Ama bisikletimin lastiği patlayıp bırakmak zorunda olmadığım her yarışı bitirmek için yarışırım. İster birinci, ister sonuncu olayım. Önemli olan bitirebilmektir.. Çünkü neden spor yaptığımın cevabını buluyorum triatlonda.

İnsan, yaşamına yeni bir yön verme iradesini gösterebildiği sürece gençtir. Bu iradeyi gösteremeyip ‘Artık yaşamımı değiştiremem’ diyorsa gençliği gitmiş demektir.” (Vasfi Raşit Sevig)

 

Fotoğraflar: Barış BARLAS ve Anonim

Hazırlayan: Alpay AKHUN

alpayakhun
Yazar Hakkında :

Cylingtr Triatlon Editörü

Bir Yorum Yazın