3. gün: Eflani- Safranbolu-Konarı-Karabük

02/10/2009  //     //  Turlar ve Organizasyonlar

Orta Karadeniz’den Batı Karadeniz’e…

3. gün (9 Ağustos 2009, Pazar): Eflani-Safranbolu-Konarı-Karabük

Rotamız: Eflani, Safranbolu, Konarı Gölü, Konarı Köyü, Karabük…

7 Ağustos 2009’da Kastamonu‘dan başlayan ve Orta Karadeniz’den Batı Karadeniz’e kadar süren turumuzun üçüncü gününde Eflani-Safranbolu-Konarı-Karabük izlenimlerimizi anlatıyoruz… İlk iki bölümünde Daday-Azdavay-Pınarbaşı-Eflani bölümünü anlatmış, Ramazan Kuruçay ile birlikte Eflani’ye kadar olan izlenimlerimizi aktarmıştık…

Geceyi Eflani’de kısa süre önce restore edilen Taşhan’daki Saray Otel’de geçirmiştik… Sabah kapının önünde yola çıkmak için, son hazırlıklarımızı tamamlıyoruz…

Eflani hindisi ve mermeri ile meşhur… Şehir merkezindeki hindi heykeli, Eflani hindilerini sembolize ediyor… Bize de bu heykel önünde fotoğraf çektirmek düşüyor…

Saat tam 09:00’da Safranbolu’ya doğru yola çıkıyoruz…

Eflani-Safranbolu arası 35 km… Biz bu tabelaya kadar 2 km yol yaptık… 35+2= 37 km…  Safranbolu tabelasından sonra şehir merkezine 2-3 km daha mesafe olması olabileceğine göre Safranbolu’ya kadar toplam en az 40-45 km yol gideceğiz demektir…

Yol eğimi çok fazla olmayan kısa iniş ve çıkışlarla dolu… Sabah dinçliğiyle ve sabah serinliğiyle yola devam ediyoruz…

Saat 09:26, 8. Km’de Çalıkahvesi köyünden geçiyoruz… Rüzgar sol tarafımızdan zaman zaman kuvvetlice esiyor…

Yol boyunca köylerden ilginç görüntüler…

Ne var ki, heryerde olduğu gibi, bu köylerde de halkın çoğu büyük şehirlere göç etmiş… Pek çok ev kapalı ve terk edilmiş…

Yol gerçekten çok güzel… Kendimizi zorlamadan, bir yere yetişme telaşı olmadan keyifli yolculuğumuzu sürdürüyoruz…

Tüm fotoğrafları yine Ramazan çekiyor…

Trafik yok denecek kadar az…

Haritada düz bir çizgi görünen yol orman içinden geçiyor…Keyifli  yolculuğumuz sürüyor…

Arada sırada bizi çok fazla yormayan 1-2 km’lik tırmanışlar yapıyoruz…

Bisikletin arkasında, otelde yıkadığımız ama Ağustos ayının ortasında, gece boyunca kurumayan giysilerimiz asılı…

Bir gece önce otelde, Karabük’ten Tuncer Bayık’la telefonda görüşmüştük… Tuncer bizi arkadaşlarıyla Safranbolu’da karşılayacak…

Bu arada Ramazan yolun kenarındaki fındıkları görüyor ve bir süre fındık toplama molası veriyoruz…

Yolculuğumuz sürüyor…

18. Km’de Ağaçkese Köyü’nden geçiyoruz…

Sabah Eflani’den çıkarken su almamışız… Yol boyunca da çeşme göremiyoruz… Ağaçkese Köyü‘nün çeşmesine demir atıyoruz…

Tekrar yollara düşüyoruz… Bu arada Tuncer, telefonla arıyor ve nerede olduğumuzu soruyor… Safranbolu’ya yaklaşmış olmamız lazım… İleride bir rampa gördüğümüzü söylüyorum… Evet, Safranbolu yakınlarındayız… Tuncer, önümüzdeki rampanın çok uzun olmadığını ve bu rampadan sonra Safranbolu’ya kadar uzun bir iniş yapacağımızı söylüyor…

Gerçekten de 1 km kadar sonra yol sağa doğru içeriye dönüyor ve Karabük-Bartın-Ulus yol kavşağını görüyoruz… Saat 11:15… Pek çok yerde olduğu gibi bu yolda da duble yol inşaatı var ve trafik de çok yoğun… Tuncer, bizi yolun çok dar olduğu ve tehlikeli olduğu konusunda uyarmıştı… Şimdi, bu yolda 1-1,5 km kadar  tırmanış yapıyoruz…

Ardından da Tuncer’in söylediği gibi Safranbolu‘ya doğru uzun bir inişe geçiyoruz…

Üstelik rüzgar da artık arkamızdan esiyor…

5 km kadar hızlı bir iniş yaptıktan sonra bu tabela ile karşılaşıyoruz… İnsan, böyle inişlerde gerçekten yol bitecek diye üzülüyor…

Bisikletler yokuş aşağı km’leri adeta yutuyor ve 7 km’yi de çabucak bitiriyoruz… Saat 11:43’te Safranbolu’ya ulaşıyoruz…

Tabeladan sonra Safranbolu şehir merkezine gidebilmek için 3-4 km daha pedal basmamız gerekecek…

Yola devam ediyoruz…

Şehir merkezine doğru bu fotoğrafları çekiyoruz…

Aynı yerlerden geçtiğimiz günlerde tek başına 2000 km’ye yakın pedal basan İbrahim Bey de (İbrahim Yurtseven) geçmişti… Yolda kulaklarını çınlatıyoruz…

Safranbolu şehir merkezinde km değerlerimize bakıyorum… Sabah 08:30’da yola çıkmıştık… Şu anda saat 12:00… Toplam 44,04 km yol yapmışız…

Ve Safranbolu şehir merkezinde Tuncer Bayık ve Kemal Faruk Doğan bizleri karşılıyor… Tuncer ve Faruk’la daha önce Amasra turumuzda karşılaşmıştık… Ayak üstü sıcak bir sohbet başlıyor…

Bir süre sonra da Emrah Güllü bize katılıyor… Hemen yakınlarda bir yere yemek yemek için gidiyoruz… Yemek esnasında da programımızı yapıyoruz… Önce eski Safranbolu’yu gezeceğiz, ardından Safranbolu yakınlarındaki Konarı Köyü’nü ve Konarı Gölü’nü görmeye gideceğiz…

Tuncer, bizi bu gece evinde konuk etmek istiyor… Zamanımız kısıtlı olduğu için, saat 16:00’da Safranbolu’dan Yenice’ye doğru yola çıkarak, bu gece Yenice’de olmak istediğimizi söylüyorum… Tuncer’e teşekkür ediyoruz… Tarif edilen Konar Gölü yolunu bildiğim için aslında saat 16:00’da Yenice’ye doğru yola çıkabileceğimize ben de pek inanmıyorum…

Ve Tuncer Bayık ve arkadaşlarının rehberliğinde eski Safranbolu’yu gezmeye koyuluyoruz…

İşte Safranbolu sokakları…

Yüklü bisikletlerimizle kalabalığın arasına dalıyoruz… Safranbolu, gerçekten çok güzel ve sihirli bir havası var…

Köprülü Mehmet Paşa Camii ve Arasta Çarşısı girişi… Arasta Çarşısı’na girerken bisikletlerimizi Köprülü Mehmet Paşa Camii avlusuna bırakıyoruz…

Köprülü Mehmet Paşa Camii avlusundaki güneş saati… İnternette yaptığım kısa bir araştırmadan sonra Köprülü Mehmet Paşa Camii avlusundaki bu saatin Osmanlı dönemine ait 95 güneş saatinden biri olduğunu öğreniyorum…

Ortada bulunan üçgen metal parçasının gölgesi, sabah 06:40 ile akşam 17:20 arasındaki zamanı gösteriyormuş… Mermer üzerindeki her çizgi arası ise 10’ar dakikalık saat dilimlerini gösteriyor… İnebolu’da bulunan Yeni Cami’nin avlusunda da böyle bir saat var… O saatte üçgen metalin tepesinden bir misina, gergin bir şekilde metalin tam karşısında mermer üzerindeki küçük bir kancaya bağlıydı…

Arasta Çarşısı… Ramazan’ın uzun telefon konuşmalarından biri… Çok mutlu görünüyor…

Arasta Çarşısı’ndan tezgah görüntüleri…

Her türlü hediyelik eşya çarşının duvarlarını ve tezgahlarını süslüyor…

Bu bastonlardan Cide‘ye giderken Devrek’te de görmüştük… Soruyoruz, bu bastonlar da Devrek’ten satılmak üzere getirilmiş…

Ramazan, yollardaki alışkanlığını burada da sürdürüyor… Bir yandan telefonla konuşurken, üzümleri çöplenmeye başlıyor…

Arasta Çarşısı’ndan çıkıyoruz… Eski Safranbolu sokaklarındayız…

Çarşıda Safranbolu lokumu ikram ediliyor…

Biz de bu lokumlardan memnuniyetle alıyoruz…

Safranbolu’da hediyelik eşya satan bir başka dükkanın tezgahı…

Safran… Biz önce bunları kurutulmuş bamya sanmıştık ama sonradan safran olduğunu öğrendik. Safran, sonbaharda çiçek açan soğanlı bir bitkiymiş ve bu bitkiden boya ve baharat elde ediliyor, ayrıca tıpta kullanılıyormuş… Biz de bamya olduğunu iddia ettik ama, bu kesinlikle safran… Zaten yakından bakıldığında bamya olmadığı anlaşılıyor… Tüm bilgileri dükkan sahibi verdi…

Safranbolu, o gün çok kalabalıktı… Ben buraya daha önce de gelmiştim ve yine bu şekilde kalabalıktı… Bu da Safranbolu’nun turizmden oldukça büyük bir pay aldığını gösteriyor…

Ramazan Kuruçay ve Tuncer Bayık…

Emrah Güllü, Ramazan Kuruçay…

Eski Safranbolu’dan son görüntüler…

Ardından Musalla Tepesi’ne çıkıyoruz ve şehre hakim bu tepeden Safranbolu’yu seyrediyoruz…

Evler sanki kibrit kutusundan yapılmış gibi…

Zafranbolu Uçağı… Kurtuluş Savaşı sonrası 1930’lu yıllarda Türk Tayyare Cemiyeti (THK) ve Hilal Ahmer (Kızılay) tarafından Ülke genelinde yardım kampanyaları başlatılmış ve bu kampanyalarda 350 civarında tayyare satın alınarak Hava Kuvvetleri’ne hediye edilmiş. Bu kampanya kapsamında Safranbolu halkı tarafından alınan Breguet 19 modeli Zafranbolu adı verilen keşif Uçağı 30 Ağustos 1931 tarihinde Hava Kuvvetlerine teslim edilmiş. Aynı uçak 75 yıl Hava Kuvvetleri’ne hizmet ettikten tekrar Safranbolu’ya getirilmiş ve yukarıda görülen müze haline getirilen parka koyulmuş…

Safranbolu’daki gezimizi bitirdikten sonra Konarı Gölü’ne doğru yola çıkıyoruz… Konarı Gölü aslında bizim gideceğimiz yönün tam aksi istikametinde ve Kastamonu ve Araç istikametine doğru… Yolun bu kesiminde duble yol çalışmaları sürüyor… Bu yoldan birkaç gün önce gezinin başlangıç noktası olan Kastamonu’ya doğru otobüsle geçmiştik… İstanbul ve Ankara‘ya yakın olan bu bölgede pekçok tanınmış firmanın tekstil fabrikaları ve fabrika satış mağazaları var…

Konarı Köyü‘ne giderken Kastamonu yolunu kullanıyoruz… Duble yol çalışmasının olduğu yolda Tuncer, Emrah, Faruk ve ben…

Sonunda 12 km pedal basarak Konarı Gölü’ne ulaşıyoruz… Göl bir Restaurant işletmesinin bahçesi içinde… Sanki havuz gibi… İlk görünüşte yeryüzüne düşen bir meteor tarafından açılan bir çukurun kaynak sularıyla dolarak oluşmuş, küçük bir göl görüntüsü veriyor. Ama internette böyle bir bilgiye rastlamadım…

Ayrıca, çevrede bu gölden dipsiz olarak bahsediliyor. Ancak gölün derinliğinin 6,20 metre olduğunu öğreniyoruz… Dipten, bir kaynak suyu ile beslenen bu gölden Konarı Köyü’ne yıllarca içme suyu, ayrıca bağ, bahçe sulamak için su basılmış… Şimdi ise, gölde tatlısu balıkları yüzüyor… Gölün sıcaklığı yaz ve kış 23 derece imiş… Bu gölden yakınlarda bir tane daha olduğunu öğreniyoruz… 

Birbirlerine kavuşamayan iki aşığın bu gölde intihar ettiği konusunda gölün bir de efsanesi var… Son dönemlerde gölün çevresine turistik tesisler yapılmış… İnsanlar gölün çevresinde yemeklerini yiyorlar…

Konarı Gölü’nden sonra 1-2 km uzaklıktaki Konarı Köyü’ne gidiyoruz… Faruk, kendi bahçelerinden topladığı domates, salatalık, biber ve taze cevizlerle dönüyor… Ayrıca, köydeki bakkaldan alışveriş yapıyoruz. Bu arada köy kahvesindeki sohbet koyulaşıyor… Saat 16:00’da Yenice’ye doğru yola çıkma ihtimalimiz de yavaş yavaş yok oluyor…

Ardından piknik yapmak için köyden 1-1,5 km uzaklıktaki Eflani Çayı’na doğru gidiyoruz… Eflani Çayı’nın üzerinde olan ve günümüzde kullanılmayan ama hala sağlam olan kemerli, iki gözlü bu köprünün adı Taş Köprü… Köprünün bir adı da Çevrik Köprüsü

Çocuklar bu köprüden kendilerini suya atıyorlar…

Bu arada Tuncer’in bizi Karabük’te evinde konuk etme konusu tekrar gündeme geliyor… Bu sefer kabul etmek durumunda kalıyoruz… Zaten saat dörde geliyor… Faruk, Tuncer, Emrah ve Ramazan…

Piknik yerimizden görüntüler…

Ramazan, küçük bir ateş yakıyor…

Bu ateşte, biberleri kızartıyor… Hep birlikte güzel bir yaz yemeği yiyoruz…

Dönüşte Taş Köprü üzerinde bu fotoğrafı çektiriyoruz…

Ardından Karabük’e doğru yol alıyoruz… Ancak Karabüklü şoförlerin bisikletlilere karşı pek de iyi tavırlı olmadığına şahit oluyoruz… Korna basarak bizi taciz edenlerden şikayet ederken, yolun en sağından gittiğimiz halde, Emrah ters yönden üstümüze doğru gelerek ilerideki bir sokağa girmeye çalışan bir araçtan kendini zor kurtarıyor…

Akşam Tuncer’in evine konuk oluyoruz… Bize gerçekten büyük misafirperverlik gösteriyor… Ramazan, mutfakta tüm maharetini gösteriyor. Yemekte, ise koyu bir muhabbete dalıyoruz… Gece fotoğraf çekmemişiz… Tuncer Karabük Demir Çelik Fabrikaları‘nda çalışıyor… İşe gideceği için evden erken çıkıyor… Tuncer’e buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz ve hemen ilave ediyoruz, İstanbul‘a yolu düştüğü zaman muhakkak bekliyoruz…

Faruk bizle kalıyor… Kahvaltıdan sonra Yenice’ye gitmek üzere hazırlanıyoruz… Faruk, bizimle birlikte bir süre Yenice’ye doğru gelmek istiyor…

Turun 3. günündeki izlenimlerimiz bu kadar…

Yükseltiler… Yükselti grafiğinde yapılan km’nin 67,2 km olduğu görülüyor… Bizim km saatimiz ise Safranbolu ve Karabük şehir merkezinde dolaştığımız mesafeleri de ekleyerek toplam 78,74 km yol yaptığımızı gösteriyor…

Orta Karadeniz’den Batı Karadeniz’e…

3. gün (9 Ağustos 2009, Pazar): Eflani-Safranbolu-Konarı-Karabük

Yapılan km: 78,74 km.

Bisiklet üzerinde geçen süre: 5:01:38 saat

Ortalama Hızımız: 15,66 km

En yüksek Hız: 54,69 km/saat

Gelecek yazı:

Orta Karadeniz’den Batı Karadeniz’e…

4. gün (10 Ağustos 2009, Pazartesi): Karabük-Yenice-Devrek-Çaylıoğlu Köyü

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın