Ultramaraton ve Felsefesi

18/07/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

 

Bisiklette, atletizmde, triatlonda ve diğer branşlarda giderek artan süper, ultra, mega gibi ek sıfatları gün geçtikçe daha çok duymakta ve giderek daha normal, olağan karşılamaktayız. Bisiklette ve atletizmde ultramaraton branşını duyan ve bu literatüre uzak olanlar, başta bu branşın ve ismin şişirme bir tabir olduğu yanılgısına kapılmaktadırlar. Üzücü fakat olağan olan bu durum, ülkemizde 2500tl’lik cep telefonlarını sadece egolarını tatmin etmek için alıp hiçbir özelliğini bilmeyen ya da 100 metrelik mesafe için 500.000tl’lik makam aracıyla devlet bütçesine ve çevreye verdiği zarardan bihaber yöneticilerde de görülür.

 

Ne kullandığımız ürünleri, araçları, özetle metayı tanırız, ne de kullanmakta olduğumuz dilin zengin içeriğini doğru kullanırız. Bu yüzden, önce doğru tanımla başlayayım; Ultra kelimesi, İngilizce kökenli bir sözcük olup, birşeyin ötesinde, daha fazla, ötesinde ve radikal kimse anlamlarına gelir. Birçok sporun ultrası olabilir, fakat konumuz gereği bisiklet ve atletizmi ele alacağım.

 

Bryce Walsh – ultrabisikletçi

 

Atletizmde ultramaraton, 42.2 km’lik maraton mesafesinin üzerindeki her mesafe için kullanılabilir. Dünyada kabul gören ultramaratonlar 50k, 100k, 160k, 240k mesafeleridir. Evet, yanlış okumadınız, insanoğlu 24 saat içerisinde 240 km koşabilmektedir.

Bisiklette ultramaraton, günlük 160 km ve üzerini kapsar. Üst sınırı yoktur. Mesafe uzadıkça her bir detay, sonucu ve başarıyı etkilediği için eşitlik adına alt kategoriler açılmıştır;

1) Dağ bisikleti

2) Şehir bisikleti

3) Yol bisikleti

4) Recumbent, yatay bisiklet

5) Özel tasarımlı aero bisikletler

6) Tandem, ikili bisikletler.

Sadece üstteki 6 alt kategori yoktur. Aynı zamanda,

7) tek başına sürüş

8) iki kişi sürüş

9) ikiden fazla kişi 

10) noktadan noktaya

11) 12 saatteki katedilebilecek en uzun mesafe

12) 24 saatteki en uzun mesafe gibi daha birçok alt kategoriye ayrılır.

 

Recumbent, yatay bisikletiyle bir ultrabisikletçiyi görüyoruz

 

Türkiye’de ultramaraton kategorisini tanıtmaya çalışanların başında geldiğim dönemde, bu branşı duyanlardan biri, “güzel isim uydurmuşsun” gibi cahilce bir yorum bile yapmıştı. Üstelik bu kişinin o yıllarda İstanbul’da her hafta sonu 200 kişiyi biraraya getirip sürüşler düzenleyen biri olduğunu hesaba katarsak, bu sporda ne kadar yanlış kişilerin ön planda ya da söz sahibi olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

 

Ultramaraton’a dair fazla yarış göremeyebilirsiniz. Zira, organize etmesi de, yakın zamanlarda aynı hedeflere hazırlanan yeterince yarışçı bulması da zor bir branş olunca, bazı ultra-sürüşler, münferit girişimler ve rekor denemeleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yine de 1200 km’lik meşhur Paris-Brest-Paris yarışı, Amerika kıtasının başından diğer ucuna dolaşıldığı 2922 mil’lik (4800 km) RAAM (Race Across America), bunlara en iyi örnekler sayılabilir. Özellikle RAAM, 8 gündüz ve gece boyunca devam eden bir yarış olarak 2922 mil gibi, 21 gün süren Fransa Turu’ndan bile daha uzun bir etaba sahip olduğundan dünyanın en sert bisiklet yarışı olarak adlandırılmayı hakediyor. Yaklaşık 30.000 metre dikey irtifanın kazanıldığı, 8 günde toplam 8 saat uyunan, 46 dereceyi bulan çöl sıcaklarından geçildiği bu yarışa 18-20 kadar bisikletçi katılabilecek gücü ve cesareti kendinde bulabiliyor.

 

 

Her fırsatta söylediğim bir bilgiyi tekrarlayayım; İnsan vücudu bisiklet üzerinde 250 km’ye ulaştığında tükeniyor. Bu mesafeden sonra psikolojik mücadele başlıyor ve “ben bittim” dediğiniz yerde sürüşünüzü noktalıyorsunuz. Bu yüzden ultramaratonun, sadece fiziksel bir güç değil, mental olarak da güç gerektirdiğini unutmamalıyız.

 

Bir ultramaratoncunun, yarışına veya etkinliğine % 100 hazır olsa bile, bu etkinlik ya da yarış esnasında türlü psikolojik ve fiziksel safhalardan geçtiğini hatırlatmalıyım. Ultramaraton, fiziksel ve duygusal bir branş olarak diğer tüm branşlardan ayrılır da diyebiliriz. Bu özel sporcular, sürüş öncesi, esnası ve sonrasında aklınıza gelmeyecek derecede farklı türde ve yoğunlukta zorluklar ve değişimlere maruz kalır.

 

2010’da trafik kazasında ölen 5 defa RAAM şampiyonluğunu elde etmiş Jure Robic

 

Öncesinde düşüncelilik, motivasyonu artırma hedefleri, emin olamama, sessizlik gözlemlenirken, sürüş esnasında kendini tanıma ve keşif, sınırlarını yoklama, bilinçaltına itilen çözülmemiş olaylar ve zor sorularla başbaşa kalma, motivasyon gel-gitleri, sürüş sonunda da bedenine ve ruhuna saygı, kendini takdir, sonuç her ne olursa olsun kabullenme, mutluluk, duygularda hassasiyet ve daha fazla vicdan ile insaniyet görülür. Elbette bunlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir fakat genel beklenen ve görülen budur ve kendimde de bu tür durumların neredeyse tamamını ultramaratonlarımda yaşadım.

 

Peki nedir insanı bu denli zorlu, yıpratıcı, bazılarına göre akıl dışı, işkenceli bir yolculuğa sürükleyen? Elbette gövde gösterisi değildir. Çünkü ultramaratoncuların geneline baktığımızda naif, egosu makul düzeylerde, mütevazi, barışçı, beyefendi insanlar olarak karşımıza çıkarlar. Bu denli insani yönleri gelişmiş kişilerin, egolarını tatmin edip, risk almaları tezat olur.

 

Jure Robic, RAAM’ın 3.gününden bir görüntü

 

Her bir sporcunun ayrı hikayesi de olabilir, benzer yönleri de. Geçmişte yaşanmış büyük bir üzüntü, stres, kendini, hayatı ve doğayı keşif isteği, enerjisini doğaya ve insanlara zarar vermeden aktarma, faydalı bir misyona imza atma, çevresindekilere ilham verme, toplumda aydınlanma yaratma veya sadece ileri seviye spor yapma isteğinden meydana gelebilir.

 

Önemli olan, hem topluma faydalı, hem de bilime faydası olan bu tür özel insanları desteklemeli, saygı duymalı, başarı kadar kendilerince (fakat size göre hala büyük başarılar olabilir) başarısızlıklarını da takdir edip kabullenmelerini sağlamalı, moral motivasyon vermeli ve katkılarına, çevrelerine ilham vermelerine devam etmelerini sağlamalıyız.

 

Hazırlayan: Fatih Buzgan

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın