Türkiye’de İlk Bisiklet Kitapları

03/12/2008  //     //  Road Bike News

 


Hazırlayan:


Olcay Ormankıran



Dergilerde bisiklet haberlerinden geçilmez, konak bahçelerinde bisiklet
sandıkları açılır, Şamram Hanım şanoda bisiklet kantoları söyler de, bisiklet
kitapları yazılmaz mı? Türkiye’ de bisikletle ilgili ilk kitap bir
seyehatnamedir. Ahmed Tevfik’ in 1316 (1900) yılında yayınladığı “Velosoiped
ile Bir Cevelan (Hüdavendigar Vilayeti Dahilinde)
” adlı 126 sayfalık kitap,
İstanbul’ dan yola çıkarak Bursa’ ya, oradan da yine İstanbul’ a uzanan
bisikletli bir gezinin öyküsünü anlatır. Ahmed Tevfik, önsözde bisikletin
yararları, sıhhatle olan ilişkileri ve adabı üzerinde durduktan sonra şöyle
devam eder:

 

 

“Mesela bisikletinize binmiş gidiyorsunuz. Karşıdan tanımadığınız birisi de
aracı ile geliyor. Bir boru sesi ya da çıngırağın uzun bir ahengi ile onu
selamlamak mecburiyetini hissedersiniz. Bazen selam ile kalmayıp çark ederek ya
da manevra yaparak, beraberce yola devam edersiniz. Bu suretle sohbet edip ahbap
olursunuz. Yahut her ikiniz de inerek ‘nereden teşrif?’, ‘Siz ne cihete yahu?’
gibi kelimelerle konuştuktan sonra, makinelerinize binersiniz.”

 

 Ahmed Tevfik, arkadaşıyla birlikte bu seyahat kararını nasıl aldığını
anlattıktan sonra yol için yaptıkları hazırlıklardan söz ediyor: “Hareket günü
tesbit edilerek arabalarımızın eksikleri tamamlandı. Her birine bir çanta ve
bir su haznesi ilave edildi. Çantalar lüzumlu edevatı ve çamaşır ve yiyecekleri
de alabilir büyüklükteydi. Her biri dört göze ayrılmıştı, üstü su geçirmez
bezden, içi mukavvadan olarak yapılmıştı. Su hazneleri, kendi ağırlıkları yarım
kilo olmak üzere sularıyla beraber ikişer kilo geliyordu. Fazla olarak birkaç
‘reyyon’ almayı da unutmadık. Arkadaşımın karşı çıkmasına rağmen çantaların
içine birer kilo bisküvi de atıldı.Gidilecek mesafeyi ölçmek üzere ‘siklometre’
denilen alet, sağlam makinalı bir saatle birlikte bulunduruluyordu. Siklometre,
ön tekerleğin sağ yanına, saat ise kılıfının üstündeki tokalarla gidona
bağlanmıştı.(…) Bisikletlerimizin her biri on üç buçuk kilo gelmekteydi; çanta
ve diğer edavat ile yirmi kilo ağırlığı buluyordu ki, bu oldukça büyük bir
ağırlık demektir. Lakin her ne

istersek yanımızda bulunduruyor idik, hatta ufak bir ecza kutusu bile
vardı.

 

 

Makinelerin manivela kısmı vasati, ve dişli çarkların her birine oranı 8/18
idi ki, ne olağan üstü bir sürat, ne de, büyük bir kuvvet yapabilir; vasati
demektir. Dişli çarklar arasındaki fark azaldıkça, sürat azalır; lakin, kuvvet
artar; bunun aksine fark büyük olursa sürat artar ama kuvvet azalır; şu iki
şekil de bizim için iyi bir intihap [seçim] değildir. Çünkü, sürat için yapılan
manivelalar, düz satıhlı şoselerde fevkalade sürat temin ederse de, yüzde beş,
hatta yüzde üç meyilli yerlerde, ivmelerini kaybettikleri vakit çok zorlukla yol
alırlar. Bu sebeple, daha çok eğimli olan yerlerde, eğimi az ama sürekli olan
yollarda zorluk çıkarır, ya da hiç mesafe katedemezler. Fazla kuvvet sarfedip
sorlanacak olursa manivelanın yada başka bir yerin kırılacağı şüphesizdir.
Sadece kuvvet sağlamak için yapılan, yani çarkları arasındaki fark az olan
manivelalar az eğimli yokuşları adeta düz gibi kolaylıkla geçerlerse de,
süratleri o kadar fazla değildir. Düz yerlerde süratle ve güçle ilerlemek
istenir ve o kadar kuvvete lüzum yoktur. Bu nazariyeye göre arızalı yerlerde
kolayca ve süratli yol alınmak istenirse, ya biri kuvvet, ötekisi sürat için iki
çarkı beraber alıp, lüzumuna göre biri çıkarılıp, ötekisi takılır, ya da vasat
miktarda bir manivelası olan bir bisiklet kullanılır. Birinci hal külfetlidir,
ikincisi ise vasati hale hayır vardır kuralına binaen tercih edilir.”

 

 

Ahmed Tevfik  ve arkadaşı beş saatlik vapur yolculuğundan sonra Mudanya’ ya
varırlar. Seyahatin Mudanya’ dan sonraki ve bisikletle katedilen güzergahı ise
şu konaklama noktalarını içermektedir:

Tepederbendi/ Büyük Bekleme/ Küçük Bekleme/ Çekirge/ Bursa/ Bursa civarında
teferrüç [gezi]/ Bursa’ dan hareket/ Hacı Evhad Hanı/ Karapınar/ Ilıcak
derbendi/ Aksu kariyesi/ Kazgancı derbendi/ Gazhane (İnegöl civarında)/ İnegöl/
Çitli maden suyu menbaı/ Hasanpaşa Köyü/ Tekrar İnegöl/ İnegöl civarında/
İnegöl’ den hareket/  Delikkaya değirmeni/ Boğazköy/ Yeniceköy/ Yenişehir/
Kızılcıklıboğaz/ Dinboz/ Boşnakköy/ Akiniş derbendi/ Yeniden Bursa/ Mudanya.

 

Bisikletli cevelan böylece sona erip, tekrar vapura binerek İstanbul’ a doğru
yola çıkılır. Ahmed Tevfik seyahatnamesini şöyle bitiriyor:

“Galata rıhtımına yanaşmış idik ki, yağmurlu bulutlar bizi nihayet buracıkta
sıkıştırıp on dakika kadar nazul eden [inen] tuli daneleriyle bir epeyce
ıslattıktan sonra mühri müniz [iyi mühürlü] İstanbul’ a mahsus bir taravetiyle
[tazelikle] eşhayı nisar olmaya [dağılmaya] başladı. Bundan dolayı yolda yağmur
yemedik diyemeyeceğiz.

 

Mudanya’ dan hareket edildiği esnada, mesafe aleti 2728 rakkamlarını
gösteriyor idi. Tekrar Mudanya’ ya avdette [geri dönüşte] 29404 rakkamlarını
irae ediyor [gösteriyor]. Bu iki miktar arasındaki fark bizim dolaştığımız yolu
gösterecektir:

29404-2728=26676 demek olur. Zaten alet dekametre irae eylemiş [göstermiş],
binanaleyh onun gösterdiği herhangi bir adetin kaç metroyu irae ettiğini
[gösterdiğini] bilmek içün sağ tarafına bir sıfır ilavesi kifayet eder. O halde
“266760” metro yani 266 kilometro 760 metro yol katı etmişiz demektir.”

 

 

Kütüphanelerimizde rastladığımız bisikletle ilgili ikinci kitap ise bir
çeviridir. Genel bir kullanım ve başvuru kılavuzu olan Bisiklet Meraklılarına
Yadigar
, kendisini “bisiklete binmek isteyenlere ameli rehber” olarak
tanıtmaktadır. Dersaadet’ te İbrahim Hilmi

Matbaası’nda 1320 (1904) yılında basılan Bisiklet Meraklılarına
Yadigar
şu bölümleri içermektedir:

 

“1. Şeraiti sıhhiye iktisa edilecek [giyilecek] elbise, 2. Binmek nasıl
öğrenilir, 3. Makinenin mürekkebatı [aksamı], 4. İyi bir makinede

Bulunması lazım gelen şerait, 5. Bir makine nasıl satın alınır, 6. Makinede
ufak tefek tamirat nasıl yapılır.” Kitapta ayrıca özel olarak yapıldığı
belirtilen yüz kadar resim yer almaktadır.

 

Kitabın önsözünde bisiklet ve sürücüler üzerine büyük sözler ediliyor:

“Bugün bisiklet istimali [kullanımı] epey taammüm etmiştir [genelleşmiştir].
Denilebilir ki bir gün bu makine eşya-i mutademiz [alışkanlık] adetlerine dahil
olarak bir ihtiyaç hükmünü alacaktır.

 

 

Vaktiyle şemsiyeyi Çin’ den Avrupa’ ya nakil eden bir İngiliz, halkın
mütemadi istihza [alay] ve istihfaflarına [hafif görmelerine] hedef olduğu halde
bugün şemsiye bir kaçınılmaz ihtiyaç haline gelmiştir. Bisikletin şemsiye kadar
intişarı [yayılması] ümid olunamazsa da halk tarafından gösterilen rağbete
nazaran medeniyet merkezlerinde fevkalade taammüm edeceği [yayılacağı] ümid
edilmektedir. Halbuki pek çok kimseler bisiklete binmek için icab eden sıhhi
usulleri bilmedikleri gibi hemen hiç kimse de makinelerinin bütün aksamını
tanımazlar; ve bu sebeple ufacık bir kaza vukuunda; ehemmiyetsiz, fakat o zaman
için fevkalade elzem gereken tedbiri almaktan acizdirler.

 

Birinciler içün hayata tesir eden bir takım vahim neticeler, ikinciler için
de bir çok masrafla beraber

acizden mütevellit can sıkıntısı hasıl olur. Şu küçük mecmua okuyucuya kısa,
mamafi oldukça Mükemmel bir surette gerek kendi ve gerek arabasının Sıhhati içün
lüzumu olan şeyleri gösterecektir. Konunun bir çok fasıllara ayrılması aranılan
şeyin süratle bulunmasını temin edeceği gibi ilave olunan müteaddit resimler de
onların hafızaya nakşına medar [yardımcı] olacaktır. Kitabın kaleme alınışında
kullanılan usül okuyucunun

öğrenmeye ihtiyacı olduğu şeylerin sırasına göre tayin olunmuştur: Evvelen:
Binmeyi öğrenmeden evvel bilinmesi lazım kısaca ‘şeraiti sıhhiye’ ve makinenin
topluca aksamı; Saniyen: binmek nasıl öğrenilir; Salisen: bir makine nasıl satın
alınır; Rabian: Yola çıkmazdan evvel bilinmesi lazım hususlar;

Makinede icra edilecek tamirat ve ona edilecek dikkat; beraber götürülecek
eşya; elbise; hıfzıssıhha [sağlık bilgisi]; yolda sureti sevk ve idare.”
Bisiklet giderek başka kitaplara da malzeme olmaya başladı. Sabah
gazetesi yazarlarının çevirdikleri “Nat Pinkerton Cinayet Koleksiyonu” dizisinin
beşinci kitabının Bisikletli Zebani (1911) adını taşıması da bunun kanıtı
sayılmaz mı?

Kaynak: “Evvel Zaman Bisiklet” Gökhan Akçura (Om Yayınları)

Not: Konuyu buradan takip edebilirsiniz.

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın