Bisiklet Sporunun Türkiye Serüveni

24/02/2009  //     //  Road Bike News

Bisiklet Sporunun Türkiye Serüveni

 

Bisikletin Türkiye’deki öyküsünde önemli bir ara başlık da, kuşkusuz “bisiklet sporuyla ilgili olacaktır. Bu sporun bizdeki gelişmesinin öy­küsü kısaca şöyle özetlenebilir:

Osmanlı İmparatorluğu’nda bisiklet sporuyla tanışan ilk kent Sela­nik’tir. Yıllarca Bisiklet Federasyonu Başkanlığı da yapmış olan Muvaf­fak Menemencioğlu, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında Selanik’te bir velodrom bulunduğunu şöyle anlatır:

“Burası (…) Abdülhamit’in bir zamanlar göz altında tutulduğu Alâtini Köşkü’nün az ilersinde idi ve ‘Depo Harici’ de denirdi. Şehrin banliyösü sayılırdı. Tahminen 400 metrekare üzerinde, ahşap yapıl­mıştı. Bir tribünü vardı. Keskin virajlı, toprak pistli idi. Velospitciler burada güçlü yarışmalar tertiplerlerdi. Hatırladığıma göre, ilk yarışçı­lar arasında, bir başka Enver Paşa’nın oğlu Mustafa, Fransız öğretmen Nobile, Paraskevopulos; bilhassa velodrom yarışmalarında şöhret yapmışlardı.

Sonraları gene Selanik’te, kışla önünde yapılan yarışlarda da büyük başarı gösteren Enver Paşazade Mustafa, bir ara İstanbul’da düzenle­nen koşulara da katılmış, devrinin en iyi bisikletçisi olduğunu çevresine kabul ettirmişti.”

 

Bisikletin yayılması ve toplumdaki demokratikleşmeye paralel olarak, bi­siklet sporunda önemli adımların ancak Meşrutiyetin ilanından sonra atıldığını söyleyebiliriz. Bu yeni spor dalına etkinlikleri arasında yer ve­ren ilk spor kulübü Fenerbahçe oldu. Fenerbahçe Kulübü’nde 1912 yılın­da başlayan bisikletçiliğin ilk şöhretleri Vecdi ve Şinasi Beyler ile Alber Efendi’dir. Bu üç Fenerbahçeli bisikletçi, İstanbul’da düzenlenen ilk bi­siklet yarışlarının şampiyonluklarını da aralarında paylaştılar.

 

 

 

Bisiklet sporunun 1970’li yıllardan sonraki öyküsü ise ayrı bir ivme ve güç kazanacaktır. Öne çıkan isimler arasında Rıfat Çalışkan, Ali Hüryılmaz, Erol Küçükbakırcı, Hasan Can ve İbrahim Ercan ilk aklımıza gelenler…

 

Kaynak: Evvel Zaman Bisiklet “Gökhan Akçura”

 

Galatasaray camiası ile bisikletin tanışması da aşağı yukarı aynı yılla­ra rastlar. Ruşen Eşref Ünaydın Galatasaray’da öğrenci olduğu yıllar­da bisikletçi olarak öne çıkan iki isimden söz eder: Yukarı sınıflardan trapezci Daniş ve Ruşen Eşrefle aynı sınıftan (daha sonra şair olarak tanınacak olan) Tahsin Nâhid:

“Tahsin Nâhid Faik Ustünidman hocanın yeğeni idi. Yaşça bizlerden büyüktü; sınıfça bizlerle birdi; Türkçe nazımda bütün sınıfımızdan kat kat üstündü! Fransızcadan öyle değil!.. Tahsin Nâhid, jimnastikte de hiç fena değildi; pazılı idi, kuvvetli idi; amma galiba en ziyade bisik­lete iyi biner olmadan yana elverişli idi. O zaman İstanbul’da bisiklet birincisi sayılan Hâfız’a yakın hızda bisiklet sürerdi. Futbole de merak sardı ise de onu o kadar yürütemedi; hem fazlaca şeh­lâ, hem miyop olup gözlük kullandığından dolayıdır, belki!.. Fotoğrafla­rında da pozunu profilden verirdi… Olanca merakını şairliğe sarmıştı. Fecr-i Aticiler arasında Ruh-u bîkayd adında bir kitap çıkaracak kadar da çok nazım yazmıştı. Hâsılı, Tahsin, sportmen ruhlu, merd karakterli, efendi, hayırhak bir adamdı… Kitabı çoktandır unutulup gitmiştir de, son yıllarında, Yahya Kemal’in tesi­ri altında kalarak yazdığı ve gene Galatasaraylı bestekâr Muhlis Saba­hattin’in nihâvend makamında bes­telediği:

‘Uç yıl beni sevdanın ipek saçları sardı’ şarkısı bu gün hâlâ dillerdedir… Bununla beraber Tahsin, jimnastik, hele bisiklet konusunda bizler arasın­da sözü geçer, bilgisi dinlenir, yetkisi tanınır kişi idi; hatır için değil; ger­çekten…””

 

Ama Türk bisikletçiliğinin gerçek gelişmesi Cumhuriyetle birlikte baş­ladı. Turgut Etingü, Cumhuriyetin ilk yıllarında Zincirlikuyu ile Büyükdere arasında yapılan bisiklet yarışlarından söz eder: “Bunlardan bazılarında Şişli’deki Mezarlıkbaşı’ndan çıkışa geçilir, Tarabya’da bitirilir­di. Gidiş geliş 32 kilometre olan bu yarışların bisikletlerinde Alsyon-Pejo markalan çoğunluğu teşkil ederdi. Bu arada Gülhane Parkı da krometrajlı bisiklet, hatta otomobil yarışmalarında bir çeşit velodrom ödevini görmüştü.”

 

 

 

Bisiklet sporunun Türkiye tarihini yazmış olan Cem Atabeyoğlu ise bu dönemi şöyle anlatır:

“Türk sporunun ilk örgütü olun Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakının kuruluşundan sonra bir de Bisiklet Federasyonu’nun teşkil edilmesi (1923), bu spor dalına verilen önem ve değerin yanı sıra, bisikletin ül­kede yaygın bir hale gelmesinin de sonucu oldu. Bu Federasyonun ilk başkanlığına, Türkiye’de bisiklet sporunun temelini atan kişi olarak tanınan Muvaffak Menemencioğlu getirildi. Bundan sonra Türkiye’de bisiklet sporu Avrupai bir anlayış içinde yayılıp gelişmeye başladı. Bu devrede Canbaz Fahri, Bıyıklı Fevzi, Raif, Haydar, İskender Beyler ile Aşot Efendi ilk güçlü isimler olarak ortaya çıktılar. Bunların hemen ar­kasından, hemen hepsinin en genci olan fakat tümünü bastıran Cavit Cav ortaya çıktı.

 

1924 yılında Paris’te yapılan Olimpiyat Oyunları ise Türk bisiklet spo­runa yeni ufuklar açtı. Cambaz Fahri, Raif ve Cavit Beyler bu Olimpi­yat Oyunlarına götürüldüler. Ancak orada özel yarışma bisikletleri sağ­lanamadığından yarışlara katılamadılar. Fakat bu üç Türk bisikletçisi yurda yepyeni bir görüş ve anlayış içinde döndüler. Muvaffak Menemecioğlu’nun Türk bisikletçilerine Paris’teki bir bisiklet fabrikasında staj imkânını bulması, bu genç bisikletçilerin bisiklet mekanizmasını daha yakından tanımalarını sağlamıştı ki, bu da ayrı bir avantaj oldu. Paris Olimpiyatı sonrasında bisiklet sporumuz, gelen yeni görüş ve an­layışla hızla gelişti. Bu arada Bisiklet Federasyonu tarafından tertiple­nen ilk İstanbul ve Türkiye Bisiklet Şampiyonaları da bu sporu can­landırdı. Cavit Cav, hem sürat, hem de mukavemette Türkiye’nin ilk şampiyonluklarını kazandı.

 

 

 

1927 yılında İstanbul’da Taksim Stadı’nda Bulgarlarla yapılan yarışma, Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası bisiklet müsabakası olduğu gibi, Türk milli bisiklet takımının da ilk yarışmasını teşkil etti. İlk Türk milli bisiklet takımı Cavit Cav, Tacettin Baştürkmen, Galip Cav ve Yorgo Saridis tarafından temsil edildi.”

Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi başlı başına bir kitap olabilece­ği için, biz burada sadece daha sonraki dönemlerde öne çıktın bazı isimleri sıralamakla yetineceğiz.

1928 yılında Amsterdam Olimpiyatları’na Galip Cav, Cavit Cav, Tacettin Baştürkmen’in yanı sıra yeni bir isim olarak Yunus Nüzhet Unat da katılmıştır. 1936 yılında ise Talat Tunçalp, Orhan Suda, Kirkor Cambaz, Eyüp Yılmaz ve Kâzım Bingen’in Berlin Olimpiyatları’na ka­tıldığını görüyoruz. Bu isimlerden Talat Tunçalp 1959 yılında Federas­yon Başkanı olacaktır. Tunçalp, 1967 yılına kadar süren görevi sırasın­da Marmara Turu adı altında, daha sonra Türkiye Turu olacak yarışma­nın da ilk düzenleyicisi olmuştur. Orhan Suda ise, önce 1937 Mosko­va Yarışı’nda ikinciliği el­de etti. 1940 yılında ise Balkan İkincisi oldu. 1942 İstanbul-Edirne-İstanbul Yarışı’nda da birinci oldu. Bu spor dalını bıraktıktan sonra bisiklet ajanlığı, federasyon asbaşkanlığı gibi görevler­de çalıştı. Kirkor Cambaz ise 1943’te Türkiye sürat şampiyonu olduktan sonra Brezilya’ya gitti, orada bi­rincilikler kazandı. Daha sonra Arjantin’e yerleşti. 1954 yılındaki Arjantin Turu’na profesyoneller arasında katıldı. 3800 ki­lometrelik bu zorlu yarış­mada ay-yıldızlı forma ile yarışarak üçüncü oldu.

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın