Ironman ve Zevcesi Ege-Akdeniz Bisiklet Turu

16/08/2014  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Bu fikir ilk nasıl çıktı tam hatırlamıyorum, sanırım geçen sene Fethiye-Marmaris ve ertesi gün Marmaris-Fethiye yapınca seneye ben 1 haftada 1000km Ege-Akdeniz turu yaparım demiştim. Sonra Jul’e mart ayında bisiklet aldık, daha acemi diye düşündüğümden, nasıl olsa sahilde binecek dediğimden şehir bisikletini tercih ettik, ama 30-40km derken 80-90km lere hatta günde çift sürüşlere başladı, haftalık 640km lere çıktı, tura çıkmadan 4 ayda 6600km yaptı (hatta çıkmadan ruble-zincirini bile değiştirdik) ve sonrasında ben ona bu turu teklif ettim, o da kabul etti. Ayrıca Ironman bitişindeki evlenme teklifimden sonra hem ön-balayı olacaktı bizim için hem de harika bir tatil yapacaktık :)

Aslında o kadar acemiydik ki, daha önceden ne yüklü bisiklete binmiştim, ne de çadır kurmuştum. Nasıl olsa sporcuyum, daha 1-2 gün önce ironman tamamladım, Jul de deli gibi biniyor yaparız dedik. Almanya’dan Çarşamba gecesi eve döndük, perşembe sabahtan bagajları ve heybeleri taktırıp akşam otobüse binerek yola çıktık.
Benzer bir turu yapan arkadaşlarım Muam ve İbo’ya fikir danıştım, bagaj ve heybeleri de hallettik. Aslında yol bisikletimle çıkacaktım, sonradan şehir bisikletine çevirdiğim kronumun doğru tercih olduğuna karar verdim, hem 1kg lık patlamayan iç lastikleri vardı hem de kullanacağım ayakkabı tura uygundu (sonradan ne kadar doğru bir tercih yaptığıma karar verdim). Çadırımız da yoktu, onu da Kemal abi’den aldık. Jul’e aldığımız heybe biraz daha ufaktı. Benimki biraz daha büyüktü, onun için çadır ve matları ben taşıdım. Benim bisikletim 31kg, Jul’un bisikleti 21kg dı. Kamp alanlarını gideceğimiz yerler için internetten araştıracaktık, bulamadığımız yerde artık benzinlik falan bir yere çadır atarız dedik.
Turumuzu 700km, 8 gün sürüş 1 gün dinlenme olarak planladık, Kuşadası-Antalya yapacaktık, Kuşadası’na İstanbul’dan otobüsle gidecek, dönüşü de otobüsle yapacaktık. Son gün vardığımız yerde 1 gün daha kalıp öyle dönecektik, sonra Antalya yerine Alanya’ya uzatalım dedik, Datça yarımadasını da gezmek isteyince Bodrum feribotunu kullanalım dedik, tur oldu 900km. Turu 10 güne uzattık, dinlenme yapmak yerine kimi gün az bineriz dedik, ortalama günlük 90km yapacaktık, sabah erken kalkıp 60-70km yapıp, öğlen denize girip, yemek yiyip ve dinlenip aksam da 20-30km daha yaparız dedik.
1. Gün (Kuşadası-Güzelçamlı-Bafa Gölü/112km-650m irtifa)
Otobüsten saat 6.00 gibi indik, otogarda biraz kahvaltı edip yola koyulduk, mola yerimiz Güzelçamlı da milli parka erken vardık, denize girip biraz uyuduk, sonra yola çıkmadan yemek yedik. Devam yolumuz uzundu, fakat sonunda Bafa gölüne vardık, benzinliğin (Ak-Pet) civarında bir kaç restoran vardı, bunlardan bazıları kamp ve pansiyon hizmeti de veriyordu, ilkine çadırımızı kurduk, yemek yiyeceğimiz için kamp ücreti almadılar, fakat duş olmadığından göle attık kendimizi, o şekilde idare ettik.
2. Gün (Bafa Gölü-Güvercinlik-Bodrum Gümbet/95km-765m irtifa)
Sabah erkenden çadırımızı topladık yola koyulduk, hava sıcak olduğundan her 50-60dk da bir mola verdik. Güvercinlik’te öğlen molamızı verdik, denize girdik, yine biraz dinlendik, akşam Bodrum’a doğru yola çıktık, Gümbet’te bir kamp alanı vardı (Zetaş Camping), oraya yerleştik, kamp ücreti kişi başı 15er tl, çadır için de 5tl, toplam 35tl ödedik. Kamp alanı oldukça büyüktü, duş, mutfak, elektrik imkanı vardı, millet koltuklarını vs kurmuş, tv, buzdolabı yerleştirmiş, bayağı yaşıyorlardı orada, çoğu da karavandı. Çadırımızı kurup bir şeyler yiyip içmek için şehir merkezine geçtik, fakat gördük ki Gümbet çok keyif alınacak bir yer değil, çok gürültülüydü, özellikle barlarda turist çekmek için danseden garsonlar iğrençti.
3. Gün (Bodrum-Datça-Aktur/28km-200m irtifa)
Sabah uyuyakalınca Bodrum’dan 12.00 feribotuna bindik, feribot ücreti 30ar tl idi, üstüne bisiklet için 10ar tl daha aldılar, motora 50tl alınıyorken bisiklete 40tl alınması bizi oldukça sinirlendirdi. Feribot 1sa45dk lik seferin ardından Datça’nın kuzeyine yanaştı, oradan Aktur Tatil Köyüne geçtik, burasını arkadaşlarımız oldukça tavsiye etmişlerdi, gerçekten de tavsiye ettikleri kadar vardı, burası çok büyük bir tatil köyü, içinde kuaförü, 2 tane migrosu, restoran, bar ve pansiyonları, fırını, upuzun sahili mevcuttu. Kamp alanına yaya girişinden girince hiç bir görevli görmedik, bu sefer de ücretsiz kamp atmış olduk, buradaki kamp alanı da oldukça büyüktü, buzdolapları bile mevcuttu. Devamlı restoran vs den yemek yerine migrostan kendimize sandviç ekmeği, kaşar-salam, meyve-sebze ve içecek aldık. Böylesi hem daha rahat hem de daha ekonomik oldu. Çadırımızı kurduktan sonra denize girdik. Gece ise upuzun sahilde güzel bir yürüyüş yaptık.
IMG_1552
IMG_1555
IMG_1558
4. Gün (Datça Aktur-Marmaris-Akyaka/86km-1295m irtifa)
Güne oldukça rampalı başladık, Marmaris’e kadar oldukça uzun tırmanışlar vardı. Marmaris’e vardığımızda kendimizi denize attık, sonrasında yemek yedik, Jul sağlıklı beslenirken ben Mc Donalds’i tercih ettim, bu kadar çok kalori yakmanın en güzel yanı istediğinizi yiyebilmeniz :) . Yanımızda hep matlarımız olduğundan onları kumsala serip dinlenme imkanımız oluyordu. Güneş yakıcılığını kaybedince yola çıktık, yine rampalar bizi bekliyordu, havanın kararmasına yakın Akyaka’ya vardık, mesire yerindeki kamp alanında yer olmadığından başka bir yer aradık, Çınar plajındaki işletme de çadır kurduruyordu, bizden 50tl isteseler de 40tl ye anlaştık, sonradan biz fiyatlar çok saçma geldi, 10 kişilik aileler tüm gün toplam 15tl ye piknik yapıp aynı alanı kullanırken kamp ücretleri saçmaydı, hele ki o 10 arlı aileler sabahın 6.30da plaja inip bağırış çağırış bizi uyandırınca iyice sinir olduk.
5. Gün (Akyaka-Dalyan-Göcek/111km-835m irtifa)
Sabah yine erkenden yola çıktık, öğlen Dalyan’a vardık, Cömert Lokantısı diye çok uygun ve güzel ev yemekleri yapan bir yerde yemek yedik, kesinlikle tavsiye ediyoruz. Yemekten sonra meşhur İztuzu plajına geçtik, yolu çok rampalıydı, gittiğimize pek değmedi, hem denizi güzel değildi hem de kalabalık kumsal bizi çok rahatsız etti. Dönüşte Dalaman’ın içinden Göcek tüneline bağlandık direk, geçen sene bu tünelden kaçak geçmiştim, yine kenardan gidip kaçak geçtik, arkamızdan görevliler bağırmasına rağmen durmadık, o yorgunlukla 1km lik tünel varken 5km lik rampaya çıkacak değildik :) Göcek’e vardığımızda ilk defa bir kamp merkezi bulamadık, biz de sahile kurmaya karar verdik, üstelik hemen kamp yerimizin arkasında Marin-Türk ün duş ve tuvaletleri vardı, şifresini de öğrenince rahat rahat kullandık orayı :) Merkezde migrostan yine alışverişimizi yapıp sahilde canlı müzik eşliğinde bir şeyler yedik, burada 2 turcu arkadaşla tanıştık, onlar da bizle benzer bir parkur izliyorlardı, kamp yeri konusunda yardımcı olduk, gece de biraz sohbet ettikten sonra uykuya daldık.
IMG_1665
6. Gün (Akyaka-Fethiye-Kalkan/118km-995m irtifa)
Sabah erkenden yola koyulduk, Fethiye’ye erkenden vardık, burada sahilde kahvaltımızı edip çok vakit kaybetmeden yola koyulduk, Ölüdenize çok yorucu olacağı ve vakit kaybettireceği için uğramadık, bugün en uzun günümüz olacaktı ayrıca Fethiye’den sonra sahil yolundan ayrılacağımız için deniz molamız olmayacaktı, biz de Kalkan’a erken varıp yüzeriz diye düşündük. Yolda hava o kadar sıcaktıki, daha önceden saat 12 civarlarında hiç binmemiştik, sıcaktan neredeyse bayılacakken yoldaki kanal imdadımıza yetişti, buz gibi suyu görünce kıyafetlerle daldık içine, molalarımızı sık sık verip güneşten biraz dinlenmeye çalıştık, tam Kalkan’a varacakken karşımıza çıkan 4km lik rampa bizi oldukça yordu, ama onun da hakkından geldik. Kalkan merkezi o kadar rampalıydı ki aşağı inerken bile bisikletlerimizden inmek zorunda kaldık. Burada da kamp alanı olmadığından çadırımızı yine deniz kenarındaki parka kurduk, benzer durumlarda çadırımızı genelde hava karardıktan sonra kuruyorduk ki çok dikkat çekmeyelim. Yine plaj yakınında olduğumuzdan duş, tuvalet, elektrik imkanı bulduk. Elektrik bizim için çok önemliydi, telefonlarımızı hep şarj etmemiz gerekiyordu, çünkü Jul stravasını ben de yolu bulmak için haritayı kullanıyordum. Deniz kenarına kamp kurmanın ayrı bir keyfi de sabah dalgaların sesiyle uyanmak oluyor. Kalkan gerçekten çok güzel bir yer, denizine ve merkezine bayıldık.
7. Gün (Kalkan-Kaş-Yavu/58km-985m irtifa)
Sabah kalktığımızda ilk aksiliğimizi yaşadık, Jul’un bikini ve bisiklet üstü çalınmıştı, ne kadar alçak insanlar var. Dün inemediğimiz yokuşları da yine bisikletler elde çıkmak zorunda kaldık, Kalkan’dan ayrılmadan kahvaltımızı edip yola koyulduk, yol üstündeki Kaputaj Plajı’nda denize girdik, gerçekten harika bir plaj, ardından Kaş’a geçtik, küçük çakıl ın suyu çok güzeldi, plajda gölge bir yer bulunca uyuma imkanımız da oldu, yine yemeğimizi merkezde ev yemekleri yapan bir yerde yedik fakat burası dalyandaki yer kadar uygun fiyatlı değildi, hatta biraz kazıklandık bile. Hava çok sıcak olunca çıkışımız oldukça gecikti. Kaş’tan çıktıktan sonra abartmıyorum 10km %6 lık kesintisiz bir rampayı tırmandık, bu rampayı tırmanmak neredeyse 1-1,5 saatimizi aldı, sonrasında hafif hafif yine çıktık, inişe geçemeyince iyice karanlığa kalmaya başladık, hedefimiz Demre’ye varmaktı ama varamayacak gibi duruyorduk, hava iyice karardıktan sonra bir köy gördük, ben yine de köyde kalmak yerine benzinliğe çadır atma taraftarıydım, fakat o köyün çıkışında da rampa olunca geri dönüp ilk evin kapısını çaldık. Bahçelerinde çadır kurmak için rica ettik, sağolsunlar üst katın inşaatı yeni bitmiş, orası boş dediler, üstüne bir de bize yemek hazırladılar, kaç zamandır canımız karpuz çekiyordu, ihraç ürünü karpuz da vardı çekirdeksiz ohhh :)
IMG_1758
8. Gün (Yavu-Finike-Olimpos/102km-840m irtifa)
Aileyle vedalaştıktan sonra yola koyulduk. Kısa bir sürüşten sonra inişe geçtik, Demre’de kahvaltı ettik, yolumuza devam ettik, Finike’nin denizini beğenmeyince sadece kısa bir mola verip devam ettik. Kumluca yolu yerine sahilden gittik, Olimpos’a gitmeden son sahil yerinde denize de girdik, plajlarda duş olması oldukça rahat ettiriyordu bizi, özellikle bu bölgede her 10km de soğuk çeşmelerin de bulunması çok iyi olmuştu bizim için. Olimpos’tan önce bir bakkalda mola verip öğlen yemeğimizi yedik, oradan Adrasan’a giden kestirme bir yol olduğunu öğrendik, fakat topraktı (sonradan bakkalı dinlediğimize pişman olduk, çünkü yol hem söylenenden uzundu hem de bisiklete binilmeyecek şekilde araziydi). Tepeye çıktıktan sonra arazi inişinde de oldukça zorlandık. Yolumuza devam ettik ve Adrasan üzerinden Olimpos’a geçtik, Cactus Camping e yerleştik, çadır ücreti dahil 40tl verdik, bu fiyata akşam yemeği de dahildi. Burası gerçekten çok güzel bir mekan, Olimpos’a gidenler mutlaka burada kalsınlar. Geceleri de çok güzel canlı müzik var. Yerleştikten sonra hemen denize gittik, burası girdiğimiz en güzel denizdi. 2. şansızlığımızı burada yaşadık, Jul heybesinden ufak plaj çantasını düşürmüştü.
9. Gün (Olimpos-Kemer-Antalya/86km-740m irtifa)
Sabah bir şeylerimizi daha kaybettik telaşıyla geç çıktık, fakat bulduk neyse ki, Antalya yolu kısaydı, fakat bizi acaip bir rampa bekliyordu, 8km lik acaip bir rampa bir çıktık, resmen burada tükendiğimi hissettim, akşam iyi beslenmeyip biramızı içemeyince sabaha enerjim kalmamıştı, kahvaltısız çıkınca da bana turun en zulüm yeri gibi geldi, neredeyse bırakacaktım, burada Jul’e gerçekten saygı duydum, hadi ben Ironman olmuştum ama o bisiklete yeni başlamış bir avukattı sonuçta :)
IMG_1893
Kemer merkeze vardığımızda yine alışverişimizi yaptık, sahil kenarına bisikletlerimizi yerleştirdik ve denize girdik, kolumuzda hazır bulunan bileklikler sayesinde otellerin plajını kullandık, hiç de sıkıntı olmadı. Öğlen yemeğimizden sonra yola koyulduk, yol oldukça düzdü, Antalya half-ironman parkurundan da geçtik, rüzgar da arkamızda olunca 26km ortalama tutturduk. Antalya’ya vardığımızda önce arkadaşım Gökhan’ın dükkanı Bike House a uğradık, Jul’un viteslerini ve yol bilgisayarını tamir ettirdik. Antalya’da çadırda kalacak yer zor buluruz diye bir arkadaşımı ayarlamaya çalıştım fakat şehir dışındaydı, imdadımıza Ironman Carole Muller yetişti. Önce bizi kaleiçindeki mekanı Agatha’da ağırladı, bize Gloria Sports Arena’dan tanıdığımız Celine ve oğlu Axel, onların arkadaşı Estelle ve tatlı kızı Lou bize eşlik etti. Ardından Carole bizi evinde misafir etti, o kadar gün çadırda yattıktan sonra yatak ve klimalı oda bize cennet gibi geldi.
IMG_1825
10. Gün (Antalya-Side-Alanya/151km-365m irtifa)
Son günümüz en uzun günümüz olacaktı allahtan yol dümdüzdü ve çok iyi ve rahat uyuduğumuzdan gücümüz yerindeydi. 3. ve en kötü şansızlığımızı bu yolda yaşadık, 5dk arayla Jul’un 2 kere lastiği patladı, elimizdeki 2 yedeği de kullanmak zorunda kaldık ve yamamız yoktu, neyse ki Side yolunda bir araç kiracısından bisiklet de kiraladığı için bisiklet yaması aldık, yolumuza devam ettik. Side’ye vardığımızda denizini pek beğenmedik fakat boşuna gelmiş olmayalım dedik ve antik yerleri gezdik, Apollo tapınağı gerçekten oldukça ihtişamlıydı. Burada tur boyunca yediğimiz en güzel dondurmayı da yedik. Yolumuza yine koyulduk, sahil kenarına ulaşınca yine denizimize girdik. Yolumuzu 130km gibi hesaplamıştık, fakat harita uygulaması Avsallar’ı Alanya diye gösterince 20km daha fazladan gitmek zorunda kaldık, neyse tur bitecek diye tempomuz oldukça iyiydi, bu yolu da 23-24km ortalama hızla geçtik. Alanya’ya gelince sevgili Zeko’mun annesi Sevdiye ablanın evine geçtik, Zeko Avrupa Kupası için İstanbul’daydı ama annesi yokluğunu aratmadı, evde biraz dinlendikten sonra Alanya’nın hatta Türkiye’nin en iyi köftecisi Meraklı Köfteci Fatih de köftelerimizi yedik, o kadar eforun üstüne pek et yemeyen Jul bile köfteleri götürdü, Zeko’mun babası Fatih abi bizi çok iyi doyurdu, gecenin devamında Alanya sokaklarında biraz gezdikten sonra eski triatlet Özgür kardeşimin mekanı The Joker’s e geçtik, sevgili eşi Gökçe de gelince çok keyifli bir sohbet yaptık. Özel hazırladığı bira-sprite karışımıyla kaybettiğimiz tüm enerjiyi geri aldık valla :),
IMG_1968
IMG_1974
Turumuzda toplam 966km yol aldık, 7670m irtifa kazandık, yaklaşık 50 saat bisiklet sürdük.
Eksikliği hissettiğimiz bazı malzemeler vardı, çakmak ve bıçak. Eksik malzemelerimiz dışında fazladan aldığımız kıyafetlerimiz daha büyük bir yük oldu, aldığım onca bisiklet forması gereksizdi, bazen atletle bindim, tüm malzeme çantada olduğundan cebe ihtiyacım yoktu, genelde de üstsüz bindim, 2 çift taytım vardı, 1 tane daha iyi olabilirdi, 5 çift çorabım vardı ama daha da olsaydı iyi olurdu, fazla kıyafetleri yastık yapmak yerine yanımıza ayrı birer ufak yastık iyi olurdu, ayrıca plajlardan bulduğumuz şezlong yatakları bizi çok rahat ettirdi.
Alanya’ya pazar vardık, dönüş trafiğine kalmamak için biletlerimizi pazartesi akşamına aldık ve pazartesi biraz keyif yaptık, pazar gecesi öğrencilerimin programlarını yolladıktan sonra geç saatte yattım, sabah kalktığımda saat 11 di, yaklaşık 3 haftadır ilk defa bu saatte kalkıyordum neredeyse, evden çıkınca Sevdiye abla bizi kaleye kahvaltıya götürdü, ardından Damlataş mağasını gezdik ve plajda denize girdik, dalgalar müthişti. Zeko’m da bize katılacaktı ama sporsever siyasetçiler keyifleri için Avrupa Kupası yarışını pazartesiye ertelemişlerdi.
Ve yazının sonuna geldik, sanırım burada teşekkürleri iletmem gerekiyor.
Turumuz öncesinde yol ve genel bilgiler konusunda yardımcı olan Muammer Yıldız ve İbrahim Küçükdoğan’a, malzemeler konusunda yardımcı olan Aslı Bisiklet ve Hakan abiye, çadırını bize veren sevgili Kemal Özdemir abime,Yavu köyünde bizi ağırlayan Bilal bey ve sevgili ailesine, Antalya’da bisikletlerimize bakım yapan Bike House çalışanlarına ve Gökhan Çiğdem’e, bizi misafir eden Carole Muller’e, eşlik eden Estelle ve Celine’e, Alanya’da bizi ağırlayan Fatih abim, Sevdiye ablam ve Zeko’ma, müthiş pizzası ve bira-sprite ıyla bizi doyuran The Joker’s a, keyifli sohbetleriyle güzel vakit geçirmemizi sağlayan Özgür ve Gökçe’ye çok teşekkürler. Aa dur ya birini unuttum, yanımda biri vardı :P
Hayat arkadaşım ve yol arkadaşım sevgili Julia Gülşen Tokaç’a sonsuz teşekkürler, o olmasaydı bu kadar güzel olmazdı. Seneye bu turu yol bisikletleriyle yapacağız heralde yada yine çadırlı Karadeniz turu :)
Bizim için de çok olumlu bir tur oldu, tüm çiftlere öneririz :)




IMG_1535

Yazar Hakkında :

1 Comment to “Ironman ve Zevcesi Ege-Akdeniz Bisiklet Turu”
  • Burak Bayram
    20 Ağustos 2014 -

    Çok güzel bir yazı olmuş, bir Antalyalı olarak sonuna kadar beğenerek okudum, darısı başıma artık :)

Bir Yorum Yazın