suriye bisiklet turu

15/04/2010  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar






1 hatay da gecen bir kac gun mehmetali bulumsa

2 hatay-latakya

3 latakya-tartus

4 tartus- homs

5 homs hama

6 hama maarrat an Numan

7 maarrat an Numan Halep

8 bir hafta Halep

9 halep hama

10 hama misyaf (masyaf)

11 masyaf tartus

12 tartus safita

13 safita krak des chevaliers

14 krak des chevaliers Qarah

15 Qarah marmusa

16 marmusa damascus

17 damascus malula

18 malula marmusa

19 marmusa al quaryatayn

20 al quaryatayn ??sadad??

21 sadad homs

22 homs misiaf-apamea

23 apamea Halep

 

 

Lattakia

 

Buraya gelmek için Mehmet Ali ile yolculuğumuzun en yorucu
ve uzun mesafesini gitmemiz gerekti. Yaklaşık 120 km yaptık. Henüz sınırdayken
müziklerden, hareketlerden bir arap ülkesine geldiğimizi anladık. Yol oldukça
yeşillikti. İnsanlar güler yüzlü ve kültürlüydü. Burası Suriye’nin Akdeniz’e
kıyısı olduğundan insanlarda bir deniz kültürü oluşmuştu.

 

 

Hataydan Latakyaya giderken.

 

İlk gün zor tırmanışlarla başlamıştı.

Şehre girdiğimizde hava kararmıştı. Daha ilk günden bu kadar
zorlanmış olmak biraz morallerimizi bozdu. Hemen otel bulmak istiyorduk.
Elimizdeki haritalardan bir şey anlamak mümkün değildi. Birkaç güzel kıza ve
birkaç polise soru sorduktan sonra şehrin meydanını bulabildik.

 

Otel fiyatları bendeki kitabın iki katı çıktı. Artık Suriye
eskisi kadar ucuz değilmiş. Konaklama için kişi başa 450syr yani 15tl vermek
gerekiyor. Sıcak su da pazarlık konusu. Eğer duş almak istiyorsanız 100syr yani
3tl ekstra vermek gerek. Bu para ile suyu ısıtacaklarmış.


 Türkiyenin son kasabalarından birisinde oturup çay içiyoruz. Ben bir yandan kpomuş olan bağcıklarımı değiştirmeğe çalışıyorum.


Yolda çocuklar, suriyedekiler arada taş atıyorlardı. :)

Dışarı çıkıp bir yerlerde oturup bir şeyler içmek istiyoruz.
Biraz et ya da balık yanına da bir rakı olsun diyor Mehmet Ali. Bende bira
içmekten yanayım. Daha ilk günden tartışacak değiliz ya ikimizde ılımlıyız.
Bütün şehri dolaşıyoruz. Bir yerde oturup bira içmek mümkün değil. Hayal
kırıklığı. Oturup birer tavuk dürüm yaptırıyoruz. Bir anda bir arap ülkesinde
oluşumuzu hissedip kurukuru tıkınıyoruz. Mehmet Ali otele dönüyor. Bir rakı
getirmiştik yanımızda. Ondan biraz içecek. Bende şehirde bir tur atıyorum.
Lunapark kurulmuş kalabalık bir alanda biraz tirmis alıyorum parkta eğlenen
insanları seyrederek dolanıyorum, bir sirk dikkatimi çekiyor, biraz oyalanıp
otelin olduğu meydana geliyorum. Meydanda bir çay içiyorum. Sonrada muz
alıyorum 2 kg kadar. Muzcu çocuktan sayıları öğreniyorum. İlk Arapça öğretmenim
bir seyyar satıcı oluyor.


Sınırdan sonraki ilk tabela…

Gün batımı. İlk günden geç kaldık.

Humus yemeden olmaz..

Latakya dan ayrılmadan önce yapılan kısa bir şehir turu. Akşam kurulan sirk ve panayır toplanmış.

Tartus

 

Dün bir patlak olmuştu lastiğimde. Bugünde bir tane olacak
daha şehre girmeden. İyi bir yol arkadaşımın olması yolculuğu daha keyifli hale
getiriyor. Yolda birkaç tane daha ufak lunapark görüyoruz. Bugün yolumuz kısa.
Belki 60km falan. İkimizin de pek umurunda değil. Farklı bir kültürde olmak,
bunun tadını çıkarmak yetiyor bize. Sahilde mola verdiğimiz bir çay bahçesinde
iki kahve söylüyor yol arkadaşım. Bende karşıdan tirmis ve ful alıyorum. Ful
haşlanmış bakladan yapılıyor. Bazıları sadece suyunu bardağa koyup içiyorlar,
bazılarıda tanelerini çerez gibi götürüyorlar. Burada yemek kültürü bizim ege
kültürüne çok benziyor; bol haşlanmış ot, bazen balık, bol zeytinyağı
kullanıyorlar ve en önemlisi hiç kırmızı et yok. Hatta hiç et yok demek
yerinde. Tavuk var ama biraz pahalı. Çok fazla baklagil tüketildiğinden protein
ihtiyaçlarını bitkilerden karşılıyor olmalılar. Ekmeklerde bizim lavaş gibi ama
çok daha ince, kepekli ve lezzetli.

 

Tirmis ve ful için para ödeyemiyorum. Halimizi gören para
almak istemiyor. Birde Türkleri çok seviyorlar. Kahvecide aynı şekilde
davranıyor. Şehre vardığımızda hiç para harcayamamış olabiliriz,
hatırlamıyorum.

 

Tartus nefis bir kent. Denizin kısında kayalardan yapılmış
eski binalar eski kenti oluşturuyor. Sahilde balık yanında da bira içecek
mekanlar var. Şehrin yakınındaki bir adaya bot kalkıyor. Hava durumu çok iyi
degildi. Biz gidemiyoruz. Bir otel buluyoruz. Ama bu sefer sıcak su yok. Duş
alamıyoruz. Çok sinirleniyorum. Kimin aklına aralıkta bir otele sıcak su var mı
demek gelir ki. Olması gerekirdi. Çıkıp biraz tıkınıyoruz. Humusa bayılıyorum
ben. Biralarımızı da içiyoruz. Etrafımızda garip bir atmosfer var. Camiden yeni
çıkmış cemaatin sahilde bir mekanda oturduğunu bir şişe viski içtiğini hayal
edin, yanda bir masada da başı örtülü bayanlar nargile eşliğinde kırmızı şarap
içiyorlar. Birde biz varız tabii. Ve herkes çok rahat görünüyor. Yemekte bir
kara alıyoruz: Yarın Lübnan’a gidiyoruz.

 

 

Homs

 

Sahili takip edip Lübnan’a kadar geldik. Pasaportlarımızı
verip vizeyi sınırdan alabilirmiyiz, yada vize gerekir mi diye soruyoruz. Bize
kaçakçı muamelesi yapıyorlar. 30dk kadar bekletiliyoruz. Bir yığın işlem
yapılıyor, yazılar yazılıyor, telefon konuşmaları yapılıyor. Sınırda İngilizce
bilen kimse yok. Komik bir durumdayız. Mecbur bekliyoruz. Sonrada gerisin
geriye yolluyorlar bizi.

Geldiğimiz yolu tekrar dönüyoruz. Yol keyifli ama bir günde
iki defa gidilecek bir yol değil. Bugün sınıfta kaldık. Yeterince bilgiye
ulaşamadık. Çok zaman harcadık. Homs’a 60km kala yetişemeyeceğimizi anlıyoruz.
Bir araç durduruyoruz. Bizi Homs’a kadar bırakıyor. Garip bir otele
yerleşiyoruz. İlk işim sıcak su sormak oluyor. İsterseniz olur diyor, 100suri.
Pazarlık yapıyoruz. Duş iyi geliyor.

 

Şehir değişmiş. Her yer çarşaflı kadınlar. Simsiyah. Gezi
şimdi başlıyor. Bir içkiye ihtiyacım olacak…

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın