Recep Neden Başarmalıydı?

07/04/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

Recep Neden Başarmalıydı?

Yok, o(!) değil; pist bisikletinin Omnium dalında yıldızı parlayan milli bisikletçimiz Recep’ten, Recep Ünalan’dan bahsediyorum. Velodromla ilk kez iki yıl önce tanışmasına karşın, kısa zamanda gösterdiği başarılarla bisiklet otoritelerini şaşırtan sporcumuzdan… Olimpiyat elemelerini aşma yolunda büyük aşama kaydetmişken son anda şansını yitiren genç insandan…

*

*

*

Ünalan, elit sporcu yetiştirme projesi gereği Bisiklet Federasyonu’nun yurt dışındaki eğitim merkezlerine gönderdiği çok sayıdaki sporcudan birisiydi. Arkadaşlarının hemen hepsi farklı nedenlerle programı sürdürememiş ve yurda dönüş yapmışlardı. Ünalan ise, Olimpiyatlara gidebilme uğruna yüksek eğitimini dondurmuş, büyük bir kararlılıkla ve ciddiyetle çalışmalarını, yanında giden antrenörü Mutlu Erçevik eşliğinde sürdürmüştü.

 

Recep Ünalan, eski Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül’ün de verdiği destekle çalışmalarına Dünya Bisiklet Birliği UCI’nin, İsviçre Aigle’deki sporcu eğitim merkezinde başladı. Daha sonra ise USA’nın 2008 olimpiyat takımı koçu Andrew Sparks’ın programına katılmak için Mallorca’ya geçti. İki yıl boyunca katıldığı Dünya Kupası yarışlarındaki aldığı başarılı derecelerle Olimpiyatlara gitme yolunda çok yol aldı. Ama katıldığı dal olan Omnium’un, şans da gerektiren doğası gereği ve de, onun form durumunu çok etkileyecek saha dışı(!) etkenlerden dolayı Olimpiyat yolunda başarılı olamadı…

“Başarılı olamadı” sözünü isterseniz açalım… Ünalan Olimpiyat hakkını o kadar kıl payı kaçırdı ki, Melbourne’de yapılan ve Omnium dalında yalnızca en elit 24 sporcunun katıldığı Dünya Şampiyonası’na, önceden aldığı puanlarla güle oynaya gitmeye hak kazandı…

 

 

Neden Ünalan?

İsterseniz ilk önce ” Omnium nedir?” den başlayalım… Olimpiyatları büyük bir sirke çevirme gayretinde olan ve yayın haklarını elinde tuttuğu için olimpik sporların içeriğini de yönlendiren Amerika Birleşik Devletleri’nin yayıncı kuruluşları, pist bisikletinde de değişiklik istedi. En önemlisi ve de bence makul olanı, kadın ve erkeğin eşit sayıda yarışmada yer almasıydı. Bir diğer yenilik, Omnium denen ve altı ayrı disiplinden oluşan yeni bir yarışın ortaya çıkması oldu. Kuvvet, dayanıklılık ve tekniğin bileşkesi olan bu yeni dal Londra Olimpiyatlarında ilk kez görücüye çıkacak ve sporcumuz da işte bu yarışta yer alacaktı.

Aslında, bilindiği gibi çok uzun bir aradan sonra Türkiye ilk kez bir olimpiyata 3 yol bisikletçisi ile katılma hakkını kazandı. Bisiklet Federasyonu’nun çok akıllıca uygulamaları ile böyle bir başarıya ulaşıldı. İsimleri daha sonra belirlenecek sporcularımız, 28 Temmuz günü koşulacak yol yarışındaki 145 bisikletçi arasında yer alacak.

Eğer Ünalan başarsaydı, yol bisikletinin aksine iki güne yayılmış yarış programında 6 kez piste çıkacak ve yalnızca 18 kişinin yer aldığı yarışmalarda koşacaktı. Yani yol bisikletindeki arkadaşlarından daha fazla ekranda yer alacaktı. Ve de, inanınız çok başarılı olacaktı. Çünkü Dünya Kupası yarışlarında geçtiği dünya ve olimpiyat şampiyonlarını, tekrar alt etmesi olasılık içindeydi.

 

Ama olmadı, çünkü değirmen taşıma suyla dönmüştü. Olimpiyatlara aday Türkiye’nin, bırakın kapalısını, açık bir velodromu bile yoktu. Sporcular ve antrenörü yad ellerde, yabancıların şaşkın bakışları altında çalışmalarını sürdürmekteydi. Ünalan’ın Olimpiyatlar’daki olası başarısına, en azından ekran başında tanık olacak olan devletli, belki de, sporu sevdiği için değil ama elzem olduğunu anladığı için bir velodrom yapılmasına yeşil ışık yakacaktı…

 

Ünalan ardından gelen genç sporcular için de bir rol model olacaktı. Onun başarısına öykünen geleceğin yıldızları, bisiklet sporuna daha fazla gönül vereceklerdi. Antrenörler, kulüp yöneticileri sporcularını federasyonun programına katılmaktan alıkoymayacaklardı…

 

 

Futboldan başka spor tanımayan spor basını, gelen başarıyı manşete çekmek zorunda(!) kalacaktı. Spora yatırım konusunda hala çok cimri, anlayışsız olan kurum ve kişiler destek verme yolunda belki de uyanacaklardı… Farkındaysanız, daha ülkemizin spor yoluyla tanıtımı konusuna hiç girmedim bile…

Sıraladığım öğelerden en önemlisi, Recep’in, bu programa katılan diğer arkadaşlarından farklı olarak, başarıyı çok istemesiydi… Olimpiyata gidebilmek en büyük idealiydi. Çok çalıştı. Genç yaşta, her zaman yanında olan antrenörü Mutlu Erçevik’le birlikte ailesinden aylarca uzak kaldı… Ama olmadı; şanssızlıkların yanında, ona inanamayanlar ya da kerhen destek verenlerin de sorumsuzluklarıyla, dolaylı çelmeleriyle ipi göğüsleyemedi.

 

 

Şimdi ne olacak? Recep Ünalan, Kolombiya, Cali’deki muhteşem formunu türlü nedenlerle koruyamadı. Gittikçe düşen form grafiğiyle bile, Melbourne’daki Dünya Şampiyonası’na gitmeye hak kazandı ama kendinden bekleneni veremedi. Aslında düz bir mantıkla düşünüldüğünde, Recep’in böylesine kaliteli bir sporcu topluluğu içinde elde ettiği dereceyle bile Olimpiyatlar’da yarışması gerekirdi… Şimdi önünde bir Avrupa Şampiyonası var. İyi bir dinlenme ile Avrupa Şampiyonası’nda, kendisinin önüne geçerek 8 kişilik Avrupa olimpiyat kotasını dolduran rakipleriyle hesaplaşması beklenir. Ünalan bunu başaracak nitelik ve olgunlukta bir sporcu oldu. Olası bir başarı onun geleceği için de çok önemli. Çünkü yıldızı parlamış 22 yaşındaki bir genç sporcu olarak onu izleyen yabancı kulüpler var.

 

 

Peki, arkadan gelen Recepler ne yapacak? Onlardan da mı, aynı özveriyle ama hak ettikleri ve de çok ihtiyaçları olan maddi desteği almadan çalışmaları istenecek? Ya da yöntem bu mu olmalı? Sporu ciddiye almayan; bırakın spordan anlayıp anlamamayı, sporu sevdiğinden bile şüpheli olduğum, en tepedekinden aşağıya her kademedeki yöneticilerle mi bu genç insanları yüreklendireceğiz? Hayallerini söndürmeye devam edeceğiz? Genç nesil böyle mi yetişecek?

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın