Yavaşlık

16/08/2010  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

       Yaz geldi. İzmir’de şehrin üzerinde bir yavaşlık hakim. Bu şehrin insanlarında zaten Akdeniz’in etkisiyle olan rahatlık iyice hüküm sürmeye başladı, sokaklar yarı yarıya boşaldı, bisiklet turlarımızın sayısı da seyrekleşti. Her şey doğanın ritmine göre yaşanıyor. Cırcırböceklerini duymanın, ağaçların içinde yatabilmenin keyfini hala yaşayabildiğimiz için şanslıyız, Obama dün Meksika körfezinde denize girmiş ne ironi.

 

        Olgunluk dönemlerinde okunacak yazar Milan Kundera’nın Yavaşlık’ta “bisiklet hızından daha hızlı olan toplumlar deformasyona uğruyorlar demektir.” der. Hız en büyük düşmanlarından biridir doğanın.  Hızın getirdiği tüm yan etkiler ve hızı sağlamak için gereken neredeyse her şey şu anda uzandığım yerde yaşadığım huzuru bozacak niteliktedir. Kundera kitabında yavaş olmanın neden önemli olduğunu anlatır lezzetli diliyle. Hem fiziksel/çevresel hem de toplumsal/kültürel etkileri yıkıcı olan hızlı olmak sık sık cilalanıp vitrine konur, indirimli kampanyalar düzenlenir, bir alana bir bedava verilir. Baudrillard’ın tanımladığı tüketim toplumunun ana özelliği budur, kompakt mekânlarda hızlı bir şekilde alışveriş yaparsınız, ardı arkasına bir şeyler alırsınız hesap kitap yapmadan. Çünkü hız düşünmeyi engeller, saatte 200 ile giderken düşünemez, konuşamazsınız. Tıpkı aksiyon sahnelerinden başka pek bir şey içermeyen birbirinin aynısı Hollywood filmlerinden birine gitmek gibidir bu, sinemadan çıkana kadar oturur kalırsınız son derece rahat koltuğunuzda. Çıktığınızda da hiç birşey düşünemezsiniz, katarsisden başka yaşadığınız bir şey olmamıştır. Buna alışmış bünyeler plan sekanslara sahip (yani uzun çekimler yapılmış) bir Avrupa filmini gördüklerinde sıkıntıdan ölürler, oysa gerçek sinemanın derdi sizi düşündürtmektir; sinemadan çıktığınızda başka bir insan olmanızdır.

        Az önce annemin yaptığı taze fasulyeyi yedim. Tarif ettiğim alışveriş merkezlerinde birbirinin aynısı filmler gibi birbirinin aynısı yapay tadlardan oluşan hızlı-besininizi yersiniz deliler gibi. Araştırmalara göre büyük boy bir fast-food’un yenme süresi ortalama on beş dakika imiş!  Hız elinizde özel tatlarla bezenmiş bir doğal yemeği arkadaşınızla uzun uzun sohbet ederek yeme şansınızı elinizden alır. Yemek törenseldir eski kültürlerde aceleye gelmez.

        Hızın hüküm sürdüğü modern şehirlerde her şey buna göre düzenlenmiştir, şehir tasarımları her aracın durmadan gidebilmesi üzerine yapılanmıştır. Bunların arasından ilerleyen örneğin posta dağıtıcısı bir bisikletli (yazıyı ve yavaşlığı temsil eden geleneksel mektup’u bisikletin taşıması bir tesadüften ibaret mi?) arabaların arasından yavaşça süzülür, yan yollardan gider, şarküterinin önündeki amcaya gülümser ve sanki değişik bir şeylerin olabilme ihtimalini imler. İtalya’da ortaya çıkan citta slow’ların (yavaş şehir) temel ulaşım aracı da bu yüzden bisiklettir. Bu şehirlerde zil ve pedal seslerini sık sık duyabilirsiniz sahil kenarındaki geleneksel kahvehanede gazetenizi okurken. Çok enerjiye gerek yoktur, meşhur slogandaki gibi, “güneş rüzgar bize yeter!”, dolayısıyla dozerlerin derelere girip güzelim vadileri sabah kadar açık bırakacağımız klimaların ihtiyacını karşılayacak elektriği üretmek için  gereksiz HES’ler inşa etmesine ihtiyaç yoktur yavaş bir ülkede.

        Kuşkusuz Rock -A’dan dönerken uğradığımız Türkiye’nin tek yavaş şehri Seferihisar’ın değerli belediye başkanının bisikletçi olması şaşırtıcı değil. Bisiklet doğayla uyumun sembolüdür, yavaştır, yolda giderken uzun uzun konuşuruz biz. Çevremizi gerçekten görme şansı bulup üzerinde düşünürüz, köylerde mola veririz.  Fransa turu gibi bir organizasyonda bile doğal güzellikler, köyler ön plandadır. Bisikletçiler uzun yollar boyunca ter dökerken bir yandan da muhabbet ederler.

        İşte aynen böyle doğal bir dert için Karşı Bisiklet’in organize ettiği bisikletçiler Eylül ayı içerisinde bütün enerjilerini çevrenin korunmasına adamış Doğa Derneği ile ortak bir organizasyonda Ankara’dan Loç vadisine kadar pedal çevirecekler. Yanlış enerji politikaları sonucu mahvolmak üzere olan bu vadi zaten uzun süredir çevre adına sembolik bir direniş alanıydı. Pedalseverler elbette ki buna kayıtsız kalamazdı, detaylarını sitede sonra yayımlayacağız ama dileyen alttaki linkteki Ntv sitesinden okuyabilir.

        Bisiklete binip ormanların içinden geçerken kendimizi dinleme hakkımızı, terlemekten mutlu olmanın, bir dereden soğuk su içmenin ayrıcalık olmamasının, yere düşüp dizinizi çizdiğinizde gülümsemenin mümkün olduğu bir dünyaya sahip olma hakkımızı elimizden almasınlar diye pedal çevirecek dostlarım diye düşünüyorum uzandığım yerden doğrulurken.

        Cırcırböcekleri sustu, denize girme zamanı.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25123140/

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın