Mevlana Turu 1.Gün

19/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

     Olduğum gibi kim görebilir beni,
             Ne rengim var benim, ne nişanım.
             Benim de bildiğim sırlar var, diyeceksin ama,
             Hem o sırlarım ben,
             Hem o sırları saklayanım

06 Mayıs 2008 Salı 
            Yola çıkma öncesi telaşını bilirsiniz. Ne denli iyi hazırlanmış olursanız olun, mutlak bir eksik ve en kötüsü de fazlalık vardır. En kötüsü diyorum, nedeni belli, yolculuk aracımız bisiklet ve bisikletle yola çıkan için fazlalık demek; bilirsiniz işte…
            Benim için de bu telaş hafta sonunda başlamıştı. Çantalarımı kaç defa kontrol ettiğimi hatırlamıyorum bile. Sonunda tamam olduğunu kanaat getirmiş olmalıyım ki; bisikletim, ben ve tam olduğunu umduğum eşyalar ile Gaziantep otogarındayım. Turun başlangıç noktası Gaziantep değil, Gaziantep güzergâhımız üzerinde fakat başlangıç noktamız, Kilis’in Elbeyli ilçesi. Ekibin diğer arkadaşları ( Ali, Selma, Timukan ve Ahmet ağabey ve ablalar ) sabah yedi uçağı ile İzmir’den yola koyuldular, çoktan gelmiş olmalılar. Bense Diyarbakır’dan Gaziantep’e kalkan ilk otobüsle ancak saat bir de olabildim Gaziantep’te. Ekip ise, Gaziantep Kilis anayolunun havalını kavşağındaki bir akaryakıt istasyonunda saatlerdir bekliyor. Ben de hızla ekibe doğru pedal çevirmeye koyuluyorum.
            Bilmediğin büyük şehirlerde yol bulmanın tek yolu sormak. Bir iki yanlış yönlendirme neticesi ( tamamı Kilis minibüslerinin kalktığı terminali tarif etmiş, eh bisikletle görünce minibüsle gideceğimi düşünmüşler ) zaman kaybetmiş olsam da, nihayetinde D850 karayoluna atabildim kendimi. Mümkün olduğunca pedallara asılıyorum ki, arkadaşları daha fazla bekletmeyeyim. Hafif eğimli iniş ve arkadan esen rüzgârın sayesinde neredeyse saatte kırk kilometre ortalama ile yol alıyorum, bu bugün için iyi gibi görünse de, yarın bu yol tersten gelinecek ve aynı şekilde rüzgâr olmaz umarım.
            Bütün doğal şartlar benimle birlikte olduğu için olabilecek en kısa zamanda arkadaşlarla buluşabildim. Ali ağabey, elinde yeni fotoğraf makinesi ile beni karşıladı. Ekibin kalan kısmı, çimlerin üzerine serdikleri matlarında uyumakta. Neyse onlarda benim geldiğimi görünce, sıkıcı bekleme sürecinin bitmiş olduğundan gayet memnun beni karşıladılar. Sanırım biraz fazla bekletmek zorunda kaldım arkadaşları. Turun planlayıcısı olarak bu durumdan oldukça rahatsız oldum. Lakin elden bir şey gelmeyince, kuru bir özür ve birkaç bardak çay ısmarlamakla yetinmek zorunda kaldım.
            Ekibimiz beş dosttan kurulu. Uzun ve oldukça zor yolculuğumuz öncesi, Ali ağabey ve ben dışında kalan arkadaşlar böylesine bir tur için deneyimsizler. Her üçü de hayatlarında ilk defa heybe çantaları tıka basa dolu, normal ağırlıklarının üç katı ağırlığında yüklü bisiklet kullanıyorlar. Oldukça da zorluk çektikleri her hallerinden belli. Hatta anlattıklarına göre, uçaktan inip, bisikletleri hazırlayıp, ilk binişlerinde dengeyi sağlamakta bir hayli zorluk çekince, geriye dönmeyi bile düşünmüşler. Allahtan vazgeçmişler de buradalar. Lakin hala zorlandıkları her hallerinden belli. O hallerini görünce, cesaretlerine hayran olmamak mümkün değil. Mevlana Yolu Turu diye adlandırdığımız, ipek yolunun Anadolu kısmında bisikletle, onca deneyimsizliklerine karşın yola koyulmak bile başlı başına bir cesaret. Her ne kadar acemiliklerine gülememeye çabalasam da, gerçekte halleri takdire şayan demeden geçmek haksızlık olacak. Diğer yandan da endişelenmediğimi söyleyemem. Düşünün önümüzde onlarca yüksek geçidi, derin kanyonu, karlı zirveleri, bitmez ovaları olan 1600 kilometrelik bir yol var. Sadece coğrafi zorluk da değil, hepimizin ilk defa geçeceği yollar, anlayacağınız tam bir muammaya pedal basmaya başladık. Ve tabi pek de parlak olmayan hava koşulları. Sanırım bütün bu yol etkenlerine deneyimsizlik de eklenince endişelenmekte pek haksız sayılmam.
            Nihayetinde bu yol, öyle ya da böyle bitecek ve işte Mevlana Yolundayız…
       Gene gel, gene,
       Ne olursan ol
       İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta,
       İster yüz kere tövbe etmiş ol
       İster yüz kere bozmuş ol tövbeni
       Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
       Nasılsan öyle gel…
            “Bisiklet sevdası, yolların huzuru ve özgürlük.”
            Sevda, huzur ve hürriyet.
            Nasıl da sihirle kulağa uzanıyor sözcüklerin sesleri, değil mi?
            Bu uğurda can veren, umut tüketen, birçok şeyini feda eden milyonlarca insan yaşamış dünyamızda. Kimi göçmüş gitmiş başka diyarlara, kimi hala sevdanın, huzurun, özgürlüğün peşinde zaman tüketmekte.
            İşte bu duyguları, ayırımsız, nişansız, karşılıksız yaşayan ve dizelerinde aktaran ender insanlardan birinin yoluna koyulduk. 12. yy da başlayan bir yolculuğun ister devamı deyin, ister taklidi, ister günümüz güzergâhından ilerleyişi. Ne isterseniz öyle deyin, nasıl isterseniz öyle tanımlayın yolumuzu. Onbinlerce yıl kullanıldıktan sonra unutulmuş bir yoldayız. Adını Mevlana Yolu olarak koyduğumuz, kiminin İpek Yolu, kiminin Baharat Yolu kiminin de Kervan Yolu dediği yol. Üzerinde bir zamanlar sarayların, koca koca şehirlerin, kervansarayların, hanların hamamların olduğu bir yol. Biliyoruz ki bunarın hemen tamamı yok günümüzde, kimileri köylerde kerpiç evlerin duvarlarında kullanılan taş oldu, kimileri rüzgârların sayesinde sırra kadem basıp toprağın altına gömüldü, kimileri yağmurlara mağlup düşüp eridi, kimleri de depremle hırpalanıp, taş oldu toprak oldu. Kala kala izi kaldı günümüze, rivayetleri, anlatıları, destanları.
            Bisiklet sevdası, yolların huzuru ve özgürlük. Bu üç değer, ayrılamaz ve olmazsa olmaz. Tabii bu tanımlama bence yapılmış bir tanımlama.
            Yolda olmak; yolda olmak başlı başına bir huzur ve yanında özgürlüğün gülümsediği bir huzur. Yoldaşın bisiklet olunca, yolda sana gülümseyen özgürlüğe sadece dokunmakla kalmıyor, sarmaş dolaş sarılabiliyorsun da. Ve sanırım en önemlisi yolda olmak. Bu yolculuğumuz bin yıla yaklaşan bir felsefeye dolalı başlıyor.
            Nasıl mı başladı?
            Esasen aylan öncesinde başladı yolculuk. Bir gün bir yerde okudum bu yolu, kervanları, binlerce kilometre kat edilen yolları. Baba Veled, Belh’de yaşarken yılmış henüz yeni palazlanan Moğollardan ve koyulmuş yola. Kısmen kaçış olan bir yola koyulmuş. Türkistan dağlarını aşmışlar günümüzün kan kokan Afganistan topraklarında. Türkmenistan topraklarında ovalar, çöller kat edip, günümüz İran topraklarına girmişler Searahs şehrinden. Oradan Tahran’a varmışlar, Kasr-ı Şirin şehrinden günümüz Irak ülkesine merhaba deyip, o zamanların bereket şehri Bağdat’ta konaklamışlar bilinmeyen bir süre. Yol onları, Hz. Muhammed aşkına güneye sürüklemiş. Rafha’dan dalmışlar Suudi Arabistan diyarına, daha da güneye, Mekke’ye kadar varmışlar. Kâbe’de namaz kılıp, dualar edip, Hicret yoluna, kuzeye vurmuşlar kervanı. Medine’ye varmışlar nihayetinde. Artık hep kuzey olmuş istikametleri, Anadolu’ya sürmüşler develerini, Nufud Çölünü geçip Amman üzerinden varmışlar Şam’a. Halep’e vardıklarında yolun çoğu bitmiş, Anadolu kalmış önlerinde yalnızca. İşte bizim çakıştırdığımız yolculuğumuz bu; kervan Elbeyli’den selam yollamış Anadolu’ya…
            Ekiple buluştuktan sonra, esas başlangıç noktamız öncesi Kilis’e doğru başladık pedal basmaya. Kilis’e vardığımızda gün güneşle vedalaşmaya başlamıştı. Kilis’in hemen girişindeki, havuz denilen bir tesis konaklamak için biçilmiş kaftandı bizim için. Tesisin yetkilileri, sağ olsunlar oldukça yardımcı oldular, bize kampımızı kurmak için yer gösterdi. İlk gün heyecanı, Ahmet ağabeyinin ilk çadır deneyimi heyecanı derken çadırlarımızı kurduk. Restorantta yediğimiz lezzetli akşam yemeği, parlattığımız birer kadeh içkilerimizin de mahmurluğuyla çadırlarımıza girdik.
              Her gün bir yerden göçmek ne iyi
             Her gün bir yere konmak ne güzel
             Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
             Dünle beraber gitti cancağızım
             Ne kadar söz varsa düne ait
             Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Toplam kat ettiğim mesafe        :           104 Km.
Toplam sürüş zamanı                :           6 saat 08 dakika
Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın