Mevlana Yolu 4.Gün

24/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

4. Gün, 09 Mayıs 2008 Cuma
 
 
            Varlığın atınca, benlikten kurtulunca, gel sen de ruh içinde ruhu gör! Çok çok canlar, hepsi de tek olmuş. Ayrı ayrı bedenler yaşayan canlar birleşmiş. Yıldızlar nerede?
      Dereler halinde denize doğru koşup duran, bütün susamış canlar, denize kavuştukları zaman, denizde yok olurlar, bu hakikati bilen tek varlık nerede?
            Yol boyunca tuttuğum günlüğümden notlara hiç yer vermedim. Benim not tuştum biraz farklı. Olanları unutmayayım diye, şifreli kısa metinler denilebilir notlarıma. Farz-ı misal; “Araban’dan sonraki tepede, büfeci Kara Mehmet” gibi…
            Anlayacağınız notların sırasına göre bana göre bir algısı var. Fakat bugün için notlarım çok kısa olmuş, o nedenle tamamını yazmaya karar verdim:
            Yollar mı zor? Biz mi yoruluyoruz?
            Tetirliden uğurlanışımız da, karşılanışımız ve ağırlanışımız kadar şık ve asil oldu. Anadolu’ya has misafirperverlik denilen ilgi bu işte.
            Kahvaltı menümüz alışılagelmiş değildi; közlenmiş patlıcan, biber, ekmek ve ayran.
            Yolculuğumuz ise bir hayli zor geçti. Besni sonrası Ali ağabey centilmenlikten, Timur ve Selma ablalar bitkinlikten araçla Adıyaman’a geldi.
            Otel Beyazsaray.
            Tartışma.
            İşte benim günlüğüm böyle notlarla dolu. Kısa olunca kısmen anlaşılır, ama bazen sayfalar dolusu kısa tümceler olabiliyor. Bir başka kötü uyum ise, bu notları okuyup, olguları birleştirip bir metin haline getirirken asla bilgisayara yazamıyor oluşum. Mutlaka mürekkebin kokusunu, üzerinde gezindiği sarı olması gereken sayfaların sesini ve hissini algılamalıyım. Bunun bir başka anlamı ise; bütün yazdıklarımı tekrar bilgisayarın Word dosyasına yazmak. Al sana bir iş daha anlayacağınız.
            Uzak, yakın mesafeler, köyler, şehirler, iklimler, memleketler, çeşit çeşit diller konuşan, çeşit çeşit renkte olan, çeşit çeşit dinler taşıyan insanların hepsi de bu tarafa; denizin öte tarafında ne şehir var, ne iklim, ne de memleketler, insanlar var.
            Rumi’nin felsefi öğretisinin temelinde yatan ve bütün çatıyı şekillendiren, hoşgörü…
            Kim olduğunun, ne olduğunun, nasıl olduğunun pek de umursanmadığı bir felsefe Rumi’nin felsefesi. Tek umursanabilecek insan. Ve hata yapmak, insanlar için diye düşünüp, hatanın ne olduğunu önemsemeden, sevgiyle kucak açmak yaşamlara.
            Anadolu’da yol alınca, bunu iliklerine kadar hissediyor insan. Yolların Rumi’nin hayatındaki önemi de sanırım bundan. Keşifle birlikte, farklılıkların özgürce hoşgörü ile kucaklaşması. Yolun bütün yoruculuğuna karşın, yolun huzurunu ve sesini duyabiliyorum. İşte tam da yolculuğun amaçladığı noktadayım, özgürce huzuru hissetmek…
 
            Zor bir günün bizi beklediğini bilmiyoruz henüz. Misafir olduğumuz istasyonda, bize karşı yoğun ilgi devam ediyor. Bu sıkça yaptıkları bir şey. Lakin bu defanın bir farkı var; misafirleriyle dilediklerince anlaşabiliyor ve dilleriyle iletişim kurabiliyorlar. Genellikle Tanrı Misafirleri yabancı turistler olurmuş ve bu yol turistlerce sıkça kullanılan bir güzergâh. Sırf bu nedenle binanın üst katına iki konuk odası inşa ediyorlar. Kahvaltı ve sohbet faslı uzadıkça uzuyor, bir türlü yola koyulamıyoruz, yolumuzun 70–80 km civarı, yani kısa oluşu rahat davranmamızın nedeni. Haritasal bilgilere göre yolumuz düz. Azıklarımızı da heybelerimize koyup düşüyoruz yola.
            Bilmediğiniz bir güzergahta tur planlıyorsanız size tasfiyem, yolun durumunu haritalara bakarak hayal etmemeniz. Çoğu haritada dağ geçitleri var diye düşünebilirsiniz, lakin olanlar olmayanların üçte biri. Bir önemli konu da, yol durumunu soracağınız kişilerin seçimi. Özellikle otomobil kullanıcılarına değil, kamyon şoförlerine danışmak gerekli. Otomobil kullanıcılarına göre hafif sayılan ve öyle tarif edilen bir yol, aracınız hınçla yüklenmiş bir bisiklet olunca oldukça çetin tırmanış oluyor. Kamyon şoförleri için durum farklı, yüklü kamyonla rampaları tırmanan şoförler yolun durumundan ve eğimden bisikletçiler kadar anlıyorlar. Eğer önünüzde sizi bekleyen çokça bilmediğiniz kilometre varsa, ya tepeleri boş verip asılın pedallara ya da kamyon şoförlerinden alın malumatı.
            Besni’ye vardığımda 8 kilometrelik ciddi bir tırmanışı da sonlandırmış oldum. Besni tabelasından hemen sonra başlayan inişe geçmeden sağdaki akaryakıt istasyonu, ekibin kalan kısmını beklemem için oldukça uygun gözüktü ve dalıverdim istasyona. Çalışanların şaşkınlığı, bisikletle o yolu gelmemden çok Türk olmamdan kaynaklandı her zaman ki gibi. 1 saatlik bekleyişten sonra arkadaki arkadaşlarda ulaştılar zirveye. Düz olarak tarif edilen yolun büyük bölümü tırmanış çıkmıştı ve önümüzde Adıyaman’a 50 km daha yolumuz vardı. Bizim için demlenen sıcak çaylarımız içtikten sonra koyulduk yola, uzunca bir inişten sonra, inişin çıkışı duvar misali belirince yüzümüz biraz düşmedi diyemem. Yapacak şey belli, asılın pedallara.

 

            Zirve noktaya ulaştıktan sonra, doğuya Adıyaman yoluna saptık. Malatya – Adıyaman yolu ayırımına değin önümüzde 10 km yolumuz var. Yol ayrımından sonrada 25–30 km. 3 km kadar inişten sonra, inişli çıkışlı müthiş manzaraları hoyratça sergileyen bir yola girdik. Atatürk Baraj Gölünün değiştirildiği iklimin ılıman etkisi kendini bütün güzellikleriyle hissettiriyor yolun kalan bölümünde. Sıcaklı ve bitki örtüsündeki değişiklik şaşırtıcı.
            Adıyaman – Malatya yoluna kadar yeni bir tırmanış başladı. Ayrımdan sonra Adıyaman’a dönünce tırmanış 2 km daha devam etti ve zirveye vardım. Yine zirve, yine bir akaryakıt istasyonu ve bekleme zamanı. Ahmet ağabey geldi lakin diğerlerinden görüntü yok. Telefon açtım ve aldığım yanıt beni çok şaşırtmadı, Timur abla, Selma abla ve Ali ağabey biz bittik diyorlardı. Araç bulup Adıyaman’a gideceğiz dediler. Bir süre sonra arayıp aracı bulup bindiklerini söylediler. Biz de yolun kalanı için bastık pedallarımıza. Şamyabat’a gelmek üzereyiz, yol üzerindeki bir köyde ekibin diğer kısmını kasalı bir kamyonun üzerinde görünce durduk. Şoför Cuma namazı kılmak için köyün camisine gitmiş. Kısa bir sohbetten sonra Adıyaman’da buluşmak üzere biz Ahmet ağabey ile yolumuza koyuluyoruz. Kalan yolumuz neredeyse tamamen düz. Az sonra sağımızda baraj gölü beliriyor, uzaktaki binalar Adıyaman sularına vardığımızın kanıtı.

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın