3. Gün: Göynük-Nallıhan-Beypazarı-Ayaş üzerinden Ankara…

22/10/2008  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Hazırlayan: Süleyman Şatır

Fotoğraflar: Süleyman Şatır

17 Ağustos 2008 Pazar: Çayırhan – Beypazarı – Ayaş

Evet turumuzun üçüncü günündeyiz. Bugün 17 Ağustos 2008 PazarÇayırhan’dan yola çıkarak Beypazarı üzerinden Ayaş’a ulaşacağız. Çayırhan içinde kahvaltı yapacak bir yer arıyoruz. Pazar günü olduğu için ortalıklarda kimseler görünmüyor. Sokaklarda dolaşıp duruyoruz. Birkaç bakkal var, onlar da kapalı.

Umutsuzluğa kapıldığımız bir sırada bir pastahane görüyoruz ve hemen dalıyoruz. Divan Pastanesi’nde tezgahın üstünde çeşit çeşit poçalar, zeytinli açmalar, börekler. Sanki İstanbul’dayız… Birer duble çay söyleyip, hemen hepsinin tadına bakıyoruz. Bu arada Çayırhan’la ilgi sohbet ediyoruz. Burası yeni Çayırhan diyor pastahaneyi çalıştıran genç, eski Çayırhan 1958 yılında 4-5 km daha güneyde bulunan Sarıyar Barajı’nın göl alanı içinde kalmış.

O da hava kirliliğinden şikayet ediyor. Hava kirliliğinden halkın çoğu Beypazarı’na göç etmiş. Bir gece önce otelde bir gençle konuşmuştuk. Kahramanmaraşlı genç, maden mühendisiymiş ve Çayırhan Termik Santrali’nde çalışıyormuş. Burada çalışanların çoğu hava kirliliğinden 25 km uzaklıktaki Beypazarı’nda kalıyor demişti.


Çayırhan’ın uzaktan görünüşü…

Beypazarı’na doğru yola çıkarken, ana yolun hemen yanında açık bir marketin önünde duruyoruz, biraz önce yediğimiz yağlı unlu mamüllerin üzerine birer maden suyu içiyoruz. Ayrıca su alıyorum. Bir gün önceki gibi, içi buzlu bir su veriyorlar ama almıyorum. Çünkü buzlu su, havanın 36 derecelerde seyretmesine rağmen kesinlikle hemen erimiyor. O gün erimeyen buz yüzünden Kemal Bey’in suyunu paylaşarak onu da susuz bırakmıştım.

Saat tam 09:00’da yola çıkıyoruz. Ana yola çıktıktan bir süre sonra da uzaktan Çayırhan Termik Santrali’nin duman çıkaran bacalarını görüyoruz. Bu bacalardan ikisinden zehir havaya karışıyormuş. Dün gece otelin camından baktığımda sokak lambalarının etrafında gördüğüm ve sis zannettiğim dumanın nedeni de anlaşılmış oldu. Ne diyelim bu bir gerçek; enerji lazım ama enerjiyi üretirken çevre de olumsuz etkileniyor.

Çayırhan’dan çıktıktan 2-3 km sonra santrale ulaşıyoruz. Santralin yakınında bir şoförle konuşuyoruz. Santralden çıkan atık linyit külünü taşıyoruz demişti. Yanlış hatırlamıyorsam, bu külün çimento yapımında kullanıldığını söylemişti. Bir süre sonra, kullandığı silobaz türü bir kamyonla arkamızdan korna basarak bizi solladı geçti. Öğleden sonra Beypazarı-Ayaş arasında Ayaş yönünden dönerken bir kez daha karşılaştık…

Biraz daha ilerliyoruz, bu sefer yolun sol tarafında Linyit İşletmelerini görüyoruz. Toprak altından çıkarılan linyit kömürü, Termik Santrale aktarılıyor.

Termik santralden sonra, yol yavaş yavaş bizi tırmandırmaya başlıyor. Sabah sabah fazla zorlanmadan tırmanıyoruz. 6,41. Km’deyiz ve tırmanış sürüyor.

Aslında resimlerden eğimler pek anlaşılmıyor. Gerçekten bu tırmanışın son kısımları oldukça dik eğimliydi. Umarım tırmanacağımız tepeden sonra inişler başlar ve biraz km yapabiliriz.

Necati Bey, maaşallah 70 yaşında olmasına rağmen büyük gayret göstererek bizimle beraber bu yokuşları aşıyor. İnşallah bizde onun yaşlarında bisikletlerimizle yine bu yollarda olabiliriz…

7. km’yiz. Tepeye ulaştık ama, kısa bir inişten sonra tekrar tırmanış görünüyor. Hava sıcaklığı 32 derece ve oldukça yakıcı. Buraya kadar ancak 11 km ortalama ile gelmişiz. Ama hiç acele etmeden, kendimizi yormadan gittiğimizi belirtmem gerekiyor.

Evet tırmanışı tamamladık kilometre saatimiz  şimdi 8,25’i gösteriyor. Sürülmüş ekin tarlaları burada da dikkat çekerken, bize yine bir iniş ve inişten uzun bir tırmanış görünüyor. Bu inişi çok hızlı yaparak, en azından karşı tepenin yarısına kadar iniş hızımızın yardımıyla tırmanırız diye düşünüyorum. Bu arada ben fotoğraf çekerken, Kemal Bey ve Necati Bey, tırmanışa geçtiler bile…

Bu tepeyi de tırmandıktan sonra bize yine iniş ve çıkış görünüyor. 700-800 metrelik bir iniş yaptıktan sonra, tırmanacağız biraz düz gittikten sonra yine tırmanış. Fotoğrafı zoomlu çektiğim için mesafeler kısa gibi görünüyor. Saat 09:33, km’miz de hemen hemen aynı 9,36 km. Yolun yarısı olmasa bile Beypazarı’na 14-15 km kaldı diyebiliriz.

Evet tepeyi tırmandıktan sonra, bu tebalayla karşılaşıyoruz ve Beypazarı’na 12 km olduğunu görüyoruz. Ankara’ya 110 km var ama, Ankara etabı ertesi gün ve Ayaş-Ankara olarak planladık.

Yol yine iniş ve çıkışlarla devam ediyor. Şu anda 10.75 Km’deyiz. Her iniş çıkışımız bize 2 km kazandırıyor. Ayrıca hızımız biraz daha arttı. Bu yolu ben biraz Trakya’daki Kıyıköy yollarına benzetiyorum.

Yolda Necati Bey’i şu anda Marmaris‘te olan Emekli Hakim ve Yargıtay Onursal Üyesi Hakkı Terzibaşıoğlu arıyor. Necati Bey, bize Hakkı Bey’in selamlarını iletiyor. Hakkı Bey de bir bisikletsever ve 75 yaşında… Bu arada ben de Fikret Albay’ı arıyorum. Onlar da Bülent Bey (ABY) ve Mustafa Bey’le (El Turco) Trakya turundalar.

Beypazarı yakınları’nda bir benzincide duruyouz. Saat 10:30 ve 22.km’yiz. Burada maden suyu içmek istiyoruz, Beypazarı’na artık çok yakın olduğumuz halde, burada üretilen ve bazı yerlerde 25 kuruşa satılan Beypazarı maden suyunu 75 kuruştan içiyoruz (!). Yeniden yola çıktığımızda saat 11:00 olmuştu. 200-300 metre gitmeden Beypazarı levhasıyla karşılaşıyoruz.

Şehre girerken bu fotoğrafı çekiyoruz.


Beypazarı’ndan görüntüler…


Öğretmenevi’nde asılı bu tabloyu Necati Bey çekmiş…

Öğretmenevi’ne gidiyoruz. Bir gün evvel Beypazarı’na ulaşabilseydik, Beypazarı Öğretmenevi’nde kalacaktık. İstanbul’dan telefonla yerimizi ayırt ettiğimiz Musa Bey’le tanışıyoruz. Bize büyük ilgi gösteren Emekli Öğretmen Yakup Bey, bizi arabasıyla Hıdırlık Tepesi’ne çıkarıyor. Beypazarı’na kuşbakışı bakarken, Beypazarı hakkında bize oldukça ilginç bilgiler veriyor…


Yakup Bey, Hıdırlık Tepesi‘nde çevre hakkında bize bilgi veriyor…

80 milyon yıl önce bir iç göl olan Beypazarı içinde 15 km boyunca uzanan dinozor sırtı benzeri tepelerin de suların çekilmesiyle ortaya çıktığını öğreniyoruz. Ayrıca, Beypazarı‘nın tarihi bir şehir olduğunu Hititler’den, Romalılar’a, Bizanslılar’a, Selçuklular’a kadar birçok medeniyetin buraya yerleşmiş olduğunu öğreniyoruz.


Hıdırlık Tepesi‘nde satılan yöresel ürünler…


Bunlar da elişi yapımı hediyelik ürünler…


Öğle yemeğinde Beypazarı’nın yöresel yemeklerinden Beypazarı Güveci yemeğe karar veriyoruz. Tabağımızdaki yemek bir nevi etli pilav; ama güveçte pişmiş, doyurucu ve lezzetli. Ardından fırından Beypazarı kurusu‘ndan tadıyoruz ve onu da çok beğeniyoruz.

Beypazarı kurusu…

Yakup Bey, bize İnözü Vadisi’ne de gitmemizi öneriyor. Ama ne yazık ki bizim fazla vaktimiz yok. Yakup Bey’e buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz. Aslında burada bir gün kalmak iyi olurdu ama, dedim ya vaktimiz yok.

Saat 13:30’da Beypazarı’ndan istemeye istemeye ayrılıyor ve Ayaş’a doğru yeniden pedal basıyoruz.

Beypazarı’nın hemen çıkışındaki tabela… 38 km sonra kısmetse Ayaş‘tayız.

Bir süre sonra yol inşaatı ile karşılaşıyoruz. Duble yol yapılıyor. Burada da Nallıhan-Çayırhan arasındaki yeryüzü şekillerine benzer görüntüler var.

Yol kenarında derme çatma kurulmuş kulübelerde hanımlar domates, kavun, karpuz satıyor. Bize ikram edilen domatesleri elma gibi yerken, verilen kavun dilimlerini de geri çevirmiyoruz.

16. km’de Akkaya köyüne giriyoruz. Bir yere yetişme telaşımız olmadığı için köy kahvesinde duruyoruz. Fikret Albay da gezilerinde hep böyle yapar. Her köyde durur, köylülerle sohbet eder. Aynı yere bir kere daha geldiğinde de herkes onu tanır. Biz de öyle yapıyoruz. Burada herkesin çoğunlukla çiftçi olduğunu öğreniyoruz. Kemal Bey, Yusuf Macit, Ali Sarıkaya, Selahattin Dursun, Satılmış Kaya ile oldukça koyu bir sohbete dalıyor. İsimleri de yazıyorum çünkü artık köylerde bile internet var ve internet adresini de aldılar.

Saat 15:00’de tekrar yollara düşüyoruz. Akkaya’da çok oyalanmışız. 3-4 km daha gitmeden bu kez su almak için yol kenarındaki bir markete giriyoruz… Kemal Bey, buradan çekirdek de alıyor. Akşam maç varmış.

Bir süre daha yol aldıktan sonra Ayaş İçmeleri yol kavşağına geliyoruz. Aslında buraya da gitmek ve bir gün kalmak iyi olacaktı ama, dedim ya zamanımız yok.

Yola devam ediyoruz. Bir süre sonra Güdül kavşağını görüyoruz. Güdül, Beypazarı’ndan hemen sonra ayrılan ve geniş bir yay çizerek tekrar buraya bağlanan yolun üstünde. Aslında Güdül’ü de görmek isterdim.

Beypazarı’ndan sonra trafik biraz yoğunlaştı ama, çift yönlü duble yolda çok rahat ilerliyoruz. Yolun gittiğimiz yönün sağında sebze bahçeleri var. Kamyonlar, kamyonetler  buradan Ankara’ya sebze taşıyorlar. Yolun kenarındaki bu su bizim için serinlemek için iyi bir fırsat oluyor.

Ayaş rampasını tırmanmadan hemen önce… Toki’nin yaptığı binalar sahiplerini bekliyor…


Meşhur Ayaş tırmanışı… Arkada sola doğru giden yol ise Polatlı yolu…

Ayaş’a dik bir rampayla çıkılacağını daha önceden öğrenmiştik. Zaten haritalardan da Ayaş Beli’nin 1195 metre olduğunu da biliyorduk. Bulunduğumuz yerin yüksekliği ise, 680 metre civarında… 12 km’lik bu tırmanışın beşinci kilometresinde yani 910. metresinde Ayaş’a ulaşılıyor… Ayaş, Göynük gibi çukurda bir yerde. Allahtan konaklıyacağımız Öğretmenevi, ana yola çok yakındı ve tırmandığımız yerden tekrar aşağılara inmemiş olduk.


Ayaş görüntüleri…

Öğretmenevi’ne yerleştikten sonra, Ayaş şehir merkezine akşam yemeği yemek için iniyoruz. Ayaş’ı hep merak ederdim Memduh Şevket Esendal’ın yazdığı Ayaşlı ve Kiracıları adlı romanı okumamıştım ama, eski evlerin içinde bu romanın geçtiği evi merak ettim. Bu konuda Ayaşlılar oldukça bilgili ve hemen cevap verdiler. Memduh Şevket Esendal, aslında Çorlulu; yazdığı romanın öyküsü de Ayaş‘da değil, Ankara’da geçiyormuş. Romanda Ankara’da bulunan bir Ayaşlı ve kiracıları arasındaki ilişki anlatılmış ve Ayaş’ın içiyle ilgisi yokmuş.

Kemal Bey, Öğretmenevi’nde büyük ekranda, G.Birliği Oftaş – Trabzonspor’un maçını izlerken ben ve Necati Bey erkenden odalarımıza çıktık. Ben yolda aldığım notları düzenledim… Bu sırada ise Öğretmenevi’nin hemen karşısındaki Halk Evi’nde düğün vardı ve gece boyunca Güvercin uçuverdi diye başlayan Ankara’nın meşhur Misket Havası çalındı.

Ertesi gün Ayaş – Ankara etabı var ve Ayaş Beli (1195 m) ve Ayşantı Geçidi’ni (1190 m) aşacağız…

3. Gün 17 Ağustos 2008 Pazar: Çayırhan – Beypazarı – Ayaş

Yapılan km:
70 km
Bisiklet üstünde geçen süre: 4,25,56 km/saat
Ortalama Hız: 16,62 km/saat
Yapılan Maksimum hız: 47,85 km
Çayırhan’dan çıkış: 09:00
Beypazarı’na varış: 11:30
Beypazarı’ndan çıkış: 13:30
Ayaş’a varış: 17:00

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın