Göynük-Nallıhan-Beypazarı-Ayaş üzerinden Ankara… 2. Gün (16.08.08)

22/10/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Hazırlayan: Süleyman Şatır

Fotoğraflar: Süleyman Şatır

 

Bisiklet turumuza Pamukova yakınlarındaki Alifuatpaşa’dan başlamış, Taraklı – Göynük – Nallıhan – Çayırhan – Beypazarı – Ayaş üzerinden Ankara’ya doğru bisikletlerimizle yola çıkmıştık. Turumuzun birinci günü Göynük’te noktalanmış, Göynük Öğretmen Evi’nde konaklamıştık (Kişi başı 10 YTL). Gündüz 35-36 derecelerde çok ciddi tırmanışlar yapmıştık ama, gece de Göynük’te serin serin rahat bir uyku çekmiştik.

İkinci günün yol güzergahı…

Evet şimdi turumuzun ikinci günündeyiz, Bugün  16 Ağustos 2008 Cumartesi… Tur arkadaşlarım Kemal Tecimen ve Necati Bilgen’le Göynük – Nallıhan – Çayırhan güzergahını pedallıyacağız.

Ekip turun ikinci gününde yola çıkmaya hazır (Süleyman Şatır, Necati Bilgen, Kemal Tecimen)…

Sabah 08:00’da Öğretmenevi’nin kapısındayız. Önce Göynük’te güzel bir kahvaltı yapıyoruz.

 

Göynük o kadar güzel bir yer ki, insan burada birkaç gün kalmak istiyor. Sabah sabah bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Saat 09:00’da da yola çıkıyoruz. Göynük 720 metre yükseklikte ama, aslında iki vadi arasında çukurda bir yerde. Yani biz ana yoldan yaklaşık 100 metre aşağıdayız. Akşam, buraya çok rahat indik ama, şimdi ana yola çıkmak için bayağı dik bir rampayı tırmanmak zorundayız.

 

Necati Bey’i daha sabah sabah kendisini yormaması için Göynük İtfaiyesi’nin bir kamyonetiyle yukarıya, ana yola kadar gönderiyoruz. Aslında Necati Bey kendisi ayarlamış bu arabayı. Kendisine, biz sana yetişiriz diyoruz. Ve Kemal Bey’le birlikte yola çıkıyoruz. Göynük’e iki giriş var. Biz Batı tarafından çıkıyoruz. Dün akşam indiğimiz yokuşa çok dik demiştik ama, burası da ondan aşağı kalır değil.
Yavaş yavaş yükselirken Göynük’ü fotoğraflamaya devam ediyoruz… Bu arada İtfaiyenin kamyoneti Necati Bey’i bırakmış, geri dönüyor ve kornaya basarak bizi selamlıyor…
Ana yola yaklaştığımızı bu tabela gösteriyor…
Ana yola çıktıktan bir süre sonra bu tabela önünde duruyoruz ve bu fotoğrafı çekiyoruz. Tabelada Nallıhan 68 km., Ankara 225 Km yazıyor.

Ayaş – Ankara etabı turun dördüncü gününde. Rakım burada 980 metre ve biz hala tırmanıyoruz. Hava sıcaklığı şimdiden 34 dereceyi gösteriyor…
Saat 10:20’de Meyitler Geçidi’ne ulaşıyoruz. 1 saat 20 dakikada buraya tırmandık ve 10. Km’deyiz. Yolun 1 km’si hariç buraya kadar oldukça dik bir eğimle hep tırmandık. Zaten rakım 1130 metre. Necati Bey, ortalarda yok. Biz ona kamyonetten inince durma devam et, biz sana yetişiriz demiştik.
Meyitler Geçidi’nden sonra uzun bir iniş yaparak yaptığımız tırmanışların acısını çıkararak 400’lü metrelere iniyoruz. Bundan sonra sırada Atyaylası Geçidi var. O da 1270 metre yükseklikte. Çantalarımıza çok yük almışız ve ağır. Allah kuvvet versin… Yol şimdilik ufak tefek iniş ve çıkışlarla devam ediyor. At Yaylası‘na doğru tekrar tırmanacağımız kesin.

 
Necati Bey’e hala yetişemedik. O da bizim durduğumuz yerlerde durmuş ve fotoğraf çekmiş.

 
Bir ara bu görüntüleri yakalıyoruz. Keçiler, ağaçların yeni sürgün filizlerini büyük bir iştahla yiyor. Ardından bize karşı yapılan küçük çaplı bir köpek saldırısını görüntülüyoruz. Köpekler, fotoğraflarda çok küçük ve sevimli çıkmış görünüyorlar.

 
Derken yine yokuşlar başlıyor. Hava çok sıcak ve performansımızı oldukça düşürüyor. Bir köy Camisi görünce, su takviyesi yapmak için duruyoruz. 20-25 dakika burada mola veriyoruz. Bu köyün adı Yeniköy, bulunduğumuz mevki ise aynı köyün Alancık Mahallesi. Valla bu köy bize hayat verdi…
Her tabela önünde fotoğraf çekiyoruz. Ama hala Nallıhan’a kadar 43 km yolumuz var.

Nihayet Atyaylası Geçidi’ne ulaşabildik. Rakım şu anda tekrar 1230 metre… Saat 12:42 ve sabah 09:00’dan beri ancak 32,58 km yol gelebilmişiz. Ancak bu yolun neredeyse tamanına yakın hep çıkış yaptık. Umarım, bundan sonra biraz km yapabiliriz…

Necati Bey de, buradan bizden önce geçmişti.

Ve Ankara’ya resmen girmiş olduk….
Nallıhan’a hala 33 km var…
41. km’den sonra yolun zemini bozuluyor.
Bir süre sonra yol daha da bozuluyor. Yol asfalt ama, asfaltın yüzünü traşlamışlar. Herhalde yeniden üstüne asfalt dökecekler. Biraz önce 40’lı km’lerde giderken hızımız yeniden düşüyor. Kemal Bey, incecik asfalt lastiğiyle bu yolda oldukça zorlanacak gibi görünüyor.

Derken 49. Km’de de mıcırla karşılaşıyoruz ve yeni dökülmüş mıcırda yol almaya çalışıyoruz. Yeni dökülmüş mıcır 1,5 km kadar sürüyor. Şimdi nispeten daha oturmuş bir mıcır üzerinde gidiyoruz. Ancak zaman zaman öbek öbek kalmış mıcır yığınlarına dalıyoruz. Ayrıca, arabalarla karşılaşınca yolun kenarına kaçıyoruz ama, bu kısım da bisikletler için hiç uygun değil ve bisikletin dengesini bozuyor. Hadi benimki neyse de bu yol Kemal Bey’in bisikletine hiç uygun değil…
Evet, korktuğumuz başımıza geliyor. Daha önceki tecrübelerimizde olduğu gibi genellikle mıcırın arkasından ziftle karşılaşmıştık. Burada da aynı şey oluyor ve yeni dökülmüş ziftle karşı karşıya kalıyoruz. Karşıdan gelen bir kamyon şoförü, ziftli yolun 5 km olduğunu söylüyor. Bu zifte dalarsak, yolun öbür tarafından simsiyah çıkacağımız kesin. Üstüne üstlük, Kemal bey’in bisikletinin incecik lastiği de artık dayanamıyor ve tam ziftin başlangıcında patlıyor…
Kemal Bey’in ilk taktığı lastiği şişiremiyoruz. Lastik yama yapıldığı yerden tekrar hava kaçırıyor. Lastiği yeniden sökerken, karşıdan bir traktör geldiğini görüyorum. Evet yollarda bisikleti bir arabaya yükleyerek gitmem ama, bu traktör benim gözüme çölde vahaya rastlamışım gibi görünüyor. Hemen işaret ediyorum ve duruyor. Bizi ziftli kısımdan temiz asfalta çıkarmasını istiyoruz.  Ama römork saman balyalarıyla dolu.

Valla adamcağız traktörden iniyor. Benim de yardımımla saman balyalarını üst tarafa yerleştirerek bizim bisikletlere yer açıyor. Kemal bey de bu arada bisikletinin lastiğini tamir ediyor. Ardından bisikletleri römorka yüklüyoruz. Bizde ön taraftan römorka tırmanıyoruz ve saman balyalarının üstüne oturuyoruz. Oldukça keyifli bir yolculuk oluyor… Samanların üstünde giderken saate bakıyorum saat 14:30 olmuş. İyi ki bu zifte girmemişiz. Zift bazı yerlerde o kadar yoğun ki, traktör şoförünün dediği gibi cabıl cabıl…

Yollarda telefon pek çekmiyor. Çektiği yerlerde de, telefona mesajlar gelmeğe başlıyor. Zaman kaybetmemek için mesajlara durunca bakarım diyorum. Necati Bey, beni aramış ve mesaj bırakmış. Bu zifte dalmış, gerçi ayaklarına poşet bağlamış ama, yine de batmış. Ama biz ondan daha şanslıydık. Traktörün sürücüsüne çok teşekkür ediyoruz. Para almak istemiyor ama, o an bozuk para olarak yanımızda olan 5 YTL’yi zorla veriyoruz. Aslında çok daha fazlasını hak etmişti…

 

Necati Bey, bizden önde gidiyordu. O bizim kadar şanslı değil. Ziftli yoldan sonra bisikletinin hali. Ayrıca bacakları ve ayakkabısı da zift içindeydi.

Derken Necati Bey’i Nallıhan’a 7-8 km kala bir benzincide bisikletini temizlerken yakalıyoruz. Burada yarım saat kadar daha oyalandıktan sonra, bu sefer hep birlikte yola çıkıyoruz. Nallıhan’a 16:00’da giriyoruz. Biz fotoğraf çekmek için durduğumuzda Necati Bey yine gitti. Bizden önce giderek, ilerdeki rampalarda kendisine avans sağlamak istiyor. Çünkü Nallıhan’dan sonra Çayırhan’a doğru çok tırmanışlar varmış. Söylediklerine göre yokuşlar da var, güzel inişler de var diyorlar.

 

 

Nallıhan yakınları…


Ve Nallıhan

Nallıhan’a girdiğimizde saat 16:00 olmuştu bile. Buradan Çayırhan’a 25 km daha yolumuz var. Nallıhan 625 metre rakımda. Necati Bey, hiç durmadan yola devam etmiş olmalı. Telefon ediyorum, evet yolda… Yemek yememiz lazım, çünkü buraya kadar sabah kalvaltısıyla ve yollarda ayak üstü yediğimiz doping niyetine evde hazırladığımız kayısı-üzüm kurusu ile karışık fındık çerez yiyerek gelebildik. Bir lokantaya girerek, güzel bir yemek yiyoruz.

Nallıhan görüntüleri…

16:45’de tekrar yola çıkıyoruz. Nallıhan’dan çıkar çıkmaz tırmanmaya başladık, ama ardından hemen uzun bir iniş yapıyoruz. Bu arada Ahmet Türkyılmaz, Kemal Bey’i telefonla arıyor ve nerelerde olduğumuzu öğreniyor. CNN’de çalışan Ahmet’le daha önce İstanbul-İznik-Mekece (Pamukova) turunu yapmıştık.

Nallıhan – Çayırhan arası çöl gibi. Hava çok sıcak. Ağaç bile yok, bozkır. Ekinler biçilmiş, tarlalar sapsarı. Solta Boğazı’ndan itibaren çok ilginç yer şekillerinin oluştuğu kat kat yeşil, kırmızı, mavi, sarı, gri renkleriyle irili, ufaklı tepeler görüyoruz. Burada çok zengin linyit kömürü yatakları bulunduğunu öğreniyoruz.
Sarıyar Barajı‘nın uzaktan görünüşü…

Zaten Çayırhan’da da Termik Santral var. Ayrıca Sakarya Nehri üzerinde kurulmuş Sarıyar Barajı ve Hidroelektrik Santrali bulunuyor.

 
Kuş Gölü’ne doğru… İleride görülen yeşillik herhalde daha önce masmavi görünüyordu…

Burası da Nallıhan Kuş Cenneti Gölü (!); daha doğrusu resmin içindeki küçük resim Kuş Cenneti Gölü… Küçük resmi internette buldum ve bizde hemen hemen aynı yerden yukarıdaki resmi çekmişiz. Şimdi pek çok yerde olduğu gibi bu göl de kurumuş, ne kuş var ne de su…

Bir süre daha ilerledikten sonra, yol kenarındaki bir karpuzcuda Necati Bey’in bizi beklediğini görüyoruz. Yolumuz az olduğu için biz de burada epey oyalanıyoruz. Aslında bugün 28 km daha pedal basıp, Beypazarı’na kadar gitmeyi planlamıştık. Bugünlük macera yeter diyoruz… Saat 19:30’da Çayırhan’a giriyoruz ve Çayırhan’ın tek oteline yerleşiyoruz. Banyolu iki ayrı odaya 10’ar YTL ödüyoruz.

Birgün önce Göynük’te serin serin uyumuştuk. Çayırhan da otelde ise, tam tersi sanki saunada gibiydik. Ayrıca dışarıya baktığımda sokak lambalarının etrafında duman olduğunu fark ettim ve sis olduğunu düşünmüştüm. Ertesi gün bunun Çayırhan Termik Santrali‘nin bacasından çıkan duman olduğunu öğreniyoruz. Yine de yorgunluktan uyuyup kalmışız…

2. Gün 16 Ağustos 2008 Cumartesi: Göynük – Nallıhan – Çayırhan
Yapılan km:
106:87 km
Bisiklet üzerinde geçen süre: 6:19:57 saat
En yüksek hız: 51,64
Ortalama hız: 16,87
Göynük’ten çıkış: 09:00
Nallıhan varış: 16:00
Çayırhan varış: 19:30

Devam edecek… 3. Gün 17 Ağustos 2008 Pazar: Çayırhan – Beypazarı – Ayaş

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın