Gökova Pedallarımın Altında (25-28 Ekim) – Bölüm 2

31/10/2007  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

 

Çökertme çıkışındaki zorlu Mazı rampası öncesinde rampayı çıkmak istemeyen bisikletler araca yerleştiriliyor.Çoğumuzun kafasında soru işaretleri beliriyor.Çıkalımmı yoksa aracamı binelim???Kimsenin kimseye ispatlayacağı bir şey yok bisikletçilik adına.Önemli olan turdan ve bulunduğumuz ortamdan en üst düzeyde keyif almak…Organizasyonda bu ayrıntı da atlanmamış…

İşte mazı rampaları…Ortalama bir binici yaklaşık yürüme hızında çıkabiliyor…Bu tip rampaların en güzel yanı bol bol sohbet etme imkanı yaratması,bol ve derin oksijen soluma imkanı vermesi…

Yükseldikçe manzara dayanılmaz oluyor.Sık sık mola verip hem nefesleniyoruz hem de bol bol fotoğraf çekiyoruz…

Mazı rampasından Gökova Körfezi ve Datça yarımadasının görünüşü…

Süleyman Şatır ağabeyimizle kısa bir molada karşılaşıyoruz.Mütevazi kişiliği ile herkesi büyülüyor,amatör tur bisikletçiliğinin duayenlerinden;onunla aynı ortamda pedal basmak insana güç veriyor.Trakya’da,Karadeniz’de ve Anadolu’nun birçok yerinde sayısız parkurları bitirmiş.Bir anda rampada gözden kayboluyor,emin ve kararlı bir tempoda… 

Mazı rampasını çıkarak köy meydanına ulaşanlar alkışlarla ve kahraman modunda karşılanıyorlar.Hemen bir iskemle ayarlanıyor ve çay ikram ediliyor.Geride kalan yolun değerlendirmesi yapılıyor…

Ümit Tosun’u bu turda tanıdım.Tanıyanlar bilir altın gibi bir kalbi,dinmek bilmeyen bir enerjisi ve azmi var.O da köy meydanına bisiklet üzerinde ulaşanlardan;o da kahramanlar gibi karşılandı…Bana bir ara hiç güzel resmi olmadığını,resimlerde genellikle Türk filimlerdeki”kötü adam”karakteri gibi çıktığını söylemişti.Buyrun siz karar verin…

Köydeki çocuklar da bizimle çok ilgilendiler,biz de onlarla kısa da olsa sohbet etme sansını yakaladık.Ortada Berkan;babasının büyüyünce ona bisiklet alacağını ve o bisikletle çok yerler gezip bisikletçi olacağını söyledi…Daha sonra el sallaşıp ayrıldık,seneye yine görüşmek ümidi ile…

Kultak Köyünden ayrıldıktan sonra inişler başladı.Fakat manzara bu kez yüreklerimizi dağladı.Geçen yıl buradan geçen arkadaşlar ormanı anlata anlata bitiremiyorlar.Ama bu gidişle yakın bir gelecekte ormanları resim arşivlerimizden seyredeceğiz…İşte yol kenarında kalan bir sıra çam ağacı,gerisini hayal edin…

Yorumsuz…

Gerçekten dik ve virajlı bir iniş bizleri bekliyor.İniş öncesinde organizasyon komitesi tüm katılımcıları parkur konusunda uyarıyor.

Mumcular=Öğlen yemeği anlamına geliyor…Mumcular belediyesi çok sıcak ve bir o kadarda lezzetli bir karşılama yapıyor.

Yemek için sıraya giriyoruz,gerçekten lezzet var…Porsiyonlar doyurucu.Ammaaa…

 
Kolay kolay doymayan bazı arkadaşları ikinci kez sırada görüyoruz.Onlar kendilerini biliyorlar…Durun çekmeyin…Yemek bol ve çok lezzetli,panik yok…

İşte lezzetin üç boyutlu versiyonu.Önden arkaya doğru…Lezzet pedallarımızın altında…

 
Mumcular’dan karnımız tok ve enerji dolu bir şekilde mutlu ayrılıyoruz.Yol da düzleşiyor,her şey çok güzel.Fakat ilerideki dağ kütleleri kimsenin dikkatinden kaçmıyor ve git gide yaklaşıyor.Acaba hangisinin üzerinden geçeceğiz diye düşünmeye başlarken kısa bir mola veriyoruz rampa öncesi…

Tatlı tatlı tırmanmaya başlıyoruz !!! Tırmandıkça tırmanasımız geliyor.Benim beynimdeki rampa kavramı bilgisayar dili ile “update”ediliyor.Artık olgu daha güncel,hatta son sürümü yüklenmiş oluyor.Ama ilk güne göre daha rahat çıktığımı söyleyebilirim;son sürücülerin etkisi ile…

 
Çiftlikköy’de kısa bir ihtiyaç ve takviye(enerji)molası veriyoruz…Yöre insanı her zamanki gibi çok sıcak,içten ve ilgili.Sohbetler ediliyor,kalan yol hakkında bilgi aktarılıyor…

Üçlü sıra halinde Çiftlikköy’den ayrılıyoruz.Şu ana kadar trafik sorunu yoktu ancak Bodrum’a yaklaştıkça trafik yoğunlaşıyor…Bodrum’a polis eskortluğunda giriyoruz.Bu bölüme ait resmim maalesef yok.Daha önce defalarca turistik olarak ziyaret ettiğimiz Bodrum’a bisiklet ile gelmek ve bu eşsiz güzelliğin içinde olmak hepimize farklı bir tat veriyor.GPA 2007 Buluşmasını bir kez daha takdirle kalplerimize yazıyoruz…

Bodrum’un merkezinden alkışlar ve tezahüratlar içinde geçerek Gümbet Koyundaki kamp alanına ulaşıyoruz…Kamp alanı da özenle seçilmiş.Çadırını kurup mayosunu giyenler hemen sahile ve denize koşuyorlar…

Biz mi?Tabiki biz de sahile koşuyoruz.Farklı bir amacımız var,ancak işler yolunda gitmiyor.Fırtınadan teknemiz su alıyor ve karaya oturuyoruz…Neyse kimseye bir şey olmuyor…

Gümbet’te sabah erken muhteşem bir manzara ile uyanıyoruz.

Çadırlar toplanıyor.Kahvaltı Bodrum-Körmen Limanı arasındaki gurubumuza tahsis edilen feribotta yapılacak.Gümbet’ten ayrılmadan önce birkaç gurup resmi almayı ihmal etmiyoruz…
İstanbul Gurubu

Ankara ve Denizli Gurubu

Burada guruplar biraz karışıyor zaten çok da önemi yok bunun…
GPA Gümbet-Bodrum ISARITAH

Bodrum’un dar sokaklarında ikişerli sıra halinde limana doğru yol alıyoruz…

Bodrum Limanı…Feribot’a binmek üzere bekliyoruz.Hava çok güzel.Yazdan kalma bir gün…İstikamet Körmen Limanı-Datça.Vira bismillah…

Bodrum Limanından son bir kare Konumuzla pek ilgili değil ama ; Gördüm-Dayanamadım-Çektim…

İkinci bölümün sonu.Devam edecek…

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın