Triatlonda Başarının Adı: Sedef Özçelik

23/05/2014  //     //  Triatlon - Ironman, Triatlon Haberleri

Sedef Özçelik…
Dünyanın en zor sporlarından biri olan triatlon branşında henüz sadece iki yıllık bir geçmişi var. Başarı için oldukça emek ve uzun yıllar isteyen triatlonda, iki yıla çok büyük başarılar sığdırmış bir isim. Başarı basamaklarını hızla çıkarak hedeflerine emin adımlarla yürüyor Sedef.

 

Sedef Özçelik, Iron Man

Sedef Özçelik, Iron Man

 
2012 yılında triatlon branşıyla tanışmış ve aynı yıl içerisinde Belçika’da düzenlenen triatlonun en uzun üçüncü mesafesi olan Half Iron-Man (Yüzme 1.9 km. Bisiklet 90 km. Koşu 21.1 km.) kategorisinde ikinci olmayı başarmış. Günümüze kadar sayısız dereceleri bulunan Sedef Özçelik, yoğun antrenman programının yanında yoğun bir iş hayatına da sahip. Fakat buna rağmen triatlona büyük bir tutkuyla bağlı olduğunu ve yılmadan çalışacağının altını çiziyor.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da düzenlenen Half Iron-Man yarışmasını başarıyla tamamlayan sporcumuzu daha iyi tanıyabilmek, başarısının sırrını öğrenmek ve yedincilikle bitirdiği Fransa’da ki yarış hakkında, Cyclingtr ailesi olarak sizler için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

-Biraz kendinizden ve bu spora başlama serüveninizden bahseder misiniz?

24 Aralık 1988’de Çanakkale’de doğdum. Gıda mühendisliği okudum. Daha sonra kimya mühendisliğinde mastır yaptım. 1,5 yıldır Metro Cash & Carry Genel Müdürlüğü’nde “Gıda Kategori Satın Alma” uzmanı olarak çalışıyorum. 1997 yılında yaz yüzme okulu ile Çanakkale boğazında yüzmeyi öğrendiğim günden bugüne kadar her 30 ağustosta kendimi “Çanakkale Boğaz Maratonu” yüzme yarışması startında buldum. 1999 – 2010 yılları arasında su altı hokeyi&rugbysi ve serbest dalış sporları ile ilgilendim. 2002 yılında ilk defa su altı rugbysinde “Ümit Milli” takıma seçildim. Sonraki senelerde takım olarak ve bireysel birçok Türkiye derecesi kazandım. Su altı rugbysinden arkadaşım Özgür Aksaman triatlona merak sarmıştı ve benimde triatlon yaparsam dayanıklılığım ve ciğer kapasitem çok yüksek olduğu için çok başarılı olabileceğimi söyleyerek beni triatlona başlatmaya çalışıyordu. 2-3 yıl ikna etme çalışmalarından sonra ilk triatlonumu daha önce hiç bisiklete binmeden ve koşmadan gittiğim Ekim 2011 Kuşadası’ nda denedim. Kuşadası bisiklet parkurunda yokuş aşağı inerken bisiklete tutkuyla bağlandım. Şu anda üç branştan en başarılı olduğum ve en çok sevdiğim de bisiklettir. Bu yarışmadan sonra triatlona başlamaya karar vermiştim fakat İron-Man’in ne olduğu ile ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Ta ki Boğaziçi’nde Mühendislik kulübünün satış seminerinde Server Tanfer’den triatlonu ilk Boğaziçi Üniversitesinde yapmaya başlamaları ve kendisinin İron-Man serüvenini duyana kadar. O seminerde kafamdaki en büyük soru işareti yanıtlanmıştı. Başarılı bir kariyer ve başarılı bir spor hayatı aynı anda olabiliyordu. 2012 yılında kendime ilk yol bisikletimi aldım ve temmuz ayında Belçika’nın Antwerp şehrinde düzenlenen Antwerp 70.3 İron-Man yarışmasında 18-24 yaş grubunda 2. olarak bitiş çizgisinde havalara uçarken buldum. Sonrasında 1 yıl gibi kısa bir sürede Türk triatlon milli takımına seçildim ve ülkemizi Sırbistan ve Edirne’de düzenlenen “Balkan Şampiyonası”nda temsil ettim. Tecrübe kazanmak için ufak büyük her üç branştan ayrı ayrı sayısız yarışmaya katıldım ve bir çoğunda kürsüde klasik gülerek pozumu verdim. Profesyonel iş hayatım başlayınca yarış sayım azaldı fakat triatlona olan tutkum o oranda arttı.

-Çok fazla triatlon geçmişinizin olmamasına rağmen İron Man gibi zor bir yarışı dereceyle bitirdiniz. Bu kadar kısa sürede bu seviyeye ulaşmak için hayatınızda yapmış olduğunuz fedakarlıklar nelerdir?

Triatlona kısa sürede adapte olmamda önceki yaptığım sporların dayanıklılık gerektiren sporlar olmasıdır. Fakat sadece dayanıklılık yeterli olmuyor. Bir Iron-Man yarışını bitirmenin arkasında saatlerce verilmiş emek vardır. Bisiklete binmeye tutku ile bağlanmıştım fakat geliştirmek için dersten çıkar çıkmaz yurttan bisikletimi alıp Bebek-Sarıyer arasında mekik dokuyordum. Hatta okuldan arkadaşlarım Sarıyer otobüslerinden daha çok sefer yapıyorsun yeter artık diye espri yapıyorlardı. Bunun yanında tüm yaşam planımı antrenmanlarıma göre organize ettiğim için bazen arkadaşlarımdan “Sedef gene mi antrenman?” şeklinde isyan bayraklarını duyuyorum.

-Günlük, yoğun bir antrenman programınız olduğunu tahmin ediyorum. Meslek hayatınız ile birlikte bu yoğun antrenman programınızı nasıl uyguluyorsunuz?

Haftada 15-20 saat aralığını bulan bir antrenman programım var. İş yaşamında da sabah 8 akşam 17:30 çoğunlukla daha geç saatlere kadar mesaili çalıştığım dinamik bir işim var. Yaptığım işleri tutku ile bağlanıp severek yapıyorum. Hafta içi sabah 5’te uyanıyorum. İş öncesinde programıma göre sahilde bisiklet ya da yüzme yapıyorum. İşten erken çıkabilirsem ikinci antrenmanımı Enka’da koşu ya da Boğaziçi’nde yüzme antrenmanlarımı yapıyorum. Akşamları da 22:30’da uyuyorum. Bu yoğun tempoyu düzenli bir şekilde devam ettirebilmek adına her pazar günü bir sonraki haftamı, saati saatine planlıyorum ve ekstradan çıkan aksaklıklar dışında uymaya çalışarak dengeyi sağlıyorum.

-Biraz da Fransa’da ki yarıştan bahsedelim… Parkur hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

2014 sezonundaki yarışlarımızı yakın arkadaşım Burcu Aslanağı Ömür ile birlikte seçmiştik. Burcu geçen sene Nice Iron-Man’ine hazırlanırken tüm uzun antrenmanlarını birlikte yaptık. O sıralarda aklımda tam İron-Man’i 30 yaşından önce yapmak kesinlikle yoktu. Burcu Nice’de yaş grubunda 3. oldu ve Hawaii “Dünya Şampiyonası”na katılma hakkı kazanan ilk Türk bayan sporcu oldu. Burcu’nun başarılarından ve motivasyonundan etkilenerek bende tam İron-Man yapmaya karar verdim. Zaten tüm antrenmanlarımızı birlikte yapıyorduk. “Aix En Provence Half İron-Man”i ara yarış olarak, “Zurich Iron-Man”ini’de ana hedef yarış olarak seçtik ve yorucu antrenman periyoduna başladık. Bu yarışı seçerken bu kadar zor bir parkur olabileceğini düşünmemiştim. Burcu ayağında yaşadığı ufak bir sakatlık yüzünden yarışı iptal etti. İlk etapta tüm hazırlıkları birlikte yaptığım arkadaşımın katılmaması moral bozucu olsa da yarışa odaklandım. Türkiye’den 10 kişilik çok güzel bir ekiple birlikte katıldık. Sabah bisiklet antrenmanlarımı birlikte yaptığım Berry Nae’nin ve ilk “Half İron-Man”ini yapacak olan yakın arkadaşım Didem Aksoy’unda ekipte olması beni çok motive etti. 2012 yılında ilk Half İron-Man’im olduğu için düz bir parkur olan Antwerp yarışını seçmiştim. Bu yarış Anwerpe’e göre zorluk açısından çok farklıydı. “Aix En Provence” parkuru bisiklet etabında 1100 metre ve koşu etabında 250 metre tırmanış vardı. Daha önceden iki kere Kıbrıs parkurunda da yarışmıştım. Yarıştan bir gün öncesinde bisiklet parkurunu gezene kadar Kıbrıs yarışını yokuşlu zor bir parkur olarak değerlendirirdim. Bisiklet parkuru 1100 m tırmanışın yanında içinde 3 tane U dönüşünün de bulunduğu çok keskin virajları içeriyordu. Bu da yokuşları çıkarken kaybettiğim hızı yokuş aşağı teknik inişlerde zayıf olduğum için tolere edemeyeceğim gerçekliğini yüzüme çarptı. Heyecan seviyem fazlasıyla arttı ama artık yapacak bir şey yoktu. Koşu parkuru da, bu sene benim şansıma değişmişti. Daha önceki yıllarda olması gereken ölçülerden kısa olan parkur uzatılmış ve dolayısıyla yokuş sayısı da artmıştı. Yarışın başlangıcı olan yüzme etabı dalgalar halinde çıkıldığı için çok rahattı. Yüzdüğümüz Peyrolles gölü çok güzel bir göldü. Yarış sabahı 7.42’de bayanlar olarak Pro atletlerden 10 dakika sonra start aldık. 1900 metre olan etabı yaklaşık 100 metre fazla yüzerek 35 dakika da tamamladım. İlk değişim alanı yaklaşık olarak 750 metreydi. Çantamı da bulamayınca yaklaşık 6 dakika gibi uzun bir sürede bisikletimi alıp bisiklet etabına başladım. Bisiklet en güçlü olduğum branştı fakat ilk 15 km. ters rüzgar gelince bir an için sonrasında beni bekleyen yokuşları da düşünerek motivasyonum düştü. Sonrasında bu rüzgar herkes için; “Sedef süreye odaklanma. En iyi performansla çevir.” diyerek kendimi motive ettim. Tüm antrenmanlarımızı yokuşlu parkurlarda yaptığımız için hiç zorlanmadan bisiklet etabını tamamladım. Son 20 km’de daha önceden kullanmadığım jelleri kullandığım için karnım ağrımaya başladı. Fakat ağrıyı yok sayarak kendimi motive ettim. Performansımın düşmesine izin vermedim. 3 saat 9 dakika gibi bir sürede bu yokuşlu ve keskin virajlı parkuru bitirdim. 2. değişim alanında yaklaşık 500 metre uzunluğundaydı. Orada ufak bir WC molası verdim ve en zayıf olduğum koşu etabına başladım. Koşu parkurunda sürekli arkadaşlarımla karşılaştık ve birbirimizi motive ettik. Yokuşlar gerçekten inanılmaz zordu. Yürüyen insanları gördükçe bu yarışın aslında en zor Half İron-Man’lerden biri olduğunu anladım. Kendimi yürümemeye şartladım, tempomu oturttum ve koşunun her anında temmuz ayında yapacağım tam İron Man’in nasıl olacağını nasıl yarışmam gerektiğini kurguladım. Son turu atıp pembe bilekliği alıp Türk bayrağını kaldırarak bitiş çizgisinden geçtiğimde tüylerim, gurur ve mutluluktan diken dikendi. Saatime ilk o anda baktım. Toplam sürem 5 saat 45 dakikaydı. Süre olarak baktığımda Half mesafe yarışlarında geçen sene Antalya’da yaptığım 5 saat17 dakikalık dereceye göre çok yüksek bir dereceydi. Ama bu kadar zor bir parkuru bitirebilmenin mutluluğu inanılmazdı.

-Parkurda en zorlandığınız kısım hangisidir? Eksik bir yönünüzün olduğunu düşünüyor musunuz?

Koşu etabındaki yokuşlarda inanılmaz zorlandım. 3-4 kilo fazlalık beni aşırı derecede zorladı. Benim bu sporda en eksik yönüm tatlıyı çok sevmem ve bir türlü uzaklaşamamam. Çikolata ve dondurmaya dayanamıyorum. İş ortamımda sürekli gıda ile iç içe olduğu için beni çok zorluyor. Yarıştan döndüğümden beri kalori hesabı yapıyorum ve abur cubur yemiyorum. Bu kilolarla Zurih Iron-Man’inde ne kadar zorlanacağımı gördüm.

-Uzun bir yarış öncesinde, start verilmeden hissetmiş olduğunuz duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Yaklaşık 15 yıldır yarışlara katılıyorum. Start çizgisine geldiğimde sanki ilk defa yarışa katılıyormuşum gibi çok heyecanlanıyorum. Iron-Man yarışlarında bitiş çizgisini düşünerek yarışa odaklanmaya çalışıyorum. Bisiklet etabında oluşabilecek her hangi teknik aksaklıklara karşı kendime iyi dilekler gönderiyorum. Yaklaşık 1600 kişinin de benimle aynı heyecanı paylaştığını ve o çizgiye gelene kadarki harcadıkları yüksek emeği düşünüyorum. İçimden herkesin en büyük rakibimin dahi problemsiz yarış geçirmesini dileyerek ilk kulacımı atıyorum.

 

Sedef Özçelik, Iron Man

Sedef Özçelik, Iron Man

-Oldukça yorucu ve uzun bir yarış… Yarış sırasında sizi motive eden nedir?

Yarış sırasında sol ve sağ omzumun üzerinde bana sürekli yardımcı olan 2 tane meleğimin olduğunu düşünüyorum. Hırslı ve inatçı bir karakterim olduğu için sağlık ve teknik bir aksaklık dışında yarışı her türlü bitirebileceğimi bildiğim için motivasyonum hiç bir zaman düşmüyor. Her etapta çok iyi olduğumu ve çok iyi hazırlandığımı kendime hatırlatarak motivasyonumu yükseltiyorum. Bazen kendi kendime sesli olarak annemim bana dediği gibi “Sedef sen çok güçlü bir kızsın, yapabilirsin.” diye sesli olarak kendimle konuşuyorum. Ayrıca birlikte antrenman yaptığım onlarca güzel insanın nasıl bir heyecanla beni takip ettiklerini bildiğim için daha bir heyecan ve hırsla koşuyorum. Bu yarışta bisiklet parkurunda en yakın arkadaşım ve her konuda örnek aldığım Burcu’nun sesi kulaklarımda çınladı. “Sedom korkma! Tam viraja geldiğinde frenleri eşit sıkmayı sakın unutma.” gibi binlerce verdiği tavsiye ile daha da motive oldum.

-Türkiye’de uluslar arası Iron-Man yarışı düzenlenmesi için Antalya’da çalışmalar olduğunu biliyoruz. Sizin bu yarışta almış olduğunuz başarı ile Türkiye’de Iron-Man sporunun gelişmesine beklenen katkıyı sunacağını düşünüyor musunuz?

Sedef Özçelik, Iron Man

Sedef Özçelik, Iron Man

Türkiye’de bu yarış resmi Iron-Man ismi ile yapılırsa tabii ki de severek katılırım. O atmosferi kendi ülkemizde binlerce dünya insanı ile birlikte yaşamak inanılmaz keyifli olur. Türkiye’de İron-Man’in gelişmesinden önce insanlarda spor kültürünün oluşması gerekiyor. Çekirdek çevremi spor bilinci anlamında etkileyebiliyorum. Mesela lisedeyken yüzme bilmeyen arkadaşlarım şimdi benimle birlikte boğaz maratonunu yüzüyorlar. Bu tarz gelişmeler beni çok mutlu ediyor.

 

-Türkiye’de triatlonun özendirilmesi için sizce ne gibi çalışmalar yapılmalıdır?

Türkiye’de son yıllarda koşuya olan ilgi fazlasıyla arttı. Zaman içerisinde koşudaki ivme diğer sporlarda da yakalanacaktır. Fakat bunların hepsi ülkenin ekonomik yapısı ile alakalıdır. Triatlonun gelişebilmesi için öncelikle yüzme, bisiklet ve koşu branşları gelişmelidir.

-Gelecek yıllardaki hedefleriniz nelerdir?

Yakın vadedeki hedeflerim iş kariyerimde başarılı bir noktaya gelirken beni motivasyon anlamında destekleyen İron-Man yarışlarında da performansımı en iyi şekilde geliştirmektir. Ayrıca yaş grubumda ilk 3’e girerek “Hawaii Dünya Şampiyonası”na katılabilmek istiyorum. Uzun vadede ise 65 yaşına geldiğimde, Avrupa’daki nineler gibi İron-Man’ı bitirmek istiyorum. Bunu yaparken de, 2012 yılındaki 23 yaşındaki gülümsemem ve mutluluğumu sürdürmeyi temenni ediyorum ve Çanakkale Boğaz yarışlarına hala o yaşlarda torunları ile katılabilen sağlıklı birey olmak istiyorum.
Cyclingtr aracılığı ile buradan; Öncelikle her zaman yanımda hissettiğim aileme, sonrasında tüm antrenmanlarımızı birlikte yaptığımız ve her zaman örnek aldığım bizi, Hawaii Dünya Şampiyonası’nda temsil eden antrenman arkadaşım Burcu Aslanağı Omur’e, bilgi ve tecrübesiyle her zaman bize yardımcı olan Oğuz Omur’e, beni triatlon sporu ile tanıştıran Özgür Aksaman’a, ilk İron-Man’imden önce bana bisiklete binmeyi öğreten Fatih Altan’a, Boğaziçi’nde ilk triatlona birlikte başladığımız ve bana kilitli pedalı kullanmayı öğreten arkadaşım Melih Daltaban’a, ilk “İron-Man yapacağım” dediğimde bana yüreklerinden inanan Boğaziçi’nden sınıf arkadaşlarım Hilal Fidan ve Erge Akbaş’a, Team Kemer’e kısacası bana antrenmanlarımda destek olan ve hayallerime inanan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Sedef Hanım, bu güzel sohbet için Cyclingtr ailesi olarak sizlere teşekkür eder, iş ve spor hayatınızda başarılarınızın devamını dileriz.

 

 

 

 

sedef4

 

 

Murat Çiftci
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın