Mevlana Yolu 10.11 ve 12. Günler, Erzincan-Kayseri

04/06/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

Erzincan’da Serkan sayesinde rahat bir gece geçirdik. Benim bisiklet değiştirmem, teknik olarak yaşadığım sorunların da son bulması anlamını taşıdı. Erkenden yola koyulmak üzere bisikletlerimizi çıkarıp eşyalarımızı yerleştirmeye koyulduğumuzda Serkan’da bizi uğurlamak için geldi. Yolculuğumuzun hedefi Refahiye ve önümüzde Türkiye’nin en yüksek geçitlerinden biri Sakaltutan Geçidi var. Planımız, zirveye kadar herkesin kendi temposuyla ilerlemesi ve zirvede buluşmak. Zirveden sonra ki yolumuz ise kolay olacak. İniş ve hafif eğimli bir düzlükle Refahiye’ye varacağız. Sekan 5 km kadar bize eşlik edip ayrıldı. Ben ise plan gereği tempomla tırmanışa koyuldum. İlk bölüm, fazla eğimli değil, son 5 km ise adına yakışan bir geçide giden yol niteliğinde. Karşıdan esen sert rüzgâr ise, rampalara arkadaşlık eder edasında. Ayrıca çiseleyen yağmur ve soğuğu da unutmamak gerekli. Nihayet zirveye ulaştığımda, bütün karlı zirvelerde olduğu gibi Karayolları tesisleri ile karşılaştım. Tesisin tam karşısında bir çeşme ve yanı başında da bir büfe. Durur durmaz soğuk da dişlemeye başladı. Kendimi büfeye attım. Büfeci oldukça ilgili karşıladı. Sobayı yakamadığından yakınarak, ıslak odunlardan şikayet ederken koyduğu sıcak çaylar kısmen içimi ısıtsa da, tam anlamıyla ısınmadığım her halimden belli olacak ki, bana montunu verdi. Nihayet soba yanmayı başardığında bir saati aşkın süre geçmişti ve ekibin gerideki kısmından haber hala yoktu. Zaman zaman telefonun çekmediği büfeden çıkıp, soğukta titreyerek çeken noktadan aramalarım da sonuç vermedi, Ali ağabeyinin telefonu kapalı söylüyordu. Muhtemelen çekmediğinden. Büfedeki soba artık gürüldemeye başlamış ben de üzerime kat kat giyindiklerimi bir bir çıkarmaya başlamıştım ki, Ali ağabey geldi. Ardından da Ahmet ağabey. Kızlar ise 10. km de pes etmişler ve Refahiye’ye araçla gitmişler. Sucuklu yumurta ile karınlarımız doyurduktan sonra iniş için giyinip yola koyulduk. Refahiye girişindeki akaryakıt istasyonunda kızları bizi beklerken bulduk. Oldukça uzun bir bekleyiş onları da sıkmış olmalı ki, Timur ablanın garip yorumu ilginç oldu. Bakın siz de 8 saatte geldiniz dedi. Ne demek istediğini anlamadım ama Ali ağabey bozuşmuş olmalı, yüzünün ifadesi bunu belli etti.
Ertesi gün Suşehri rampalarının özellikle kızları çok zorlayacağını düşünerek rota revizyonunu konuşup yola koyulduk. Yola koyulmadan önce Timur biz başımızın çaresine bakarız siz gidin diye imalı sözler söyleyince Ali ağabey de bu defa kızları beklemeden benim rüzgârıma daldı. Haliyle fark da açıldı. Üstelik onuşmuş olmamıza karşın Timur ablanın fikriyle kızlar Suşehri yolundan gitmişler. Sivas’a 50 km kala başlayan yağmur öylesine sertleşti ki bir evin saçağına uzunca süre sığınmak zorunda kaldık.. Yağmurun dinmesiyle yola koyulduk, lakin yağmur yeniden başladı. Islanmış olduğumuz için devam ettik, bir süre sonra bizi acıyarak duran bir kamyonetin cazip teklifine hayır diyemeyerek kalan 40 km yi araçlar giderek Sivas’a ulaştık. Doğruca öğretmen evine gidip yerleştikten sonra kızları aradık. Başımızın çaresine bakarız diye ısrarla diretmelerine karşın anladığım kadarıyla bozuktular. Anladığım kadarıyla diyorum, çünkü telefon konuşmalarını ben değil Ali ağabey yapıyordu. Üstelik de suçlamalı bir kinaye ekleniyordu konuşmalara. Değişen rotamız yolculuğumuzun ruhuna aykırı imiş. Hırs işte, garip yorumlar yaptırıyor insanlara. Ama doğal, bunca yolu, bunca yorgunlukla kat edince sinirler gerginleşebiliyor. Sonuçta kızlarda bir hayli ıslanmışlar yolda ve sinirleri hırpalanmış. Nasıl olmuşsa 90km’lik yolda da 160 km gidebilmişler. Güzel bir gecenin ardında sabah erkenden yola koyulmak için hazırlıklarımız tamamladığımızda, kızların gelmeyeceğini de öğrendik. Mevlana Yolu Turu, Selma ve Timur abla için bitmişti. Cesaretleri ve hırslarına hayran kaldığımı tekrarlamak isterim.
Yolun zor kısmını geride bırakmıştık, Kayseri’ye kadar çok rahat gittik.

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın