Türk Ironman’ lerin Avrupa Çıkarması V

01/09/2012  //     //  Triatlon Yarışları

Türk Ironman’ lerin Avrupa Çıkarması adlı yazı dizimizin beşincisine, “Ironman Zurih” ile devam ediyoruz. Geçtiğimiz ay “Ironman Zürih” e katılan İbrahim Çağlar Taş ve Çağlar Çiftçi ile birlikte Türk Demir Adam’ larının arasında iki sporcumuz daha katılmış oldu.

 

 

Bu yıl geçtiğimiz yıllara göre daha çok sayıda ironman ve ironman 70.3 yarışına katılan Türk sporcularımız hem nicelik hem de nitelik açısından geçtiğimiz yıllara göre daha büyük bir resim çizdikleri görülmekte. Bu açıdan bakıldığında tamamen amatör bir ruhla ve kendi imkanları ile dünya çapındaki büyük ve zorlu organizasyonlarda yarışan Türk sporcuların elde ettikleri zaman ve derecelerin oldukça önemli olduğu söylenebilir.

 

 

 35-39 yaş gurubunda yarışan İbrahim Çağlar Taş Zürih’ te 11:06:38’ lik zamanı ile toplamda 1749 kişi arasında 437 inci olurken, kendi yaş gurubunda 334 sporcu arasında 92 inci sırada yer aldı. İbrahim Çağlar Taş’ ın yarıştığı 35-39 yaş kategorisindeki en iyi zamanı ise 35 yaşındaki İsveçli sporcu Reto Stutz, 9:00:52’ lik sürede yarışı tamamlayarak kategorisinde birincisi oldu

 

 

40-44 yaş gurubunda yarışan Çağlar Çifti ise elde ettiği 11:40:36’ lık zamanı ile 1749 kişi arasında 630 uncu, kendi yaş grubunda 365 sporcu arasında 121 inci olarak oldukça iyi bir zamana imza atmış oldu.  Çağlar Çiftçi’ nin yarıştığı 40-44 yaş grubunda yarışan 40 yaşındaki Fransız sporcu Adrien Boullier ise elde ettiği 9:11:45’ lik süre ile yaş gurubunda birinci olarak ipi göğüsledi.

 

 

 “Ironman Zurih”, İsviçre’ de koşulan önemli yarış organizasyonlarından biri olma özelliğini taşıyor. 2000’ e yakın sporcunun kayıt yaptırdığı “Ironman Zurih” de 1749 sporcu yarışı tamamladı. 53 sporcunun yarışıtğı Pro’ lar kategorisinin “Pro Erkekler” bölümünde, 33 yaşındaki İsveçli sporcu Ronnie Schildknecht, 8:17:13’ lik oldukça iyi bir süre ile ile yarışın şampiyonu olurken, “Pro Kadınlar” kategorisinde yarışan 39 yaşındaki Macar sporcu Erika Csomor, elde ettiği  9:20:16’ lık zamanı ile Pro Kadınlar şampiyonu oldu.

Serimizin bu bölümüde “Ironman Zürih” te ilk kez tam mesafe koşan Çağlar Çiftçi’ nin izlenimlerini sizerle paylaşmak istedik ve kendisine “Ironman Zürih” i sorduk. O da bizi kırmayıp duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaştı. Ama önce Çiftçi’ nin spor özgeçmişine kısaca bir göz atalım.

Çağlar Çiftçi

 

Çiftçi’ nin çocuklukta yelken sporu ile başlayan spor hayatı, lise ve üniversite yıllarında basketbol ile devam etmiş.  Sonrasında girmiş olduğu tıp fakültesinde kısa bir süre de su topu ile ilgilenmiş. Okul hayatından sonra pek fazla spora vakit ayırmamış Çağlar Çiftçi. Bir süre kendini işine veren Çiftçi’ nin dayanıklılık sporu ile tanışması tıpkı Kemal Merkit gibi zorlu motor sporları sevgisi sayesinde olmuş. Çiftçi, Land Rover G4 yarışı için katıldığı elemeleri geçmiş ve çeyrek finale kalmış. Katılmış olduğu bu elemelerde Fırat Dizman ile tanışmış ve ondan sonra triatlon ile ilgilenmeye başlamış.  O günden sonra yılda birkaç kere triatlon yarışına katılmış Çiftçi. Ardından 2011’ de Antalya’ da ilk maratonunu koşmuş. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında Kıbrıs’ ta koşulan yarı mesafe demir adam mesafesi yarışı olan Kasım Şakası’ na katılmış ve o yarıştan sonra 2012’ de tam mesafe Ironman yarışına katılmaya karar vermiş.

 

 

Tam mesafe Ironman yarışında önceki 8 ay boyunca düzenli antrenman yapmış. Bundan bir buçuk yıl öncesine göre toplam 15 kilo vermiş başarılı sporcu. İlk 12 kilosunu Kıbrıs’ tan önce sonrasında ise 3 kilo daha vermiş. Kendi deyişiyle; “Son sekiz ayda yapmış olduğum düzenli ve planlı antrenmanlar sayesinde performansımdaki gelişim beni bile hayrete düşürecek boyutta oldu.”  Şeklinde diye ifade ediyor bu süreçte yaşadıklarını. Çiftçi’ nin, geçtiğimiz yıl ironman yarışları için aldığı Zipp jant setli Specialized S Works Venge model bisikletine aşık olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

 

 

Kısaca Çiftçi’ yi tanıttıktan sonra gelin şimdi Çağlar Çiftçi’ nin kendi ağzından “Ironman Zürih” i yaşayalım…
Perşembe öğlene doğru Zurih’ e indiğimde 16 derecelik bulutlu bir hava beni karşıladı. Yaklaşık 2 aydır serinlikte çalışabilmek için 4.30- 5.00 da kalkan buna rağmen 30 lu sıcaklıklarda antrenman yapan biri olarak birden kendimi çok güçlü hissetmeme sebep oldu bu hava. Taksi ile otele geçip hemen bisikletimi topladım. Artık buna elim çok alıştı 15 dakika içinde halledebiliyorum ve bisiklete atlayıp rehberli rota tanıtım turuna yetişmek üzere yola çıktım. Ancak yolda yakalayabildiğim turun küçük bir kısmına katılabildim. “Hardbreak Hill’” i onlarla tırmandım. Sonra tekrar otele döndüm ve Zurih’ i gezmek üzere aile fertleri ile buluştuk. Ertesi gün bir ara giderek kaydımı yaptırdım ve oradan fuara daldım. Orada gerçekten şekerciye girmiş çocuk gibi hissediyorsunuz kendisinizi. İnsan her şeyi almak istiyor…

Cumartesi sabah erkenden kalkıp yarış alanına gittim. 15 dakikalık hafif bir yüzme antrenmanı yaptım. Oradan çıkarken Çağlar Taş ile karşılaştık. O da yarış kaydını yaptırmak için gelmişti. Sonrasında 15 dakikalık bir hafif koşu yapıp kahvaltıya gittim. Öğleden sonra verilen saatte bisikletimi değişim alanına bıraktıktan sonra otele dönüp çantamı ve diğer malzemeleri hazırladım. Artık yapacak bir şey kalmamıştı. Sabah erken kalkmak ve yapmış olduğum antrenmanlar, akşam erkenden uykuya dalmamı sağladı.

 

 

Sabaha karşı 3.30 gibi gayet dinç bir şekilde uyandım. Kahvaltımı yapıp otelden çıkarken hava hala karanlıktı ve yağmur yağıyordu. Değişim alanına girdim ve malzemelerimi yerleştirdim. Wetsuitimi giyip, yüzme start alanına doğru yürümeye başladım. Bir süre sonra Çağlar Taş ile karşılaştık. O sırada Çağlar, vazelinlenip wetsuitini giyiyordu. Beraber start alanına doğru yürüdük. Yarışa 15 dakika kala suya girip biraz yüzdük sonra start alanında en önde iyi bir yere yerleştik.

Pro startından sonra artık sıra bize gelmişti. Antrenörümün tavsiyesi bunu yarış değil uzun bir antrenman günü olarak düşünmem şeklinde olmuştu. İşte o anda tekrar bunu hatırladım ve o anda verilen işaretle birlikte kendimi suda buldum. Yüzmemin iyi olduğunu düşünürüm ama sizinle aynı şeyi düşünen en az 300 kişi daha olunca ne yaparsanız yapın ilk dakikalar zorlu geçiyor. Ben de bu yüzden biraz duraksadım ve hatta bir ara yüzmeyi bırakıp açık bir rota aradım kendime. Biraz zaman kaybından sonra tempomu ve yerimi bulup yüzmeye devam ettim. Bu arada yüzme etabından kendimce bazı dersler çıkardım. İşte bazıları:

-hedeflediğiniz dereceye uygun bir sıradan yüzmeye başlayın eğer çok iyi değilseniz önden başlamak sadece  dayak yemenize sebep olur
-dubalara 10 metre kala daha derin nefesler alarak dönüşlere daha güçlü girin. Çünkü burada herkes kısa rotadan dönmek istediği için tekrar çarpışmalar yaşanacak
-Gereksiz temas ve savaştan kaçının. Harcadığınız her gereksiz efor size güç ve zaman kaybettirir.

 

Neyse, yüzmeden oldukça rahat çıktım. Bu arada Garmin’ ime gelen darbeden saat modu değiştiği için zamanı göremedim ancak çok umurumda da değildi. Değişim alanı koştum ve wetsuitimi çıkarmaya başladım. O an bunu da prova etmediğime pişman oldum, çünkü sanki çıkmak bilmiyordu zorladıkça bacaklarıma kramp gireceğini anladım ve yere oturup bu şekilde hallettim.

Bisikletimi alıp fırladım. Bisikletin ilk 30 km si düzdü ve bu arada güneş açmıştı ortalama hızım 35 km civarıydı rahat çeviriyordum. Her şey iyi gidiyordu. Bu arada yüzmede arkamdan çıkan birçok iyi bisikletçi beni geçmeye başladı. Aslında bunların birçoğu da draft yapıyordu. Buradan akımda kalan bir diğer şeyde yüksek profil jantları sizi geçerken çıkardığı değirmene benzeyen garip ses (bunu bolca duyduğumu söyleyebilirim). Bisiklet kursu boyunca hep içimden: “Bu senin kendinle yarışın, kimseyle değil diye tekrarladım.”

 

 

Sonra yokuşlar başladı açıkçası ben parkurun bu kadar yokuşlu olduğunu tahmin etmemiştim. Bodrumda antrenmanlarda yokuşların bolluğundan bıkmıştım ancak bunun faydası yarışta çok fazla oldu. Ayrıca su istasyonları da oldukça çoktu ilk yokuşlardan sonra yanıma aldığım barların vs çok fazla olduğunu anladım bunları atıp suyun bir kısmını boşaltarak ağırlığımı azalttım. İlk turu 2 saat 52 dk bitirmiştim. İkinci turda hava değişti yağmur rüzgar başladı. Yolda mekanik arıza ya da kaza nedeniyle kalanları gördükçe çok üzüldüm. Çünkü bunca aylık çalışmadan emekten sonra böyle yarış dışı kalmak gerçekten çok üzücüydü.

İkinci turda özellikle Beast tepesinde bacaklar laktik asitle doldu. Bu tepe hem çok eğimli hem de git git bitmiyor. Buradan inerken maratonu düşünmeye başladım ancak hemen vazgeçtim. Daha 30 km ve Hardbreak Hill vardı . “Her şey etap etap.” dedim içimden. Bu arada yağmur ve rüzgar iyice artmıştı. İnişte bir anlık dalgınlıkla ciddi bir kaza ihtimalini atlattıktan sonra tekrar tüm gücümle yola odaklandım oldum. Artık bisikletin bitmesine çok az kalmıştı Hardbreak Hill başlangıcında vitesle bir sorun yaşadım bir süre küçültemeyip bocaladım sonra bir şekilde hallettim ancak bacaklarım hakikaten çok zorlanıyordu. Son gücümü harcayıp bacaklarım laktik asitten yanar bir şekilde tepeyi çıktım ve aşağı sallandım. Hayatımın en lezzetli kolasını burada içtiğimi söylemeliyim. Değişim alanına girdiğimde 6 saat yeni dolmuştu. İyi gidiyordum. Biraz oturup soluklandım. Bir şeyler içtim ve yedim.

 

Koşuya başladım ve yarış başından itibaren en önemli hatamı yaptım. İlk turu iyi bir şekilde koşarken her önüne geleni yedim içtim. Bisiklet oldukça hırpalamıştı ancak böyle yemek ikinci turda beni ciddi bağırsak krampları ile karşı karşıya bıraktı 3-4 kez durmak zorunda kaldım ve en az 8-10 dk kaybettim. Aldığım su süngerlerini mayomun içine koyarak geçmesini beklediğim ancak geçmiyordu koşamıyordum. Bir ara umudumu yitirdim ve “Bundan sonrası yürüyerek geçecek yapamayacağım!” diye düşünmeye başladım. Neyse ki tam bu sırada bağırsaklar yolunu buldu ve rahatlama başladı.

 

 

İkinci tur sonunda iyice yorulmuştum ve yürüyenler beni çok demotive ediyor. Çünkü onları görünce insan hep bende biraz yürüsem diyor ancak ben su istasyonları dışında yürümemeye karar verdim ve kalan yarış boyunca bunu uyguladım. Ondan sonra hep tavşanlar buldum onlara takıldım ve kendimi iyi hissettiğimde biraz daha hızlı birine atladım. Son bileziği taktığımda artık yarışı bitireceğime inanmıştım. Ancak yinede son dört km’ ye kadar hızlanmaya cesaret edemedim. Son dört km’ yi, kalan tüm gücümle koştum bacaklarımdaki her kas sanki patlayacak kadar şişmişti.

 

 

Finish’ e girip zamanı gördüğümde sevincim ikiye katlandı. 11:40 benim için mükemmel bir zamandı. Madalyamı alıp ailemin yanına gittim ve onlarla sarıldık. İşte başarmıştım. Orada oturup uzun süre kendi kendime güldüm. Mutluluk bu olsa gerekti…

 

 

Hazırlayan Alpay AKHUN

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın