Likya Yolu Turu 1.Gün: Akyaka-Köyceğiz

01/05/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Aylar öncesinden planlanan bu tura katılmayı çok istiyordum. Ama bu proje için bir destek bulmam gerekiyordu. Son 1 gün kalana kadar hiçbir destek bulamamamın üzüntüsü ile dolaşırken son anda Petrol 24 A.Ş desteği ile projeye katılabiliyordum. Hemen otogara giderek otobüs biletimi aldım. Önce Ankara’ya “Hasankeyf’e Sadakat Bisiklet Turumuzun” sunumunu izlemeye, ardından da Likya Yolu Turu için Muğla’ya geçeceğim. 22 Şubat akşamı 19.30’da Erzincan’dan Ankara’ya hareket ediyorum. 23 Şubat’ta Doğa Derneği’nde yapılan Hasankeyf’e Sadakat Turu sunumuna katılıyorum. 24 Şubat akşamı 21.30’da ise Muğla’ya geçiyorum. Otobüsten Akyaka’da iniyorum. Planım, Kevser’in geleceği 28 Şubat gününe kadar Akyaka’yı gezmek ve bol bol fotoğraf çekmekti.

28 Şubat 2008

Sabahın 7’sinde uykudan uyanıyorum. Kevser’in Muğla’dan hareket ettiği haberini alınca bende karşılamak için Marmaris kavşağına doğru çıkıyorum. Saat 7 buçuk civarı Kevser otobüsten iniyor.

Bisikletini toplayıp, çantalarını bağladıktan sonra eve doğru gidiyoruz. Bugünkü planımız ise kahvaltımızı yapıp İzmir’den gelecek olan diğer grubu beklemekti. Ama kahvaltı esnasında gelen bir haber ile grubun Akyaka’da değil Köyceğiz’de inecekleriydi. Bizde kahvaltımızı yapıp hazırlığa başladık. Kevser ile Köyceğiz’e kadar pedallayacaktık. Çantalar, matlar, çadırlar, uyku tulumları vs vs bütün ihtiyaçlarımızı tekrar kontrol ettikten sonra yola çıkmaya hazırız.

 

Geneli düz gideceğimiz yolda birkaç küçük rampamız var. Çıtlık köyünün orada ki rampada epey terliyoruz. Kış mevsiminde olduğumuz için sıkı sıkı giyiniyoruz. Ama sıcaklığı hissettikçe soyunmaya başlıyoruz.

Hava da güneş yok ama bunaltıcı bir hava hüküm sürüyor. Yavaşça ilerlerken Karabörtlen kavşağında bir çeşme başında mola veriyoruz. Mataralarımızı tazeleyip biraz soluklanıyoruz. Fazla vakit kaybetmekte istemiyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Dar yolda sıkıntı ile dikkatlice yol alıyoruz. Bazı yerlerde yoldan bile çıkıyoruz. İki aracın zar zor sığdığı yolda yol çalışmaları sürüyor. Yolda mandalina ve portakal ağaçları çok güzel manzara oluşturuyor. Tabi bu durum turuncu renk hastası olan Kevser’i daha çok mutlu ediyor. Daha fazla dayanamayıp tezgâh önünde poz veriyoruz.

 

Köyceğiz’e çok az bir yolumuz kaldı. Toparlar beldesinden geçiyoruz. Tam o anda yanımızdan otobüs geçiyor. Geçen otobüsün içinde İzmir’den gelen arkadaşlarımızın olduğunu biliyoruz. Biraz daha hızlanarak Köyceğiz otogarına yetişiyoruz. Tur arkadaşlarımızın bisikletlerini toplamalarına yardımcı oluyoruz. Hepsi ile tanıştıktan sonra Köyceğiz Gölü kenarına doğru yola çıkıyoruz. Şehir içinde her zaman ki gibi ilginç bakışlar eşliğinde ilerliyoruz. Göl kenarında bir masaya oturup çay içiyoruz ve birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Kadromuzdan bahsedeyim şimdi de;

 

Fotoğrafta solda sağa;
Atilla Altınok: İlk defa bu turda tanıştığım ve yerinde durmak bilmeyen abim. Turda ki lakabı ise Rampa Atilla. ?
Mehmet Değirmenci: Sevgili abim ile ikinci kez buluşmamız. Daha önce “Gökova Pedallarımın Altında” bisiklet turunda birlikteydik.
Göktürk Günal: Daha önce Türkiye turumda Giresun-Ordu arasında pedalladık ve İzmir’de evinde misafir etti. Güzel projeler üretmekte üstüne yok.
Atilla Akgündüz: Diğer Atilla abimiz ile İzmir-Manisa arasında pedalla şansımız olmuştu. Güzel projelerde imzası var.
Kevser Seri: Yoldaşım ile ne ilk ne de son turum. Pedallamaktan zevk aldığım ama sürekli hasta olan bir kişi. :)
Ali Aktuyun: Sağlam bir bisikletçi abimiz daha. İzmir-Ayvalık arası nakış dokuduğu söylenir.
Son olarak ayakta ki ise ben…
Köyceğiz’de de hava kapalı. Göl etrafına muhabbet ediyor ve bol bol fotoğraf çekiyoruz.

 

Bir şeyler yemek için Köyceğiz içinde bir pideciye gidiyoruz. Bir buçuk karışık pidelerimiz geliyor. Salata ve ayran eşliğinde zil çalan midemize indiriyoruz. Yemeğin ardından kaldığımız yerden devam etmek için gölün etrafına geri geliyoruz.

 

Birkaç saat zaman geçirdikten sonra küçük bir Köyceğiz turu yaparak kalacağız yer olan Göktürk abinin evine Toparlara gidiyoruz. Bisikletlerimizi boş bulduğumuz herhangi bir yere bağladıktan sonra bahçede ki portakallara yöneliyoruz. Zamanı geçmiş olsa da hala yenebilecek kıvamdaydı portakallar. Böylece epey bir zaman geçiriyoruz. Akşam yemeği vakti geliyor çatıyor. Ne yesek ne yesek derken makarna iyi bir fikir gibi görünüyor. Makarna yapımına başlanıyor, yanında da kornişon turşusu bu kadar mı güzel gider. 7 kişiyi aynı anda doyuracak kadar makarna yapacak ir tencere bulamadığımız için ilk önce dört kişi ardından ise üç kişi yemeğini yiyor. Bir grup yerken diğer grup ise dışarıda bisikletlerin bakımını tamamlıyor. Sabah yola çıkarken herhangi bir sorun yaşanmaması için önlemler alınıyor. Yemeğin ardından çay faslı başlıyor. Küçük bir odada sobanın etrafına toplandık çaylarımızı yudumluyoruz. Fırın usulü sobamız içten içe yanmaya devam ederken patates pişirmek geliyor aklımıza. Patatesleri fırın bölümüne atıyoruz. Piştikten sonra çıkartıp yemeye çalışıyoruz ellerimiz yana yana. Hayatımda yediğim en lezzetli patatesti diyebilirim. Yemek, çay, patates derken vakit su gibi akıp gidiyor. Sabah erkenciyiz. Yatma saati geliyor. Herkes bir köşede uyuyakalıyor…

Gün Toplam: 55.65 Km,
Bisiklet Üzerinde Geçen Zaman: 3:55:35
Ortalama Hız: 14,1 Max. Hız: 49,0
Sevgi ve Saygılarımla…

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın