Likya Yolu Turu 2.Gün: Köyceğiz-Dalyan

04/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

29.Şubat.2004

Her birimizin serildiği odalarda uyku tulumlarından çıkma saati geliyor. Saatim daha 6.45, dışarıda güneş bile doğmamış. Ama erken kalkan erken yol alır diyerek ayaklanıyoruz. Kahvaltı hazırlıklarına başlıyoruz. Bazısı çay suyu koyuyor kaynaması için, bazısı kahvaltı için omlet hazırlıyor, bazısı dışarıda bisikletini hazırlama aşamasında, ben ise markete ekmek almaya gidiyorum. Anlayacağınız herkes bir işin ucundan tutmuş biran önce yolda olmak için can atıyor. Kahvaltı menüsü biraz öncede dediğim gibi omlet, çay ve ekmek. Açlıktan zil çalan karnımızı doyuruyoruz. Öğle yemeği kaçta ve nerede kim bilir.

Kahvaltının ardından bulaşıklar yıkanıyor ve herkes bisikletinin başında alıyor soluğu. Yol için tüm hazırlıklar yapılıyor ve son kontroller gözden geçiriliyor. Mataralar doluyor, demir atların yönü çıkışa doğru çevriliyor ve son bir hatıra fotosu çekiliyor.

Ayaktakiler: Serkan(ben), Kevser, Ali Aktuyun, Oturanlar: Mehmet Değirmenci, Atilla Akgündüz, Çeken: Göktürk Günal

Yoldayız artık. Daha yola çıkar çıkmaz ilk kaza oluyor. Ali Abi çantasının hışmına uğrayarak düşüyor. Çok ciddi bir durumu yok ama çokta iyi sayılmaz. Kaburgasında beliren bir ağrı tur boyunca onu rahatsız ediyor. Hava düne göre çok çok güzel. Güneşli hava da terleyerek ilerliyoruz. Sen kalk -20 dereceden gel Köyceğiz’de terle, olacak şey mi? ? Güneş her zaman beni mutlu etmiştir. Havanın güzel olması tüm gurubu da mutlu ediyor tabi. Eğlenceli bir şekilde pedallarımız dönüyor. Muhabbet eşliğinde altımızdan kilometreler akıp geçiyor.

Rakım yükseldikçe Köyceğiz Gölü de ayaklarımızın altında kalıyor. Manzara bir süre sonra tarif edilmeyecek boyuta ulaşıyor. Sık sık fotoğraf çekmek için mola vermek zorunda kalıyoruz. Kış mevsiminde olduğumuz için göl etrafında sarı renk hüküm sürüyor. Bu da ayrı bir hava veriyor tabi.

Birkaç yüz metre tırmandıktan sonra inişe geçiyoruz ve geçer geçmez bir çeşme başında durup su ikmali yapıyoruz. Dağdan gelen lezzetli suyu dolduruyoruz mataralarımıza. Yol güzel, hava güzel, manzara güzel, keyifler güzel bir insan daha başka ne isteyebilir ki?

Göl seviyesine kadar iniyoruz. Aynı zamanda bu bölge Önemli Doğa Alanları sınırları içerisinde olduğu için birçok kuşu gözlemlemek mümkün. Balıkçıl türleri ve su kuşları yaygın bu alanda. Bazı kuş kümeleri bizi görür görmez havalanıyorlar veya iç taraflara doğru hareketleniyorlar. Aynı zamanda muhteşem bir “v” görüntüsü oluşturuyorlar.

Göl üzerine yansımalar çok güzel fon oluşturuyor makinelerimize. Fotoğraf çekmeye doyum olmuyor. Onun için yavaş yavaş yol alıyoruz.

Oksijeni bol bir güzergâhta pedallıyoruz. Birkaç tane yırtıcı kuş denk geliyor. Göktürk Abi ile geyik muhabbetini yapıyoruz.

-Serkan bu yırtıcı kuşlar bize saldırmaz değil mi?
-Yok, saldırmazlar. Bu zamana kadar kayıtlara geçmiş bir ölüm olayı yok yani.
-Hmm iyi o zaman. ?
Yemyeşil ormanlık alanda bu ağaç hepsinden ayrı. Çiçekleri ile muhteşem görünüyor.

Öğlen saati civarı yanılmıyorsam saat 11.30 gibi Sultaniye Kaplıcalarına varıyoruz. Meşhur Çamur Banyosunun yapıldığı bölgedeyiz. Çevrede değişik bir koku var. Sonradan öğrendiğimize göre bu çamurun kokusuymuş. Uzunca bir mola veriyoruz burada. Çaylarımızı yudumlarken yine çene çalmaya devam tabi. Bolca fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyoruz tabi.

Çamur çok ilginç görünüyor. Yağlı gibi sanki. Onun için kimse girmek istemiyor. Zaten ben o kokudan sonra gireceğimi hiç sanmıyorum. Ayrıca koku olmasa da içini görmediğim hiçbir yere giremem. Deniz üzeride yağlı katman ayırt edilebiliyordu.

Sultaniye’den sonra yine rampalar bizi bekliyor. Bu defa biraz daha uzun ve dik rampalar çıkıyoruz. Ama orman içinde bisiklet sürmek gibisi yok. Derin derin nefes alıyorsunuz ve ohhh diye içinize çekiyorsunuz tertemiz havayı. Bundan daha güzel ne olabilir. Atilla Abi ve Mehmet Abi yavaş yavaş çıkıyorlar. Kevser ve ben ise arkadan yavaş yavaş geliyoruz. Uzun rampa ortasında enerji takviyesi yapıyoruz çantamızdaki bisküviler ile.

Onlara hemen arkasından Ali Abi eşlik ediyor. Ama kaburgasını incittiği için biraz acı çekiyor.

Artık Köyceğiz Gölünü geride bırakıyoruz. Köyceğiz Gölünün denize birleştiği nokta ise Dalyan. Arkamda gördüğünüz yer ise tam boğaz.

Veee artık delta görünmeye başladı. Şu meşhur Caretta caretta’ların ürediği plaj İztuzu ise arkada uzanan sahil. Üreme dönemlerinde buraya giriş yasaklanıyor. Caretta caretta’ların zarar görmemesi için çok önemli. Dünya ölçeğinde çok önemli bir alan İztuzu Plajı.

Bu noktadan sonra uzunca bir iniş yapıyoruz. Ta ki Dalyan’a kadar. Aşağıda ki fotoğrafda gördüğünüz kaya mezarları amacımız olan Likyalıların eseri. Kaunos antik şehrinin kaya mezarları. Çok güzel bir işçilik ile inşa edilmiş. Hayran kalmamak elde değil.

Kaya mezarları fonunda hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmiyoruz tabi…

Evet, Dalyan’dayız ama karşı kıyısında. Asıl yerleşim ise diğer tarafta. Oraya geçmek için bir köprü bile yok. Tek geçiş yöntemi ya tekne, ya da kayık. Biz ise tekne bulamadığımız için kayıkla geçmeye çalışıyoruz. Kayığa en fazla 3-4 kişi binebiliyor. İlk grup hazırlanıyor. Atilla Abi, Ali Abi ve Kevser biniyorlar kayığa. Yanlarına iki tanede bisiklet veriyoruz.

Hareket ediyorlar. Kayık zar zor dengeyi sağlıyor. ?

Sıra bize geliyor. Ben ise diğer Atilla Abi ile geçiyorum. Önce bisikletleri sonra kendimizi yerleştiriyoruz kayığa. Yavaş yavaş karşıya geçiyoruz. Diğer arkadaşlar bizi bekliyorlar. Onların yardımı ile bisikletleri indiriyoruz.

Son tur için gidiyor kayıkçı. Göktürk Abi ve Mehmet Abiyi alıp gelecek. Bu arada bizde yemek yiyeceğimiz uygun bir yerin olup olmadığını sorup soruşturuyoruz.

Bu arada bir tekneci geliyor, şöyle gezdiririm böyle gezdiririm falan filan. Çok ısrar ediyor. Ama maalesef diyerek ayrılmak zorunda kalıyoruz. Yemek için uygun bir yere kadar götürüyor ama beğenmiyoruz.

Neyse yemeği biraz askıya alarak belediyeye gidiyoruz. Kamp yapacağımız uygun bir yer talep ediyoruz. Sağ olsun Dalyan Belediyesi bize gereken misafirperverliği göstererek Günlüklük denilen bölgeye kamp kurmamızı söylüyor. Orada bir bekçinin olduğunu ve gönül rahatlığı ile kamp yapacağımızı söylüyorlar. Bizde kabul ediyoruz. Gideceğimiz yer Dalyan merkezden iki üç km ileride. Vakit kaybetmeden ve hava kararmadan gidip çadırlarımızı kurmak istiyoruz. Sorarak kamp yapacağımız alanı buluyoruz. Bizi kapıda bekçi karşılıyor ve elinden gelen bütün misafirperverliğini gösteriyor. Çadırlarımız için uygun yerler gösteriyor. Kevser ve ben kamelyanın üzerine çadırımızı kuruyoruz. Diğer arkadaşlar ise günlük ağaçları arasına çadırlarını kuruyorlar.

 

Çadırlar kurulduktan sonra sıra geliyor yemeğe. Kevser ve ben Dalyan merkezde gördüğümüz kızarmış piliçleri almaya gidiyoruz. Diğer arkadaşlar ise makarna ve çorba yapıyorlar. Akşam yemeğini böylece atıştırıyoruz. Daha sonra bekçi abi bize çay demliyor. Sağ olsun sıcak çay gibisi yok. Ardından televizyon izlemek için içeriye davet ediyor bizi. Televizyon karşısında akşam haberlerini izleyerek çaylarımızı yudumluyoruz. Yatma vakti geldikten sonra sabah kalk saatinin 7 olduğunu duyurarak herkes çadırlarına doğru yollanıyor.

Gün Toplam: 53.32 Km
Bisiklet Üzerinde Geçen Zaman: 3:45:16
Ortalama Hız: 14,2 Max. Hız: 57,3
Sevgi ve Saygılarımla…

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın