Lüleburgaz-Tekirdağ-Yeniköy-Uçmakdere-Şarköy-Kavakköy-Erikli-Enez bisiklet turu… (1. Gün… 1 Ekim 2008)

20/02/2009  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

Lüleburgaz-Tekirdağ-Yeniköy-Uçmakdere-Şarköy-Kavakköy-Erikli-Enez bisiklet turu… (1. Gün… 1 Ekim 2008)

Lüleburgaz-Tekirdağ-Yeniköy-Uçmakdere-Şarköy-Kavakköy-Erikli-Enez bisiklet turu…
(1. Gün… 1 Ekim 2008, Çarşamba)

Pekçok turda birlikte pedal bastığımız Cahit Turhan, Lüleburgaz‘dan beni arayarak Şeker Bayramı tatilinde kısa bir tur yapalım deyince, hiç düşünmeden ‘geliyorum‘ diyorum. Rahman Karataş’ın da katılacağı turumuzun rotası yine Lüleburgaz‘dan başlayarak, Muratlı – Tekirdağ – Naip Köyü – Yeniköy – Uçmakdere – Gaziköy – Mürefte – Şarköy – Kavakköy, Saros Körfezi‘ni takiben Adilhan – Sazlıdere – Gökçetepe – Mecidiye – Erikli – Enez

Bence harika bir parkur. Özellikle Uçmakdere – Şarköy parkuru çok güzel. Bu parkurdan daha önce de geçmiş olduğum için biliyorum… Benim asıl merak ettiğim, daha önce hiç gitmediğim Saros Körfezi boyunca Adilhan – Erikli – Enez parkuru… Evet, şimdi hep beraber buraları keşfe çıkıyoruz…


Lüleburgaz gerçekten çok güzel bir şehir. Üstelik çevrede pekçok bisiklet parkuru var…

Bayramın ikinci günü 1 Ekim Çarşamba 2008 sabahı, İstanbul Esenler Otogarı‘ndan Lüleburgaz‘a gitmek için saat 08:00’de İstanbul Seyahat‘in Lüleburgaz otobüsüne hiçbir sorun yaşamadan bisikleti bagaja yükleyerek biniyorum. Saat 10:10’da Lüleburgaz‘a ulaştığımda Cahit ve Rahman beni bekliyordu. Ne yazık ki Cahit, işleri dolayısıyla bizimle berebar olamayacak. Tura biz Rahman’la çıkacağız.


Cahit, bizimle beraber Lüleburgaz tren istasyonuna kadar geliyor.


Rahman, üçümüzü bu karede fotoğraflıyor.

Cahit, yine de bizi yolcu etmek için Lüleburgaz‘ın 6-7 km dışında olan Lüleburgaz tren istasyonuna kadar bizimle geliyor… Cahit dönüşe hazırlanırken, Rahman fotoğraf makinasını kurarak üçümüzü bir fotoğrafa alıyor. Ardından Cahit’le vedalaşıyoruz ve yola çıkıyoruz. Cahit’in katılamadığına gerçekten üzülüyorum.


Rahman Karataş…

Rahman’la konuşa konuşa, kendimizi yormadan, yavaş yavaş ilerliyoruz. Zaten öyle ciddi bir rampa, ya da iniş yok. Hava sıcaklığı 22 derece. Yalnız biraz rüzgar var. Şimdilik rüzgarı yan tarafımızdan alıyoruz. Aslında buralarda rüzgar genellikle hep kuzeyden eser. Ama bugün rüzgar, güneybatıdan esiyor. Bugün de kuzeyden esmiş olsa, herhalde bizi Tekirdağ‘a kadar uçururdu.


Alacaoğlu köyüne doğru…


Köylerden geçerken…


Davutlu köyü…

Trakya köylerini bir bir geçiyoruz; Alacaoğlu, Çengelli, Davutlu


İnanlı’ya doğru…


İnanlı


Muratlı’nın çok yakın olduğunu öğreniyoruz…


Muratlı’ya doğru…

İnanlı‘da ilk molamızı veriyoruz. Saat 12:50, 32,57. km’deyiz. İnanlı‘da kuşburnu çayımızı yudumlarken, meraklı bakışlara nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi anlatıyoruz. Saat 13:00’de de Muratlı‘ya doğru yola çıkıyoruz…


Sol tarafımıza tren yolunu alarak Muratlı’ya giriyoruz…


Yemek yiyoruz… Menüde ton balığı var…


Muratlı tren istasyonu…

İnanlı‘dan çıktıktan sonra, Sirkeci’den gelen Uzunköprü ve Edirne‘ye doğru giden tren yoluna paralel giden yolda 3 km kadar ilerliyerek Muratlı‘ya geliyoruz. Çay bahçesi gibi bir yere girerek, yanımızda getirdiğimiz konserve yiyeceklerle karnımızı doyuruyoruz. Ardından çevreyi fotoğraflıyoruz. Saat 14:15’de Muratlı‘dan ayrılıyoruz.


Ergene Çayı’nın görüntüsü içler acısı…

Muratlı‘nın hemen çıkışında Ergene Çayı‘nın üzerindeki köprüden geçerken bu fotoğrafları çekiyoruz. Istrancalar‘dan doğduğunda şırıl şırıl akan Ergene, Trakya‘nın giderek sanayileşmesinin yarattığı kirlilikten nasibini fazlasıyla alarak bu hale gelmiş. Çevrede yapılan pirinç tarımı ise, Ergene‘nin kirliliği yüzünden artık bitmiş.


Tekirdağ’a doğru…

Şimdi önümüzde Tekirdağ var. Zemini pütürlü, çift şeritli gidiş-gelişli  asfalt bir yolda ilerlemeye çalışıyoruz. Yolun sağa veya sola yönelmesiyle rüzgarı zaman zaman yanlardan alırken, artık genelde rüzgar tam cepheden geliyor.


Bir benzin istasyonunda maden suyu molası…


Rahman dumana doğru ilerliyor…


Dumanın içinden kurtulmaya çalışırken, Rahman’ı fotoğraf makinasıyla karşımda görüyorum…

Tekirdağ‘a doğru yol alırken, yukarıdaki fotoğrafları çekiyoruz.  İlk kare benim Rahman’ı iniş yaparken çektiğim fotoğraf… İkinci karede ise, Rahman’ın fotoğrafladığı resimde, dumanın içinden çıkarken beni görüyorsunuz. Dumanın içine girdiğimde, tırmanışa geçtiğim için hızım düşmüş, nefesimi tutarak dumanın içinden çıkmaya çalışıyordum ki, birden karşımda Rahman’ı fotoğraf makinasıyla gördüm ve bu ilginç fotoğraf çekilmiş oldu.


Tekirdağ yakınları…


Tekirdağ…


Rahman, Tekirdağ girişinde ışıklarda yeşil ışığı beklerken, bir Broadway arabadan destek alıyor…


Tekirdağ sahilinde Çağatay’la tanışıyoruz…

Saat 15:30’da Tekirdağ tabelasının önünde bu fotoğrafı çekiyoruz. Sıkı bir iniş yaparak 15 dakikada sahilde balıkçı barınağının önüne kadar iniyoruz. Sahil de ilerlerken Tekirdağlı genç bir bisikletli arkadaşla karşılaşıyoruz. Adı Çağatay ama, soyadını notlarıma yazmamışım. Çağatay’dan ayrılmadan önce gideceğimiz yol hakkında bilgi alıyoruz.


Rahman, yeni fotoğraf makinasıyla bol bol fotoğraf çekti…

Tekirdağ‘dan Barbaros‘a doğru gideceğiz ama, rüzgar o kadar kuvvetli esiyor ki; aramızda şakalaşıyoruz. ‘Acaba İstanbul’a doğru mu gitsek?..‘ Bu akşam ‘Şarköy’e kadar gideriz‘ diye düşünüyorduk ama, bu rüzgarla gitmemiz biraz zor. Artık Yeniköy‘ü hedef alıyoruz. Aslında Yeniköy‘e kadar olan yolu da pek yabana atmamak lazım. Barbaros üzerinden gidersek çok bozuk taşlı-toprak yolda ilerlerken hızımız oldukça düşecekti.


Notlarımı artık hem deftere hem de ses alma cihazına kaydediyorum…

Sahilde bir kanapede dinlenirken ne yapacağımıza karar vermeye çalışıyoruz. Aslında bir süre sonra da acıkacağımız kesin. Sonra kararımızı veriyoruz; yanımızdaki çerezlerle idare ederek, Yeniköy‘e Naip Köyü üzerinden gideceğiz, çok acıkırsak, Naip Köyü‘nde durup birşeyler yiyeceğiz. Saat, 16:15’de Barbaros‘a doğru yola çıkıyoruz…


Barbaros girişi…

Barbaros yakınlarında bu kez bisikletli bir başka genç arkadaşla karşılaşıyoruz. İstanbul‘da Amerikan Hastanesi‘nde çalıştığını söylediğini hatırlıyorum. O da antrenman yapmak için gittiği Barbaros‘tan geri dönüyormuş.


Kumbağ’a doğru Kısa ama, zorlu tırmanışlardan biri… Arkamızdaki yükler 25 kg civarında…

Barbaros‘tan Kumbağ‘a 500-600 metrelik kısa ama zorlu tırmanışlardan biri… Bu tırmanıştan sonra Naip-Kumbağ kavşağına doğru güzel bir iniş yapıyoruz. Burada bulunan çeşmeden mataralarımızı doldurduktan sonra, kavşaktan Naip Köyü‘ne dönüyoruz.


Naip köyünden görüntüler…


Bisikletlerimiz yollarda bizim can yoldaşlarımız…


Halkı da gerçekten çok sıcak…

Tekirdağ‘dan yaklaşık 22 km uzaklıkta olan Naip çok şirin bir köy. Halkı da oldukça sıcak. Hava 19:00’a doğru karardığı için köyde fazla oyalanmadan yolumuza devam ediyoruz.


6 km yolumuz kaldığı anlaşılıyor…

Bu kavşaktan Yeniköy‘e kadar 6 km yolumuz olduğunu görüyoruz. Yola devam ediyoruz. 2-3 km sonra tırmanışlar başlıyor; biraz tırmandıktan sonra, biraz düz giderek dinlendiren tatlı yokuşlar… Ama öğle yemeği biraz zayıf olduğu için zorlanmadık değil…


Günün son etabında yokuşlar, yokuşlar…


Saat 19:15’de Yeniköy‘e geldiğimizde hava kararmıştı.


Yeniköy… Bu resim 2005 yılının Mayıs ayında çekildi…


O zaman köy kalabalıktı…


O turda Necati Bilgen ve Cahit Turhan vardı…

Bu köye daha önce 2005 yılının Mayıs ayında bisikletlerimizle Cahit Turhan ve Necati Bilgen’le gelmiştik. Marmara Denizi‘ne hakim bir tepede kurulu olan bu köyün kahvesinde, hava sisli olduğu için uzaktan belli belirsiz görünen Marmara Adası‘na karşı çay içmiştik. O zaman köyde yaşayan bir sürü kişi vardı.

Aynı kahveye bu kez çadır kurabileceğimiz bir yer sormak için gidiyoruz. Ama kahve kapalı ve ortalarda kimseler görünmüyor. Rahman, etrafta kısa bir araştırma yapıyor. Köy sakinlerinden Ömer Savcı’yla tanışıyor ve camide yatabileceğimizi öğreniyoruz. Köyde artık, birkaç haneden başka kimse yokmuş. Caminin hocası olmadığı için, sabah namazı kılınmayacağı için, kalkmamız da söz konusu değilmiş.


Hasan Bey’in evinde… Rahman Karataş, Hasan Yılmaz, ben ve Ömer Savcı…

Derken yanımıza Hasan Yılmaz geliyor. O da diğer köy sakinleri gibi, köyü terk ederek Tekirdağ‘a yerleşmiş. Arabasıyla köye giderken yolda bizi görmüş. Bizim camide kalmamıza gönlü razı gelmiyor ve bize evinin anahtarını veriyor; ‘gidin yatın, sabah kapatır gidersiniz‘ diyor. Bu teklifi teşekkür ederek kabul ediyoruz. Bisikletlerimizi, köyün dar sokaklarından yokuş aşağıya indirerek, hep birlikte Hasan Yılmaz’ın evine gidiyoruz.


Yemekte barbunya fasulye ve ton balığı vardı…

Yer sofrasında yanlarımızda getirdiğimiz konserve yiyecekleri yiyerek karnımızı doyuruyoruz. Evde bulduğumuz ve sürekli Türk Sanat Müziği çalan radyo istasyonlarından birine ayarlı radyoyu dinlerken, Rahman’ın demlediği çayı içiyoruz. Ardından da güzel bir uyku çekiyoruz.


Sabah, güneşi direk evin içine doğuyor…

Ertesi sabah uyandığımda Rahman’ın erkenden kalkmış, çevreyi dolaşmış, güneşin doğuşunu fotoğraflamış olduğunu öğreniyorum. Rahman sonra eve gelip çayı demlemiş ve kahvaltıyı hazırlamış. Karnımızı doyurduktan sonra yola çıktığımızda saat 10:00 olmuştu. Ama yola geç çıkmamız tamamen benim çok geç kalmamdan dolayı olmuştu…


Rahman, dışarıda güneşin doğuşunu fotoğraflamış…


Sabah ayrılırken, evi aldığımız gibi teslim ettik… Yolunuz Yeniköy’e düşerse Hasan Yılmaz’ı ve Ömer Savcı’yı muhakkak bulun… Selamlarımızı iletin… Sizi de misafir edeceklerdir…

Bu arada bize evini açan Hasan Yılmaz’a buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Şimdi rotamız Uçmakdere üzerinden Şarköy ve Saroz Körfezi‘ndeki KavakköyYeniköy‘den sonraki köy olan Uçmakdere yolu gerçekten görülmeye değer bir yer. Gelecek yazıda hep birlikte buraları da keşfetmiş olacağız. Hepsi artık bir sonraki yazıda…

Günün sonunda baktığımızda toplam 85,64 km yol yapmış olduk…


Devam edecek…

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın