Mevlana Yolu 2.Gün

22/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

      Biri geldi, Hoca Senai öldü dedi
       Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim
       Saman çöpü değildi k, uçtu diyelim
       Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim
       Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim
       Buğday tanesi değildi ki, toprakta kayboldu diyelim. 
 
 07 Mayıs 2008 Çarşamba


            Ve şimdi başladık gerçekte. Yönümüz Elbeyli…
            İlk kamp gecemiz, keyifli, rahat ve yağmursuz geçti. Yağmur çok ciddi sıkıntı yaratabilir bize. Çünkü sağ olsun Timur abla, bence büyük bir yanılgıya düşerek, hafif olsun diye yazlık çadır getirmiş. Üstelik ağılık olmasın diye çadırın kazıklarını bile yanına almamış. Böyle bir yanılgıya nasıl düşmüş anlayabilmek gerçekten mümkün değil. Ayrıca Ahmet ağabeye de ciddi bir haksızlık yaptığımı hissettim.
             Neden mi?
            Anlatalım:
            Ahmet ağabeyin geleceğini haber veren telefonundan sonra aklıma takılan iki nokta olmuştu. Birincisi bilmediğim performansı -ki bu sorun yaratmayacak turda -, ikincisi malzeme durumu. Haliyle çizdiğimiz parkurda her türlü koşullara hazırlık olmalıydık ve güney sahillerinde yol almadığımız için, her konaklama noktamızda otel veya benzer tesis bulamayabilirdik. Bu bakımdan konaklama gereçlerimize dikkat etmeliydik. Hatta Ahmet ağabey çadırda konaklamak istemediğini Timur abla vasıtasıyla bana ilettiğinde, kesin bir dille olamayacağını ve mutlaka bir çadır edinmesi gerektiğini, ekonomik olarak uygun değil ise, ben onun için çadır temin edebileceğimi iletmiştim. Sağ olsun Ahmet ağabeyde beni kırmayıp, söylediklerime de kulak verip konaklama ile ilgili malzemelerini eksiksiz tamamlamış. Bu uyarıları aracılık eden Timur ablanın kulak vermemiş olması hayret verici nokta olarak karşıma çıktı. Tabi bu ciddi sorun bir kişi için değil, aynı çadırı paylaşacakları için iki kişinin sorunu halini aldı, Timur ve Selma ablaların. Böylelikle ilk günün sabahı da, tur boyunca sıkıntı yaratacak ilk sorunumuzu da yaşamış olduk. Sonuçta söyleyecek de fazla bir şey yok durum karşısında. Üstelik Timur abla doğada yaşam konusunda hepimizden deneyimli sanıyordum, demek ki yanılmışım…
            Böylece Rumi’nin kervanının Anadolu diyarına adım attığı yöne doğru yola koyulduk. Kısa bir Kilis gezintisinden sonra yönümüz Elbeyli.
            Saat 10 ve yönümüz Kilis’ten Yavuzlu beldesi, Yağızköy üzerinden Elbeyli.
            Yol boyunca güney yanımızdaki uçsuz bucaksız ovaların güzelliğinin seyriyle ilerliyoruz. O seyirden bize uzanan esintiler, komşunun dokunuşlarıyla yüklü. Uzaktan baktığımız, yanı başımızda duran ovalar Suriye toprakları. Yoğunluğu fıstık tarlaları olan, baharın bütün renklerini yüklenmiş, yol kenarı manzaraları eşliğinde şimdilik kolayca ilerliyoruz. Yavuzlu tabelasından birkaç yüz metre sonra bizi bir sürprizin beklediğinden henüz haberdar değiliz. Bir anda her yanımızı teneffüse henüz çıkmış çocuklar, hello hello nidalarıyla sarıyorlar. Türk olduğumuzu anladıklarında yaşadıkları şaşkınlık görülmeğe değer doğrusu. Yol boyunca şaşkın yüz ifadeleri yakamızı hiç bırakmadı. Ne denli üzücü olsa da, şaşkın bakışlara alışmak zorundayız. Benim ülkemde, benim insanımın gezgin olmasına şaşıran benim insanım. Bütün yorumlar benzer; “ bizim insanımız geçim, yaşam derdinden gezmeyi mi düşünebilir?” Kanımca kısmen doğruluk payı olsa da, bu düşünce de bir miktar bahane de yok değil.
            Yavuzlu beldesinde çocuklarla epeyce zaman geçirdikten sonra, belediye başkanının davetini de kırmayıp, çayını ve sohbetini de paylaşıyoruz. Yolumuz hakkında bizi bilgilendiriyor ve yola koyuluyoruz.
            Nihayet Elbeyli’ye vardık. İlk düşüncemiz aç olan midelerimizi doyurmak. Elbeylilerde bizim Türk olmamızın şaşkınlığını yaşıyor. Her yanımız o bakışlarla süzülüyor. İlçenin meydanında sıralı kasaplardan birine kuruluyoruz. Adı kasap olan, esasen kebapçı şeklinde işlev gören mekân. Karışık kebaplarımızı sipariş verdikten hemen sonra, yanımıza patavatsız bir adam sokuluyor. Ağzı öylesine bozuk ki, üç kelimesinden biri mutlak küfür, lakin komik de bir tarzı yok değil. Delidir, ne yapsa yeridir deyip aldırmıyoruz. Kebapların masaya servis edilmesiyle birlikte yanı başımıza davete gerek duymaksızın kuruluyor ve bizimle birlikte başlıyor kebapları götürmeye. Sonrasında öğreniyoruz ki, bizim deli sandığımız adam, sağlık ocağında sağlım memuruymuş. Şaşkınlığımızı gizlemeye çalışsak da, pek başarılı olduğumuzu sanmıyorum. Oysa biz onu mahallenin delisi sanmıştık.
            Mis gibi kebaplarla karnımızı tıka basa doyurduktan sonra, kahvelerimizi beklerken etrafımızı saran miniklerle sohbete tutuşuyoruz. Özellikle kız çocukları ilgi alanımız. Merakımız ise; acaba okula gönderiliyorlar mı? Şimdilik geçtiğimiz yörelerde böyle bir sorun yok. Bakalım Anadolu’nun derinliklerine ilerledikçe durum ne olacak?
            Elbeyli’ye ulaşmamızla birlikte, gerçek rotamıza da girmiş olduk. Baba Veled’in kervanı tam da bu noktadan girmiş Türkiye topraklarına. Önümüzde bütün gizemiyle bizi bekleyen, heyecanlı, zor ve uzun bir yol bizi bekliyor.
            Yeniden düşüyoruz yola, rotamız Doğanpınar köyü üzerinden Oğuzeli, oradan da konaklama noktamız Gaziantep. Gün öğleden sonraya dönünce, rüzgâr karşımıza geçiveriyor. Dün dost olan rüzgar, bugün hain bir sevgili gibi, vurup vurup kaçıyor. Bir hayli zorlanmaya başlıyoruz. Ahmet ağabey, vücut istiyor diyerek basıyor ki pedallara, yakalayabilene aşk olsun.
        Âlemin bal şerbetinden bana ne
       İşte benim önümde ayran tasım
       Ne malım var ne de azığım
       Ben gene de senin azığın olsun diye çalışırım
       Ama hürriyeti kulluğa taş çatlasa satmam
            En nihayetinde yolundayım Rumi. Az da olsa, seni anlamak için düştüm yoluna. Her ne kadar senin nefesinle salık verdiklerin, kaleminle ebedileştirdiklerin, bu günün dünyasında pek algılanmıyor olsa bile. Gözüm güneyde, Suriye topraklarında, tam güney-doğusunda seninde yollarını kat ettiğin Irak toprakları var. Bereketin şehri Bağdat var. Ama bereketi senin zamanında kalmış. Hoşgörünün gözleri olan senin gözlerinde o topraklara bakan da yok, o topraklardan bakan da. O topraklar ki, bu günde yüzlere canı içine almakta, binlerce hayale kıymakta ve Onbinlerce cananın gözlerine yaş komakta. Ama biz, ben ve herkes, dünyamızı yok eden kara su petrol adına yakıyoruz, yıkıyoruz ve kıyıyoruz önümüze gelen her şeyi. Beklide sırf buna inat padallıyorum yollarını, petrol denen o zehirden uzak kalabilmek adına. Biliyorum ki nafile ama benimkisi minicik bir çığlık işte.
            Kuzeyden dalgalar halinde güneye esen rüzgar hepimizi yalayıp yutuyor adeta. Teknik arızalarım ise apayrı bir sorun. Önce arka attırıcım, sonra ayan kol sorun yarattı. Anlayacağınız yolda ha kaldım ha kalacak durumdayım. Pedala basmaya korkuyorum arka attırıcı kopup gidecek diye. Ayna kolun büyük yaprağı adı gibi yaprak misali açıldı. Erzincan’da yeni bisikletim gelecek ama bu bisiklet idare edeceğe benzemiyor.
            Nihayet Oğuzeli’ne vardık, yolun çoğu bitti bitmesine ama rüzgâr bizi bayağı hırpaladı. Haydi, pedallara kuvvet devam ediyoruz yola. Antep yolundayız. Rüzgâra karşı minik bir eğimle tırmanıyoruz. Antep’e vardığımızda benim teknik sorunuma Muhlis Dilmaç ağabeyimiz el atıyor. Bisiklet milli takımımızın da teknik sorumlu olan, Gaziantep Bianchi servisi Adnan beye yönlendiriyor bizi. Nihayet vardık, sorunum ciddi, hem zincir, hem ruble hem de arka attırıcı değişecek. Oldu olacak ustam dokuzlu sisteme geçelim, gel vites-fren kollarını da değiştiriver diyorum. Ustam bisikletle uğraşırken, bize tarif ettiği lokantanın yolunu tutuyoruz. Ahmet ağabey yok bu sefer, Antepli bir dostunun misafiri olacak bu akşam. Antep’e has kebaplarla karnımızı doyurup döndüğümüzde bisikletimi de hazır buluyoruz. Ustam bizi öğretmen evine kadar da bırakıyor. Ellerine sağlık ustamın deyip, son anda dikkatimizi çeken Ali ağabeyin bagaj problemini de çözdürüp vedalaşıyoruz usta ile öğretmen evinin bahçesinde.
        Nerede bir topluluk görürsen, tellal
       Hiç durma, bağır:
       Kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar, de,
       Tertemiz kokan bir kul gördünüz mü?
       Ay parçası bir yüzü var
       Baştanbaşa fitne
       Savaş vakti tez gider, de tellal,
       Barış vakti uysal olur, de…
Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın