4. Gün: Göynük-Nallıhan-Beypazarı-Ayaş üzerinden Ankara… (18 Ağustos 2008)

28/11/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Hazırlayan : Süleyman Şatır

 
Bugünkü rotamız Ayaş – Ayaş Beli – Ayşantı Geçidi – Yenikent – Sincan – Etimesgut – Ankara…

18 Ağustos 2008 Pazartesi… Fırsat buldukça yazmaya çalıştığım Alifuatpaşa – Geyve -Taraklı – Göynük – Nallıhan – Çayırhan – Beypazarı – Ayaş – Ankara turunun son günündeyiz… Bugün Ayaş’tan Ankara’ya gitmek üzere Ayaş Öğretmenevi’nden ayrılıyoruz.
Ayaş… Şehir merkezine resimde görülen ana yolun solundan yaklaşık 1 km aşağıya inilerek ulaşılıyor…

Bir marketten aldığımız zeytin, peynir, domates gibi yiyeceklerle kendimize oldukça zengin bir kahvaltı masası hazırlıyoruz. Kemal Bey ve Necati Bey bu konuda oldukça becerikli. Kahvaltı yapmak için Ayaş’ın merkezine gitmeye kalkarsak, yaklaşık 1 km metre aşağıya inmemiz, sonradan da oldukça dik bu rampayı yeniden tırmanmamız gerekecekti. Artık Ayaş deyince, aklıma hep rampalar  geliyor…

 
Ayaş Beli’ne doğru…

09:00’da Ankara’ya doğru pedal basmaya başlıyoruz. 60 km kadar bir yolumuz var. Bir gün önce Ayaş Beli’ni tırmanmaya başlamış, 12 km’lik bu tırmanışın 5. Km’sinde Ayaş’a ulaşmıştık. Şimdi sabah sabah geriye kalan 7 km’yi tırmanarak 680 metreden 1195 metre yüksekliğe çıkacağız. Yol gidiş geliş duble yol ve oldukça geniş. Trafik de fazla değil. Fazla zorlanmadan yavaş yavaş 7 km’yi tırmanarak zirveye ulaşıyoruz. Ancak Ayaş Beli’ni ve yüksekliği gösteren bir tabela göremiyoruz.

Oldukça rahat bir tırmanış yapıyoruz…

Ayaş Beli’ni geçtikten sonra yol hafif iniş ve çıkışlarla seyrediyor…

Ayşantı Geçidi’ne doğru…

Bu arada unuttuğum bir şey var. Serkan Taşdelen turumuzun birinci gününde bizi aramış. Kendisinin de yollarda olduğunu, Kuruyan Göllerimiz Bisiklet Turu’nu yaptığını, turun bitiminde Ankara’da görüşebileceğimizi söylemişti. Daha sonra birkaç kere daha konuşarak Ankara’da buluşacağımız kesinleşti. Yani Serkan Ankara’da Sıradışı Bisiklet Mağazası’nda (SDS) bugün bizi bekliyor.

Ayşantı Geçidi… Yol geniş bir yay çizerek yükseliyor… Hava sıcaklığı da 30 derecelerde…

Ayşantı Geçidi Tırmanışı…

Ayşantı Geçidi, 3-4 km’lik kısa ama ciddi bir rampa… Bu geçit Ankara tarafından gelindiğinde çok daha uzun…

Ayaş Beli’ni aştıktan sonra yol bir süre sora da hafif iniş ve çıkışlarla devam ediyor. 13. km’den sonra yeniden tırmanmaya başlıyoruz. Burası Ayşantı Geçidi olsa gerek. Çünkü burada da bir tabela görmüyoruz. Kemal Bey, yol tamiratı için oralarda bulunan Karayolları ekibinden birine soruyor. Evet burası Ayşantı Geçidi’ymiş. 30 derece sıcaklıkta 3-4 km süren bu tırmanışı da bitirmiş oluyoruz. Saat 10:10.Şu anda tekrar 1151 metreye çıktık… Ama bu geçidi Ankara yönünden tırmanmak oldukça zor gibi görünüyor…

Ayşantı Geçidi zirve…

Şimdi bize uzun bir iniş görünüyor.


Yolun zemini zımpara kağıdı gibi… Aslında bu zemin yağışlı havalarda lastiklerin zemine iyi tutunmasını sağlıyor…

Pütürlü zemin Kemal Bey’in yeni taktırdığı yol lastiklerini de güzelce zımparalıyor… Kemal Bey’e bırak frenleri diyorum… Birşey olmaz… Lastikleri patlatmadan inişi tamamlıyoruz…

26. km’den sonra Yenikent’e ulaşıyoruz. Burada Ankara 30 km tabelasını görüyoruz. Artık yol dümdüz. Bir an önce Ankara’ya ulaşmak için pedal basıyoruz. Bu arada çocukluğumun Ankara’da geçtiğini hatırlıyorum. 1958 yılında Etimesgut’ta oturmuştuk. O zaman çocuktum ve evimizin önünde bağ vardı. Burayı görmem gerek. Zaten Etimesgut’tan geçeceğiz. Ancak, bizim Ankara’ya doğru gittiğimiz yol, bu yol değilmiş. 3-5 km sonra sağa dönün diyorlar.  Bu yola paralel diğer yola giriyoruz…

Bu arada İstanbul’a dönüş için ayırttığımız biletlerimizi almak için bir İnternet Cafe’ye girmemiz gerek. Neyse Etimesgut’a giriyoruz. İnternet Cafe’de işlerimizi 15 dakikada hallediyoruz. Ardından çocukluğumun geçtiği eski mahalleye gidiyoruz. Daha önce trenle geçerken buraları görmüştüm ama, ev daha arkalarda idi. Tabii her taraf apartman olmuş. Evimizin bulunduğu yeri buluyorum.


Bu iki apartmanın olduğu yerde 50 yıl öncesinde tek katlı bir ev ve üzüm bağı vardı. Bunun kanıtı ise resimde görülen derme çatma çardağı örten üzüm asması… 50 yıl öncesinden bugüne kalır mı bilemem ama orda duruyor işte…

50 yıl öncesinde burada tek katlı bir ev vardı. Şimdi ise neredeyse içiçe yapılmış iki apartman yükselmiş. Bağdan, asmalardan iz yok derken Kemal Bey, apartmanların arasında derme çatma bir çardağın üstünü kaplayan bir asma gösteriyor. Bu asma 50 yıldan beri burda mıdır bilmem ama, burası bizim oturduğumuz yer olduğundan eminim. Evimizin bulunduğu sokağın diğer yanında ise şimdi Etimesgut Belediye binası yapılmış.

Bu arada Serkan bizi tekrar arıyor ve nerede olduğumuzu soruyor. Kızılay’daki Güven Park’a gelmemizi söylüyor. Bizi oradan gelip alacakmış. Tekrar yola çıkıyoruz. Biraz sonra da Hava Lojmanları’nın olduğu Hava Durağı’ndan geçiyoruz. Evet babam asker olduğu için 1959 yılında da burada oturmuştuk. Gezinin bu kısmı benim çocukluğumu hatırlattığı tam bir nostalji oldu.

Evet yola devam ediyoruz. Ama görünürlerde Ankara yok. Hatta daha da uzaklaştık gibi sanki. Şehirlerarası otobüsler görüyoruz,  Aydın, İzmir, Eskişehir yönünü gösteren tabelalar görüyoruz, ama Ankara, Ulus, Kızılay levhaları ortalarda yok. Gittiğimiz yönde hep AŞTİ levhası var. Bu tabela hakkında da en ufak bir fikrimiz yok. Ankara Sular İdaresi ya da Ankara Belediyesi olabilir diyorum, ama sonuçta A ile başladığı için Ankara ile ilgili bir şey… Zaten Ankara da gittiğimiz yönde. İleride Hüseyin Gazi Dağı’nı görüyorum…

Bu arada Serkan tekrar arıyor. AŞTİ levhasını takip ediyoruz diyorum. Tamam o zaman AŞTİ’de buluşuruz diyor. Ama AŞTİ’nin ne anlama geldiğini sormayı unutuyorum. Ankara’ya iyice yaklaşıyoruz, trafik de artıyor. Ancak AŞTİ levhasını takip ederken birden kaybediyoruz. Gözüme tanıdık Kızılay levhasını görünce, bu sefer Kızılay levhasını takip etmeye başlıyorum. Serkan’ı arıyorum ve AŞTİ levhasını kaybettiğimizi Kızılay’a doğru gittiğimizi söylüyorum. Ulaştırma Bakanlığı’nın yakınında olduğumuzu söyleyince, bekleyin geliyorum diyor.

Serkan yanımıza geliyor ve daha Ankara’ya girmeden kaybolmaktan bizi kurtarıyor. AŞTİ’nin de Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Serkan bizi Sıradışı Bisiklet Mağazası’na (SDS) götürüyor. Mağazanın sahipleri Ogün ve Serkan’la tanışıyoruz. Bizi oldukça sıcak karşılıyorlar. Öğle ve akşam Serkan’ın yaptığı leziz yemeklerle karnımızı doyuruyoruz. Burada bize karşı gösterdiği misafirperlikten dolayı kendilerine bir kez daha teşekkür ediyoruz…  Bu arada Kevser ve arkadaşları geliyor. Kars’a gidiyorlarmış. Biz turu yeni bitirmiştik ama, yine de onlara imrendik… Keşke onlara takılsa mıydık acaba?..

Bu arada Kemal Bey’le birlikte, Anıt Kabir’e gitmeye karar veriyoruz… Bunlar da Anıt Kabir‘de çektiğimiz fotoğraflar…

Evet 3.5 gün süren Ankara yolculuğumuz burada sona eriyor. Gece Kamil Koç 23:00 otosüyle İstanbul’a dönüyoruz… O gece bizi yolcu etmeye Serkan başta olmak üzere birçok arkadaş AŞTİ’ye geldi… Onlara da teşekkür ediyorum… Son günün km değerlerini yazdığım küçük kağıdı ise ne yazık ki bulamadığım için yol km değerlerini yazamadım… Bulabilirsem ilave deceğim…

Başka tur var mı derseniz, Cahit Turhan‘la Trakya‘da Istranca Dağları turu, Rahman Karataş‘la Lüleburgaz, Tekirdağ, Uçmakdere, Mürefte, Şarköy, Kavak Köy, Erikli, Enez turları var… Onları da vakit buldukça yazmaya çalışacağım…

Süleyman Şatır

Not: Konuyu buradan  da takip edebilirsiniz.

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın