Mevlana Yolu 3.Gün

23/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

3. Gün, 08 Mayıs 2008 Perşembe
       Mademki ben güneşe kulum,
       Güneşten söz açmalıyım size
       Mademki gece değilim ben
       Mademki karanlıklara tapmıyorum
       Düşten dem vurmak nafile

            Gaziantep öğretmen evinin eski binası, çok daha eskilerde ne olarak kullanılıyordu bilmiyorum ama muhteşem taş bir yapı. Tahminimce o zamanlar da, yani 12.yy dönemlerinde de önemli bir yerleşim kenti olan Gaziantep’te han hamam olarak kullanılmış böyle çokça yapı olmalı. Lakin yazık ki zamanımız ancak olculuğumuz yeterince olduğu için, taş binada kahvaltı yapmakla yetiniyoruz. Şimdilerde o binanın sadece alt kısmı, muhtemelen geçmiş zamanların mahzeni, şimdilerde kahvaltı salonu olarak kullanılıyor. Taş sütunların arasında yerleştirilmiş masalardan birine yerleşik karnımızı doyurmaya koyuluyoruz. Bu sırada, dün gece dostunda konaklayan Ahmet ağabeyde geliyor. Kahvaltımız sonrası bisikletlerimizin son hazırlıklarını da tamamlayıp koyuluyoruz yola. Yönümüz Yavuzeli-Adıyaman istikameti, hedefimiz ise Adıyaman’a varmak. 

            Dediğim gibi, büyük şehirlerde bisiklete binmektense, zor zirvelere tırmanmayı yeğlerim. Bir de düz ovalara tercih ederim zorlu ve dönemeçli zirve yollarını. Birinde kendini kral zanneden şoförler buna neden olur, diğerinde ise saatlerce çevrilen pedala karşın değişmeyen manzara yüzünden hiç kat etmediğini zannettiğin yol yıkar insanı. Amacımız karayollarınca D850 olarak adlandırılmış, bizi Yavuzlu, Araban, Besni üzerinden Adıyaman’a ulaştıracak karayoluna ulaşmak. Ama ne mümkün efendim, sabah trafiği ve her zaman olduğu gibi salt kendini düşünen bir yığın şoförün gazabı var her yanımızda. Trafik ışıkları biri biri arkasına geliyor ve birinde yeşille birlikte tam arkamda bir tampon darbesi hissediyorum. Kızmanın dışında elden bir şey gelmeyince söylen söylene yolumuza devam ediyoruz. Sonunda özgürlük, ışıklar sona eriyor, D850 karayoluna ulaşıyoruz. Ulaşıyoruz ulaşmasına ya, gökyüzünden gelen sinyaller ve zaman zaman gözlüğüme isabet eden damlacıklar iyi şeylerin habercisi değil. Hafif bir eğimle tırmanarak yolumuza devam ediyoruz. Önümüzde bizi Yavuzeli ile buluşturacak 32 kilometrelik yolumuz var. Genellikle hafif tırmanışları olan düz sayılabilecek bir yolculukla varıyoruz Yavuzeli’ne. Saatlerimiz öğleni gösteriyor ve midelerimiz de alarm veriyor. Yavuzeli içine girmeden çevre yolundan devam ederken karşımıza bakkal ve yanında fırın çıkıyor. Lahmacun yemeğe karar verip yemek molamızı orada veriyoruz. Evi de aynı yerde olan fırıncı bizi oldukça iyi ağırlıyor. Çevre ahalinin de ilgisi müthiş. Herkes evine bizi çay içmeye davet ediyor. Lahmacunun iç malzemesini yapmak için Timur ve Selma ablalar giriyorlar mutfağa. Ahmet ağabey fotoğraf çekmeye koyulurken ben ve Ali abide, Ali ağabeyinin çadırının pollerinden birinde oluşan sıkıntıyı gidermeye çabalıyoruz. Sonunda ortadan yarılmış polü elektrik bandı ile sarmaktan başka çare olmadığını görüp, bulunduğumuz yerin tam karşısında bulunan tamirhaneye elektrik bandı almaya gidiyoruz. Tamiratı bitirdiğimiz sırada lahmacunlarda pişmiş geliyor. Bol acılı lezizi lahmacunlarımızla karınlarımızı doyurduktan sonra bizim için demlenen çaylarımızı da keyifle yudumluyoruz. Tam karşımızda Karadağ duruyor ve yılan gibi kıvrılarak uzuyor yolumuz Karadağ’a doğru. İlk ciddi tırmanışımız önümüzde duruyor, elimdeki kaynaklara göre zirveye ulaştığımızda rakım da 1200’lere ulaşacak. Düşüyoruz yola, birkaç yüz metre sonra tırmanış da başlıyor. Zirvede buluşmak üzere herkes kendi performansına göre asılıyor pedallara. Bu sırada yağmurda iyiden iyiye hissettiriyor kendini. Tırmanırken yağmurun yağıyor olması esasen çok da kötü değil. Zaten fazlasıyla ısınacak olan vücut çok rahatsızlık çekemez. En azından benim için böyle. Ben de tırmanış öncesi yağan yağmura aldırmadan üzerimdeki fazlalıkları çıkartarak salt tayt takımı ile vuruyorum rampaya. Zirveye vardığımda saatim ikiyi geçiyor. Hemen ardımdan Ahmet abide varıyor, sonrasında Selma abla, Ali ağabey ve Timur ablada ulaşıyorlar zirveye. Elimdeki bilgilere göre günün tek tırmanışını tamamlamış oluyoruz. Sonrası Araban…

            Araban’a vardığımızda zaman öğleden sonra olmuş saatte 16 suları. Yine Araban’a girmeden, çevre yolundan Adıyaman’a yöneleceğiz. Ama anlaşılan bugün Adıyaman’a varmamız bir hayli güç. Gün akşama doğru hızla kayarken zamanımız az yolumuz ize çok. Araban’a girmeden Adıyaman yol sapağında bulunan demircide çay molası veriyoruz. Ahmet ağabeyinin bisikletinin bagajındaki sorunla ilgileniyor demirci arkadaşlar ve sorunu bürük ölçüde çözüyorlar. Vedalaşıp yolumuz koyuluyoruz. Lakin bittiğini sandığımız tırmanışların bir yenisi beliriyor karşımızda üstelik bu defa yağmurun şiddetti daha da çok. Demircideki çocuk tam zirvede bir büfenin olduğunu söylemişti. Lakin zirveye 300 metre kala tırmanış öylesine dikleşti ki, ha durdum ha duracam derken, ıkına sıkıla vardım zirveye. Kara Mehmet’in büfesine gelmiş oldum böylece. Zirve ayrıca Adıyaman Gaziantep il sınırının bulunduğu nokta. İyice ıslanmışım, durunca üşümeye başladım, sağ olsun Kara Mehmet’in sıcak çayları ile bir miktar ısınabildim. Bir süre sonra Timur abla, elinde bisiklet ile belirdi, ardından da diğerleri. Hepimizin durumu, kelimenin tam anlamıyla perişandı. Yağmur ise bütün şiddetiyle yağıyor. Üstelik tam zirve noktadayız ve hava da soğuk. Erzincan’a bugün kar yağmış. Kara Mehmet’le sohbet ederken kalacak yer konusunda da bilgi aldık. Hemen aşağıda babanın petrolü var. Oraya gidin, baba sizi açıkta komaz, buralarda baba şeyhten önde gelir dedi. Yağmurun da hafiflemesini fırsat bilerek salındık çıktığımız tırmanışın inişinden. Babanın petrolü Tetirli köyünde. Tam girişinde. Gerçekten de Kara Mehmet’in anlattığı gibi karşıladılar bizi. Bu arada tetirli ceviz yaprağı demekmiş. Baba yeni vefat etmiş, ama ortağı geleneğini sürdürüyor. Bizim gibi tanrı misafirlerine her zaman kapıları açık. Sıcak bir odaya yerleştirdiler bizi. Karnımızı da doyurdular. Ah benim güzel Anadolu insanım. Nasılda tertemiz kalabilmiş bunca çirkefliğin, bunca karanlığın arasında.
            Bulunduğumuz odada bizle birlikte, yağlar, fıstıklar, kuru üzümler, kolalar, çikolatalar da vardı. Biz ise bütün bunların kutularını ıslaklarımız kurulamak için kullandık ve her yana yayıldık. Halimiz görülmeye değerdi doğrusu. Hedefimize varamamıştık ama eğleniyorduk. Artık Adıyaman yarına kaldı. Yerdeki halının üzerine matlaımız serip tulumlarımıza girip yorgun bedenlerimiz dinlencesine çekiyoruz. Böylece bir günü daha bitirmiş olduk.
Toplam mesafe :           79 Km

Diğer fotoğraflar:

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın