Yonca Tokbaş, Triatlon ve Ben

06/06/2013  //     //  Triatlon Haberleri

 

Bakmayın öyle başlığa… Yonca Tokbaş ile yaptığım keyifli sohbet ve röportaja çarpıcı bir başlık koymak isterken sonuna “Ben” diye yapıştırıverdim. Aslında Sevgili Yonca’ nın, triatlon sporunun tanıtımına yapmış olduğu katkının önemi oldukça büyük. Üstelik bundan sonra o da aileden… Hadi önce Dört Yapraklı Yonca’ yı tanımakla başlayalım, ardından da röportaj…

 

Yonca Tokbaş

 

Geçtiğimiz günlerde Yonca Tokbaş’ ın adını, Türkiye Triatlon Federasyonu’ nun sitesindeki yarışma kayıt listesinde gördüğümde çok sevindim ve hemen kendisi ile iletişime geçtim. Yalova’ ya gelince bir röportaj yapmak istediğimi söylediğimde sağolsun, kırmadı ve kabul etti. 

 

 

Yonca Tokbaş’ ı tanımayanınız pek yoktur sanırım. Gerek köşe yazıları ile gerekse Adım&Adım ve TEGV vakfı için katılmış olduğu maratonların yanı sıra geçtiğimiz yıl Likya Ultra Maratonu’ nun ardından geçtiğimiz aylarda da Paris Maratonu ve İznik Ultra Maratonu’ na katıldı. En son katıldığı 80km’ lik İznik Ultra Maratonu’ nun 75. km’ sine 15 dakika geç geldiği için elendi ama kendisinin ifadesi ile “Yol boyunca onunla sohbet, bununla fotoğraf çektirirsen, öyle olur.” diyor. Kendisini bu şekilde ifade etmesi çok hoşuma gitmişti ve gülümsedim. Diğer yandan beni sık sık güldüren bir başka yanı ise ortak kullandığımız bir antrenman sitesindeki antrenman gönderilerinin altına yazdıklarıdır. Denk geldiği zaman antrenman kayıtları okurum. Kendisi ile mizah yapan eğlenceli gönderileri çok hoştur çünkü. Özellikle “Bloody Mary” koşularına yapmış olduğu yorumlarına diyecek söz bulamıyorum. Sanırım bu yanı ile hem biz erkeklerin, kadınları daha iyi anlamasına yardımcı olurken, hem de tüm kadınlar adına “Zoru başarırız, imkansız zaman alır” motto’ sunu da yüksek tondan ifade etmiş oluyor. Diğer yandan, sadece sporcu kimliği ile değil, aktivist kişiliği ile de takdirimizi topluyor Tokbaş. “Gezi Parkı Direnişi” ne yüzme gözlüğü ile katılan Tokbaş, aynı gözlüğü yarışta da kullanınca biber gazı kimyasal kalıntıları göz çevresini tahriş etmiş. 

 

 

Triatlon

 

Alpay Akhun: Çocukluğunuzda spor yaptınız mı?

Yonca Tokbaş: Çocukluğunda Fransız okulunda okudum, Fransız okullarında spor çok önemli ve ciddi bir konudur. Ben de jimnastikten, tenise, basketboldan, kayağa kadar çok çeşitli branşlarda spor yapma imkamı buldum bu sayede. 

 

A.A: Peki gençliğinizde ve üniversite yıllarında neler yaptınız?

Y.T: Üniveristede ise tenis, step ve kardiyo gibi sporlarla ilgilendim. Ailecek, “Paran olmasa bile spor yap!” felsefesi ilke edinilmiştir. O zamanlar aerobik kasetleri vardı. Onları izler mekik çekerdim. Hatta doğumdan 15 dakika sonra doktora mekik çekmek istediğimi söylediğimde çok şaşırmış ve bir iki gün beklememi söylemişti. Bu yüzden iş hayatımda da aerobik dahil her türlü spor vardı. Gittiğim her yerde ve hayatımda spor yapacak vardı. Bu yüzden de bana deli diyorlardı.

 

 

A.A: Neden Yalova Triatlonu?

Y.T: Geçtiğimiz yıl Melih Işıkçı, Antalya Demir Adam yarışı ile ilgili olarak bana mail atmış. Hem işlerimin yoğunluğundan, hem de biriken mailler yüzünden bu daveti güncel zamanda cevaplayamamıştım. Kısmet bugüneymiş.

 

A.A: Geçmişte oldukça yüksek dayanıklılık gerektiren yarışlara katıldığını biliyoruz. İlk defa katıldığın sprint triatlon yarışın nasıl geçti, yüzmede neler yaşadın, biraz bize anlatır mısın?

Y.T: Start verildikten sonra suya girdiğim ilk anda nefes alamadığıma şaşırdım. Çok sıcak bir coğrafyadan (Dubai) geldiğim ve su bana göre çok soğuk geldiği için ortam şartları beni oldukça etkiledi sanırım. Yalova triatlonu için havuz da çalışırken, “Havuz zor!” derdim ama deniz daha zormuş. Soğuk, yosunlar gibi dış etkenler beni zorladı. Sudan çıkışım ise şaşkın bir halde oldu. Çıkarken kendi kendimi kontrol etmeye çalıştım ama bir yandan da gülüyordum. Yarışa “Gezi Parkı Direnişi” ne katıldığım yüzme gözlüğü ile geldiğim için gözlük göz çevresini tahriş etti. 

 

A.A: Peki ya bisiklet etabı nasıldı?

Y.T: Bisiklet bana ait değildi. Emanet bir bisiklet ile yarışa katıldım. Yarıştan bir gün önce bile antrenman yapma imkanı bulamamıştım. Yarışın ilk iki turu, bisikleti tanıma ve lay lay lomla geçti diyebiliriz. Ardından dönüşlerde düşmediğimi gördüm ve cesaret geldi. En çok da bisiklet etabından keyif aldım desem yeridir. Bisikletten indiğimde ise gayet iyi hissediyordum. 

 

 

A.A: Koşu, yarışın son etabı gibi görünse de aslında yarışın başladığı yerdir. Koşu etabında neler hissettin?

Y.T: Bisiklet etabındaki hırs iyi gelmişti ve koşuya tahminimden iyi başladım ve konsantrasyonlu koştum. Çünkü bisiklette hırs gelmişti. Koşu geneline de iyi geçti diyebiliriz. Yalnız insan, bisikletten inince insan ilk anda zorlanıyor. Gerçi zamanla açılıyor. Üstelik koşarken de çok eğlendim diyebiliriz. Diğer yandan koşu parkurunun 99 Yalova Depremi anısına dikilmiş olan mermer blokların arasından geçirilmiş olması çok güzel bir fikir.

 

A.A: Triatlon sporu ve yarışlarına dair izlenimleri nelerdir? Konuyla ilgili neler söyleyebilirsin?

Y.T: Son yıllarda bu tür organizasyonlardaki kalite Avrupa’ yı aratmıyor. Herkese traitlon yarışları, dağ maratonu gibi ciddi organizasyonlara katılmalarını bu ve benzeri yarışlardaki insanların kalitesini görmelerini isterim.

 

 

A.A: Organizasyon ve yarışı nasıl buldun, kısaca bir değerlendirme yapar mısın?

Y.T: Organizasyonu çok başarılı ve anlamlı buldum.

 

A.A: Bir kadın sporcu olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Y.T:  En sevdiğim şey dört yapraklı yoncadır ve ben de dördüncü oldum. Eğer ben bunu yapabiliyorsam ve organizasyon herkese kucak açıyorsa +40 yaş ve her yaştaki Türk kadınları gelsin ve yarışsın. Yakın zamanda katılmış olduğum Paris Maratonu’ nda bile kadın sporcu katılımını arttırmaya çalıştıklarını gördüm. Bu tip organizasyonlara katılan genç kız ve kadınlar, erkeklerden çok daha fazla destek görmeleri gerekiyor. Hatta hatta bu konuda pozitif ayrımcılık bile yapılabilir

 

A.A: Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Y.T: Bitirdiğime inanamıyorum. :)

 

 

 

 ve Ben 

 

Aslında yarıştan bir gün önce Yalova’ ya varmak ve hem yarış öncesinde hem de yarış sonrasında iki ayrı görüşme yapmak istiyordum ama işlerimiz dolayısıyla Yalova’ ya Cumartesi günü tam gece yarısı vardığımız için kendisi ile yarış öncesi görüşme imkanım olamadı. Dolayısıyla ancak ertesi sabah yarış öncesi değişim alanında görüşebildik. Yarış öncesi her ikimizin de telaşı çok fazla olduğundan ayaküstü konuştuktan sonra “Sohbetimizi yarıştan sonra yapalım.” diyerek sözleştik ve ayrıldık. Şifayı kapmış bir şekilde geldiğim Yalova’ da artık iki misyonum vardı. Biri; berbat derecede şişmiş bir boğaza rağmen iyi bir yarış çıkarmak, bir diğeri de; Yonca Tokbaş’ la triatlon ve spor üstüne iki çift lafın belini kırmak. 

 

Yarıştan sonra değişim alanının hemen arkasında buldum kendisini ve bir kafeye oturduk. Her şeyden önce Yonca Tokbaş’ ın hem gerçek bir sporyürek hem de atlet olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü yarış sonrası onu gördüğümde sanki hiç yarışmamış gibi gayet diri ve neşeliydi. Belli ki sprint triatlon onu yormamış aksine eğlendirmişti. Evet evet, durum aynen yukarıda söylediğim gibiydi. Ne eksik, ne de fazla. Zaten fotoğraflarda bu durumu anlatmaya yeterli sanırım. Zaten kendisi ile konuşmaya başlar başlamaz, oldukça neşeli ve biraz da hiperaktif bir yapısı olduğunu anlıyorsunuz hemen.

 

 

Yonca Tokbaş’ a gerçekten hem sporyürek hem de iyi bir atlet diyebiliriz. Çünkü bir insan ilk defa katıldığı bir triatlon yarışından hemen sonra etrafına gülücükler dağıtıyorsa ve yaptığı şeyden keyif almışsa, o gerçekten hem iyi bir sporyürek hem de iyi bir atlet demektir. Üstelik triatlonu merak eden ve başlamak isteyenler için oldukça iyi bir örnek olduğu da çok açık…

 

Aslında yapmış olduğum bu söyleşi her zamanki gibi belli bir kesim tarafından okunacak. Elbette triatlonseverler için böyle bir röportaj yazısını okumak keyifli olabilir ve hedef kitleye de ulaşmış olabilir. Bana kalırsa buradaki en önemli olgu Yonca Tokbaş gibi halka mal olmuş bir sporseverin puanlı bir triatlon yarışına katılmış ve bitirmiş olmasıdır. Bu durum, medya için sıradan insanların triatlon yarışını bitirmesinden çok daha ilgi çekici bir durumdur. Bildiğiniz gibi triatlon yarışları medyada pek fazla yer almamakta. Gerçi geçtiğimiz yıl Eski bakan Kürşat Tüzmen’ in, Antalya Halk Triatlonu’ na katılması medyanın ilgisini hayli çekmişti. Fakat Kürşat Tüzmen, Halk Triatlonu kategorisinde, süper sprint mesafede yarışmıştı.

 

Burada asıl önemli olan Yonca Tokbaş’ ın puanlı bir triatlon yarışını bitirmiş ve triatlonu sevmiş olması. Hatta sezonun geriye kalan üç yarışını da bitirmesi halinde Türkiye şampiyonası’ nda sıralamaya girmesi bile söz konusu olabilir. Buradan bakınca triatlon ailesine dahil olan Tokbaş’ ın, bundan sonra triatlonun örnek portrelerinden olacağını inanıyorum…

 

Fotoğraf: Caner ALGÜN


Hazırlayan: Alpay AKHUN

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın