Noyan Kıran’ın Ironman Nice Mücadelesinde Mutlu Son

11/07/2013  //     //  Triatlon Yarışları

 

Aslında Noyan Kıran arkadaşımızın Fransa-Nice Ironman macerasını yarış bittikten birkaç gün sonra haberle birlikte vermeyi planlamıştık. Fakat işler istediğimiz gibi gitmedi.  Yarıştan birkaç gün sonra kendisine ulaşan can sıkıcı bir haber, hem Noyan Kıran’ ın hem de bizlerin tadını kaçırdı maalesef. Gerçi kendisi bizlerle paylaştığı ironman macerasını aktardığı aşağıdaki yazıda bu konuya pek fazla değinmese de ben dilim döndüğünce sizlere aktarmak istiyorum.

 

Öncelikle zaman zaman beraber antrenman da yaptığım değerli spor adamı Noyan Kıran’ ın sporda fairplay ve centilmenliğe oldukça fazla önem verdiğini söyleyemeliyim. Kendisini yakından tanıyanlar zaten bunu gayet iyi bilir.

 

Ardından yaşanılan tatsız olaya gelirsek; yarışı sorunsuz tamamlayan Kıran, yarış bitiminden birkaç gün sonra sonuç listesinde zamanlarını göremeyince elektronik posta yoluyla durumunu öğrenmek istemiş. Kendisine gelen cevapta diskalifiye edildiği yazılıymış. Gelen mesajda: ”Kart gösterilmesine rağmen, 6 dakika durarak bekleme cezasını çekmemekten ötürü diskalifiye oldunuz”  şeklide bir açıklama bulunuyormuş. Hemen Fransa Triatlon Federasyonu kurallarını incelemeye alan Kıran; “Hakem düdük çalar, ilgili numarayı veya ismi anons eder, parmakla bay veya bayan diye işaret eder. 5 saniye boyunca kartı gösterir ve Penaltı diye bağırır” şeklindeki kuralı bulmuş.

 

 

Kendisi ile yaptığımız görüşmede; “ Kart görmüşüm ve 6 dakika cezasını çekmek için ceza alanına girmemişim. Netice olarak da diskalifiye olmuşum. Oysa ben ne hakem gördüm, ne de kart.  Onca emeğe, orada harcanan efora ve çekilen tüm zorluklara rağmen diskalifiye riskini alıp 6 dakika ceza çekmekten kaçacağımı düşünmek çok saçma. Zaman o kadar önemli olsaydı, o yarışı zaten10 dakika hızlı bitirebilirdim. Belki bir hakem kart gösterdi ama ben görmedim. Sonuç olarak itiraz ettim ve bir sonraki aşamada kanıt isteyeceğim. Çünkü benim sözüme karşı hiç görmediğim bir hakemin sözü var. Yarış boyunca inanılmaz grup sürüşleri vardı ve ben onlardan uzak durmaya çalıştım. Yani yarışın geneline bakınca da kartlık bir aksiyona belki -zorunlu olarak- bir iki defa girmişimdir. Bisiklete girişte sıra beklediğimi düşünürsen pistin ne kadar kalabalık olduğunu tahmin edebilirsin. Yokuşlarda insanlar en fazla 3-4 metre aralıkla sürdü. Yokuş aşağı ise zaten sıkıntı olmuyordu.” Şeklinde açıklamada bulundu.

 

Son görüşmemizde aldığım bilgiye göre; itirazının üstünden bir hafta geçmesine rağmen olumlu ya da olumsuz bir cevap halen gelmemişti. Ben bu yazıyı bugün, bu haliyle yayına almışken,son anda gelen iyi bir haber herşeyi olumlu yönde değiştirdi. Yazının başlığı da aynı yönde değişmek durumunda kaldı. Çünkü Noyan, geçtiğimiz günlerde sadece Nice gidip zorlu bir parkurda ultra mesafe mücadelesi vermekle kalmayıp, sonrasında da elinden alınan resmi finiş zamanını geri almak için ayrı bir mücadele daha vermiş oldu.

 

Kıran’ a bugün son anda gelen mesajda özet olarak: ” Siyah kart görmediğiniz kabul edebiliriz, fakat final sonucunuza altı dakika ilave etmeye karar verdik.”  şeklinde.  Bu açıklama bana burada ilginç bir durum oluştuğunu düşündürdü. Hakem heyeti, bir yandan Kıran’ ının kart görmediğini kabul ediyor, diğer yandan ceza-i süre olan altı dakikayı finiş zamanına ekliyor. Biraz garip bir düzeltme olmuş sanki. sanırım denmek isteniyor ki: hem siz haklısınız, hem de biz haklıyız. Kısacası: “Ne şiş yansın, ne de kebap” gibi olmuş biraz. Ama sonuç olarak mutlu sonla bitmesi elbette çok güzel…

 

Evet bu kadar ön bilgiden sonra ilk olarak Noyan Kıran’ ı kendi ağzından biraz tanıyalım, ardından da ironman macerası…

 

Üniversite yıllarının sonuna doğru –nereden geldiğini bilmediğim bir içgüdüyle- koşmaya başladım. 2002 yılında 10 kilometreyi hiç durmadan koşmayı başarmıştım. 2003 yılında ilk yarı maratonu mu 1 saat 48 dakikada, 2004 yılında ise ilk maratonu mu 4 saat 5 dakikada tamamladım. Yine aynı yıl bir 10k yarışını 45 dakika ve 15 saniyede koşabilmiştim. Sorun şu ki o sıralarda ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Yarışları deniz şortu, yağmurluk ve eşofmanlarla tamamlıyordum. 2004-2008 yılları arasında pek bir numara yok, askerlik ve iş bulma hikayeleri araya girmiş olsa gerek.

 

2008 yılında ise bu spor hakkında okumaya, düzenli antrenman yapmaya ve kayıt tutmaya başladım. Runtalya benim koşu kariyerimde önemli, çünkü düzenli olarak koşmaya başladıktan sonra her yıl hedef olarak belirlediğim bir yarış halini aldı. 2008-2009-2010-2011 ve 2012 yıllarında Antalya parkurunda 3 yarı maraton ve 2 maraton bitirdim. Maraton ve Yarı Maraton mesafelerindeki en iyi derecelerim 3:03 ve 1:26 olarak Runtalya’ da kayıtlı.

 

20  Kasım 2011 Kaşım Şakası yarışı

 

Çevremin de genişlemesiyle birlikte triatlon sporunun adını duymam 2010 yılında oldu. Aynı yılın Kasım ayında ilk yüzme antrenmanı yaptım ve bir bisiklet edindim. 2011 yılı başında sezonun açılış yarışı olan Kütahya Duatlonu’ nu bitirdim. Ardınan Yalova’da sprint mesafeyi 1 saat 16 dakikada tamamlayıp triatlet ilan edildim. Sonrası biraz hızlı sayılır. Sene sonunda Kuşadası’nda sprint mesafe koştuktan sonra Girne’de Kasım Şakası’nın ilk edisyonunu 5 saat 36 dakikada tamamladım. Yarışan sayısının azlığından da faydalanarak o yarışta yaş gurubu ikinciliğini aldım. Sprint mesafelerin hemen ardından yarı demir adam mesafesini koşunca hedefe tam demir adam mesafesi girdi. 2012’de biraz değişiklik yapıp koşuya -daha uzun mesafeleri denemek üzere- ağırlık verdim. İznik Ultra’da 126 kilometre yarışını yarı yolda sakatlık sebebiyle bıraktım. Aynı yıl 5’inci olarak bitirdiğim Likya Yolu Ultra maratonu benim için çok özel bir anı oldu. Hayatımın ilk bisiklet yarışını 2012’de İzmir’de koştum, ancak kriteryum yarışlarında tur yiyince diskalifiye oluyormuşsunuz.

 

2013 yılında yola tek hedefle çıktım. 23 Haziran’da yapılacak olan Ironman Nice yarışına kaydımı 2012’de yapıp tüm planları onun üzerine oturttum.

 

 

 

Ironman Nice

 

Yarış sabahı saat 4’te uyandım. Akşam 9 gibi yatağa girip, geceyi, yarış stresi ve yan evden gelen seslerle boğuşarak geçirdim. “Uyuyamasan bile yatay durumda kal ve dinlenebildiğin kadar dinlen” prensibini daha önce uyguladığım ve başarısını deneyimlediğim için canımı çok sıkmadan rahatlamaya çalıştım. Alarmla birlikte uyandığımda kendimi oldukça iyi hissediyordum. Bir yarış sabahı için istenecek en iyi şeylerden biri bu olsa gerek. 4:30 gibi peynir, reçel ve ekmekten oluşan kahvaltımı bitirmiş ve yola çıkmıştım. Starttan iki saat önce yapılmış kahvaltı benim bünyeme gayet iyi uyuyor, ama bir başkası yarış sırasında rahatsızlık duymamak için daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir. Bu tamamen kişisel deneyimlerle öğrenilebilecek bir şey.

 

Nice sokaklarında yarış alanıne kadar olan 1 kilometrelik mesafeyi yürümek beni rahatlattı. Havanın alacakaranlığı ve şehir ışıkları görülmeye değerdi. Sarı sokak lambalarının altında bizleri bekleyen 3000 kadar bisikletin görüntüsü ise sabahında sessizliğinde oldukça etkileyiciydi.

 

Yarış sabahı kafam net ve temizdi. Stresi tüm yarış boyunca optimum bir seviyede kontrol edebilmeyi –her nasılsa- başarabildim.

 

Nice şehrine ailemle beraber Perşembe akşamı vardık. Kalacağımız otele yerleştikten sonra bisiklet montajını tamamladım ve çok fazla bir şey yapmadan dinlenmeye geçtim. Yarış alanında yapılacak resmi yüzme antrenmanına katılmak için şehirde yaşayan bir arkadaşımla Cuma sabahı için sözleşmiştim. Yarış bölgesinde, iki duba ile kurulmuş 900 metrelik parkurda basit bir prova yarış günü stresini azaltmak için bire bir oldu. Organizatörlerin yolun ortasında bekleyen botlarında çay ve kahve ikram etmesi çok ilginç ve güzel bir jestti. Yüzmenin ardından bisiklet parkurunun ilk 20 kilometresini yine aynı arkadaşımla geçerek bacaklardaki yolculuk izlerini temizledim. Diğer taraftan, sözü çok edilen ve yarışın 20’inci kilometresinde bulunan sert ve kısa çıkışı görmek iyi oldu.

 

Cuma gününün geri kalanını şehri biraz tanıyarak geçirdikten sonra yarış alanında bulunan kayıt alanına gittim ve yarış malzemelerini teslim aldım. Daha önceki yıllarda aynı bölgede bulunan bir expo alanında kurulan kayıt Masası ve triatlon fuarı burada yapılmakta olan inşaat çalışmaları sebebiyle koşu parkurunun yapıldığı sahil şeridine alınmıştı. Daha önce böyle bir yarışa katılmadığım için karşılaştırma yapamayacağım ancak kayıt sorunsuz ve triatlon fuarı oldukça çeşitliydi.

 

Bisikletlerin alana sokulması için Cumartesi günü göğüs numaralarına göre  hareket edilmesi gerekiyordu. Yarış cantasında gayet açık ve net verilmiş talimatlar doğrultusunda yarış malzemelerimi hazırladım ve Cumartesi öğleden sonra saat 4’te bisikletimi ve diğer malzemeleri alana bıraktım. Eve koşarak dönüp son kısa antrenmanımı gerçekleştirmiş oldum.

 

Yarış sabahı yanımda götürmem gereken diğer malzemeleri hazırlayıp her şeyi düzenli bir şekilde önüme dizdim ve son kontrollerimi yaptım. Geriye yarışı beklemek kalmıştı.

 

Pazar sabahı 4:45 gibi Alana geldiğimde arkamda 32 haftalık bir antrenman dönemi geride kalmıştı. Belirli bir program izlemesem de bazı temel prensipleri uygulamaya çalıştım. Yaklaşık 385 saatlik çalışmanın %66’sı bisiklete, %29’u koşuya ve %5’i ise yüzmeye ayrılmıştı. Oranın bu şekilde gerçekleşmesi tamamen kişisel bir durumdu. Amatörde olsa koşu temelli olduğum için bisiklet gelişimimin koşu için de yararlı olacağını düşünüyordum –ki daha sonra çeşitli kaynaklardan yaptığım okumalar bunun doğru bir yaklaşım olduğunu söylüyordu. Yüzmem oldukça zayıf olduğu için kendimi fazla üzmedim ve son iki ayda sadece hayatta kalabilecek antrenmanı yaparak kendimi hazırladım.

 

 

Kötü bir yarış uygulaması iyi bir antrenman programını heba edebilir. Yine, iyi bir antrenman programı da doğru yarış uygulaması alışkanlığını kişiye kazandırmalıdır. Bu noktadan hareketle antrenmanlarımda yarış koşullarında yapmam gerekenleri tekrarlamaya çalıştım. IM mesafesinde yarış uygulaması temel olarak tempo seçimi ve beslenmeyle ilgiliydi. Genele baktığımda hiç bir sorunla karşılaşmadan mükemmele yakın bir IM koştuğumu düşünüyorum (DSQ sayılmazsa).

 

Daha önce belirttiğim gibi yüzme benim için en zayıf alan ve en çok stress yaşadığım bölümdü. Ancak yarıştan 1 hafta önce Urla’da yapılan açık deniz yarışını sorunsuz şekilde bitirmek beni çok rahatlatmıştı. Suya 2800 kişiyle aynı anda girip aynı dubaya yüzme fikri kısa sureli bir stress yaratsa da kafamı boşaltmayı başarınca işler kolaylaşıverdi. Kavgalı bir start ve kavgalı duba geçişleri eşliğinde çok rahat bir yüzme etabı geçirdim. Çizdiğim “S” ragmen 1 saat 13 dakika sonunda sudan çıkmak benim için yarışa çok çok güzel bir başlangıç oldu.

 

IM Fransa’da uzun bir değişim alanı var. Sudan çıktıktan sonra sadece bisikleti alıp çıkmak 3-4 dakikayı bulabilir. Bu mesafeye benim tayt ve tshirt giymek için harcadığım süreyi de ekleyince (ve arada yenen bir muz da cabası) bisiklet parkuruna çıkmam 8 dakikayı buldu. Oldukça orta sıralarda sudan çıktığım için bisiklet prkuruna çıkmaya çalışan onlarca yarışmacı vardı. Pedal basmaya başlamadan önce biraz sıra beklemek zorunda kaldım.

 

Bisikletin başlangıcı arkadan esen rüzgarın da desteğiyle rahat geçti. Nabzımı fazla yükseltmeden ilk yokuşa vardım. 180 kilometrelik parkurun geneline baktığımda çok zorlu olduğunu düşünmüyorum. 20 ve 8 kilometrelik iki ana tırmanış sabit bir eforla kontrollü bir biçimde çıkılabilecek nitelikteydi. Iki uzun iniş ise teknik ve konstrantrasyon gerektiriyordu. IM uygulamasında özellikle bisiklet üzeirndeki beslenmeniz ve bisiklet temponuz yarış sonucunu direk olarak etkiliyor. Dolayısıyla bisiklet, üzerinde verdiğiniz kararlar ve uygulamar açısından yarış sonucunun belirlendiği yer. Ben işi abartıp keskin bir beslenme programı ve tempo planı yapmadım. Zaten tempo konusunda net bir şey yapılması isteniyorsa kullanılabilecek tek ekipman bir güç ölçer –ki o da bende yok. Yaptığım tüm antrenmanlarda bisiklet üstünde beslenmeye çalışırken 300 kalori/saat tüketmeye çalışmıştım. Yarış boyunca beslenme noktalarını referans alarak bunu yapmaya çalıştım. Elimin altında bir iki fazla bar veya jel hep tuttum. Tırmanışlar dışında eforum için tek sayısal very olan nabzımı belirli bir aralıkta tutmaya çalıştım. Bol sıvı tüketip elektrolit almaya dikkat ettim. Bisiklet parkuruna bıraktığım drop bag içerisinde vitamin ve magnezyum takviyesini 70’ inci kilometrede kullandım.

 

Biraz emprovize de olsa beslenmeyi her 25 kilometrede bir bulunan beslenme noktalrına uydurmaya çalıştım. Böylelikle gereksiz su ve besin taşımakta da kurtuldum.

 

 

Bisiklet boyunca hava çok iyiydi. Yükseklere çıktıkca serinlesekte ben üşüme hissi yaşamadım. Bir ara yağmur yağacak diye çekindiysem de korktuğum başıma gelmedi. Parkurun sonlarına doğru güneş kendini gösterdi.

 

Parkur görsel olarak çok etkileyiciydi. Uzun düzlükler olmadığı için olsa gerek bir an için canım sıkılmadı ve işin keyfini çıkarabildim. Keskin virajlardan önce yerelere çizilmiş dikkat işaretleri çok yararlı oldu. Bazı noktalarada gönüllüler de bizi uyarıyordu. Ne yazık ki büyük iniş sırasında bir sporcu bisikletten düşerek hayatını kaybetti.

 

Benim bisiklet kontorlüm çok iyi değil, bu sebeple sağlam zaman kazanılacak inişlerde biraz yavaş kalmış olabilirim. Yine de potansiyelimi zorladım. Gelenek olduğu üzere tırmanışlarda “geçen”, inişlerde ise “geçilen” olmaya devam ettim. Bisikletin son bölümü benim için aktif dinlenmeydi. Nabzımı düşürüp kontrol altında tutmaya ve koşuya hazırlanmaya başladım. 6 saat ve 5 dakikanın benim için ideale yakın bir zaman anlamına geldiğini düşünüyorum. Bisikletten indiğimde kendimi rahat hissediyordum ki sanırım bir IM’yi sağlıklı bitirmenin ilk işareti bu olmalı. Koşu sırasında acı çekip geçilen biri olmaktansa işin keyfini çıkarıp geçen kişi olmayı –her nasılsa- başarabildim.

 

T2 geçişim yine sort vet shirt değişimine bağlı olarak 6 dakika civarı sürdü. 7 saat ve 32 dakika sonunda koşmaya başlamıştım. Yarış sonucumu etkilemiş olan tek hatayı koşuya hızlı başlayarak yaptım ama bu hatadan çok ta pişmanlık duyduğumu söyeleyemem. Yine de tecrubeli sayılacak bir koşucu için oldukça komik bir iş yaptım. Ikinci defa bir duvara denk geldim. Ilk 10 kilometrelik turu 45 dakika civarında tamamladım.

 

Koşu 4 turdan oluşuyordu. Her tur bitiminde bileğinize farklı renkte bir bant takılıyor ve bileğinizde 3 bantla beraber finişe giriyordunuz. Yarışı takip edebilmeniz için çok güzel bir yöntem. Koşu boyunca çok fazla yarışmacı geçtim. Ilk 20k boyunca sanırım kimse beni geçmedi. 3 ve 4’üncü turlarda beslenme noktalarını –ki her 1,7 kilometrede bir yerleştirilmişlerdi- yürüyerek geçmeye başladım. Buna ragmen son iki turda da daha çok geçen kişi oldum. Amacım yarışmayı keyifli bir şekilde bitirtmekti ve bunu büyük ölçüde başardım (koşunun son iki turu hariç.  Aslına bakarsanız koşunun ilk turunda, o sırada üçüncü turunu atan kadınların birincisini geçmem benim için bir uyarı olmalıydı ama olmadı. Daha önce koşu yarışlarımda duvara çarpmışlığım olmuştu. Bu tecrube ile IM koşusunun ikinci yarısı akıl oyunlarıyla geçti diyebilirim.

 

Sonuçlarım DSQ nedeniyle yayında olmadığı için etap sürelerinin ayrı ayrı değerlendirmelerini yapamıyorum ancak yüzmeden tam oratalarda çıktığımı, yine ortalama bir bisiklet tutturduğumu söyeleyebilirim. Koşu derecemin biraz daha iyi olması mümkündü, yine de ortalamanın üstünde bir süre yapabildim.

 

Yarış boyunca tüm parkur düzen olarak çok iyiydi. Bisklet etabında tehlikeli virajların 50-100 metre önüne çok net görülebilen uyarı yazıları koyulmuştu. Yine tehlikeli kavşakta gönüllüler yarışmacıları uyarıyordu. Parkurda zaman zaman taşıt girsede oldukça kontrollü bir durum vardı ve en azından benim için bir tehlike oluşmadı. Bazı yakuşların ortasına konuçlanmış seyirciler bize TDF havasını yaşattılar. Seyirci ilgisi harikaydı. Koşu parkuru şehrin ana yolu üzerindeydi ve yayaların geçişi inanılmaz kontrollüydü.

 

 

Ironman Nice’in oldukça başarılı bir organizasyon olduğunu düşünüyorum. Başıma gelen talihsiz DSQ olayını genel görüşüme yansıtmak doğru olmayacaktır.

 

11 saat ve 20 dakika sonunda, finişin keyfini çıkara çıkara, seyircileri selamlayarak IM takının altından geçtim. Benim için önemli bir andı. 5 gün sonra İzmir’ e dönmek üzere havaalanındayken aldığım diskalifiye haberi ise tahmin edeceğiniz üzere inanılmaz can sıkıcı oldu. O anki duygularımı tarif edebilmem çok zor.

 

Yarış sonunda sokak kıyafetleri bulunan çantamı aldım ve beslenme bölgesine geçtim. Oldukça başarılı bir alan düzenlemişlerdi ve tabiri caizse yok yoktu.

 

Değişim çantalarını almam ve bisikletimle beraber yarış alanine terk etmem yine oldukça akıcı bir şekilde gerçekleşti. Yarışın ertesi günü gerçekleşen after party ise yine ikramları ve neşesiyle göz doldurdu.

 

Hazırlayan: Alpay AKHUN

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın