Manş’ ı Fetheden 12 Çılgın Türk

13/08/2013  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

 

Geçtiğimiz günlerde Türk sporcularımız yurtdışında iki önemli spor olayına katılarak yine ülkemizi onurlandırdılar. Bunlardan biri; Zürih Ironman, bir diğeri ise Manş Kanalı takım yüzmesi idi. İlk yazımızı, Manş’ ı iki ayrı takım halinde geçen sporcularımıza ayırırken, ardından gelecek olan yazıda Zürih Ironman’ a katılan Türk sporcularımız hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

 

Türk sporcular son yıllarda yurtdışında katıldıkları her yarışa, adeta çıkarma yaparak iç ve dış basının dikkatlerini toplamayı başarıyorlar. Son yıllarda artan spor bilinci ile amatör branşlara yönelen birçok eski ve yeni sporcular yurtdışında oldukça önemli organizasyonlara katılarak hem ülkemizin adını değişik platformlarda duyurmaya, hem de arkadan gelecek olanlara ışık tutarak, gençlerin ufkunu genişlemesini sağlıyor.

 

 

Geçtiğimiz Temmuz ayının son günlerinde, kendi tabirleriyle “12 Çılgın Türk”, iki ayrı takım halinde Manş kanalını yüzerek geçti. Gerçekleştirdikleri bu geçiş ile “Manş’ ı geçen ilk Türk Takımları” ünvanına sahip olan yüzücülerimiz, Kamil Resa Alsaran, Ali Gürkan Gülyüz, Vural Tandogan, Yasemin Yıldırım, Özlem Kahraman, Okan Bilmiş’ den oluşan ilk takımına “Çılgın Türkler Beyaz”, Hakan Alsaran, Mustafa Aydoğdu, Menderes Eskiçırak, Özge Önal, Çağatay Durukan, Süreyya Yörük’ ten oluşan ikinci takım da “Çılgın Türkler Kırmızı” adını almıştı.

 

 

12 Cesur Yürek Türk Yüzücü, gece yarısından sonra İngiltere’ nin Dover limanından start aldıktan sonra bayrak geçişini, yağmur, sis ve soğuk hava şartlarında, toplamda 14 saat 30 dakika yüzerek Fransa’ nın Wissant Plajı‘na ulaşarak geçişlerini başarıyla tamamladılar.

 

 

Geçişin fikir babası olan triatletlerimizden Kamil Resa Alsaran, geçtiğimiz yıl aynı geçişi tek başına gerçekleştirmiş ve Manş’ ı geçen  yaşça en büyük Türk yüzücü ünvanını elde etmişti. Bu yıl ki geçişi, geçtiğimiz yıl planlayan deneyimli yüzücü Alsaran, 10 ay boyunca takım arkadaşlarının hazırlanmasına yardımcı olmuş ve rehberlik etmiş. Takım Kaptanı Kamil Resa Alsaran, geçtiğimiz yıl geçtiğimiz yıl 36.5 km kuş uçuşu mesafeyi gelgit (med-cezir) yüzünden 64 km olarak kat etmiş ve 13 saat 19 dakikada geçişini tamamlamıştı.

 

 

Manş’ ı geçen 10 Türk arasında en iyi ikinci dereceye sahip olan Alsaran, 51 yaşında bu işi başarmış ve böylelikle en yaşlı Türk sporcu ünvanına da sahip omuştu. Gelecek yıl için yaptığı planlar arasında ise Manş’ ı duble geçiş ile tekrar geçmeyi ve bunu dünyada gerçekleştiren en yaşlı sporcu ünvanını elde etmeyi planlıyor. Alsaran seneye 53 yaşında deneyeceği Manş dublesini başarırsa, kayıtlara Dünya rekoru olarak geçecek. Şu anki rekor 52 yaşında Amerikalı kadın yüzücü Elizabety Try’ a ait. Ülkemizde Manş’ ı duble geçiş ise şimdiye kadar yapan olmamış. Bu bir ilk olacak. Bizler de Alsaran’ ın gelecek yıl yapacağı duble geçişi merakla bekliyor olacağız.

 

 

Diğer yandan bu yıl ki geçişte bizlerden biri olan Yasemin Yıldırım’ ın Manş macerasını kendi ağzından sizlere aktarmak istiyoruz. Yüzücü iki erkek çocuk sahibi olan Yasemin Yıldırım aynı zamanda son yıllarda triatlona da gönül vermiş. Yasemin’ in büyük oğlu 1991 doğumlu Emre Yıldırım milli sporcu. Ailede bu kadar çok yüzücü olunca Yasemin’ inin Manş’ ı geçmesine şaşırmamak gerekiyor zaten. Bu yazımızda Yasemin Yıldırım’ ın Manş geçişinde yaşadıklarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

 

 

 

Yasemin Yıldırım ve Manş…

 

2005 yılında bir arkadaşımın teşviki ile “Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı” katılmamla yüzme ve aktif spor hayatım başlamış oldu. Bu ilk yarış; istersem neler yapabileceğimin kendime kanıtı oldu. Bu yarışı, arkasından “Çanakkale Boğazı”,”Urla”, “Meis-Kaş” ve “Masterlar Havuz Yüzme Şampiyonası” izledi. Bunlarda sayısız birincilikler, şampiyonluklar yaşadım.

 

 

Yıllarca oğullarımı yüzme için teşvik edip, onları antrenmanlara götürüp, yarışlara seyrederken ben yarışmaya başlamıştım. Yüzme geçmişim yoktu, sadece denizi, yüzmeyi ve sporu çok seviyordum. Yüzmeye başladıktan sonra çok sevdiğim koşu grubumun teşviki ile yüzmenin yanında koşulara başladım. Başta zorlanarak koştuğum birinci turları,  ikinci turlar izledi, arkasından yarı maratonlar koşmaya başladım.

 

Avrasya Maratonu (15 k) 3 defa,  Runtalya,(21k), Trabzon Yarı Maratonu’ nu koştum. Trabzon’ da 1:57’ li zaman ile kategorimde üçüncü oldum. Katıldığım yarışlarda kendimle yarışmak, derecelerimi düşürmek büyük mutluluktu. 2012 yılında yüzme ve koşunun yanına triatlonu eklemeyi çok arzu ettim. Bisiklete çocukluğumun dışında hiç binmemiştim. Başlarda çok zorlandım. Hala da çok rahat sayılmam. Çekincemin ve korkumun üstüne gitmeye çalışıyorum.

 

 

İlk defa 2012 Mayıs ayında Antalya Olimpik Triatlonu’ na katıldım. Yarışı 2:57’ lik sürede bitirdiğimde havalara uçuyordum. Ama sonradan acemilikten bisiklette ve koşuda eksik tur attığımı öğrendim. Hazırlığım yetmemiş ve ben tur atladığımın bile farkına varamamıştım. Ama bu yarış, bana triatlonun zor ama bir o kadar zevkli olduğunu gösterdi. Bunu pek çok sprint ve olimpik triatlonlar izledi. Şimdi de 2013 yılı içerisindeki 4 puanlı triatlon yarışını tamamlamayı hedefliyorum.

 

 

Bu seneki en büyük hedefim ve hayalim yüzücülerin Everest’ i sayılan MANŞ’ ı geçmekti. Senelerdir biz yüzücüler arasında efsane olan Manş kanalını geçme isteği, geçen sene takım arkadaşım Kamil Resa Alsaran’ ın solo geçişiyle alevlendi. Onun geçisini yüzme forumumuz yuzuyoruz.com da adım adım izledik. Heyecanını hepimiz paylaştık. Onun dönüşünde forumda yazdığı; ”İster misiniz Manş’ ı takım olarak geçelim?” sorusu üzerine, 11 kişi onun önderliğinde toplanıp iki takım oluşturduk.

 

 

Yapılacak ilk iş, bizi geçirecek olan tekneleri ayarlamaktı. Kanal geçişini denetleyen iki dernek var. CSA ve CSPF. Bunlara bağlı çalışan tekneler bulunuyor. Kanalı ancak bu teknelerin refakatinde geçebiliyorsunuz. Biz ilk önce bu derneklerin sitesinde bulunan tüm teknelere altışardan iki takım olduğumuzu müsaitliklerini soran bir yazı yolladık. Bekleyişimizin sonunda Kevin Sherman teknesi, Connamare ve arkadası Fred Mardle teknesi, Masterpiece’ den cevap geldi.

 

Bizi 29-30-31/7 tarihleri aralığında yüzdürebileceklerini söylediler. Tarihin onaylanması için her iki tekneye 1000′ er Pound göndererek rezervasyonumuzu kesinleştirdik.

 

 

Bundan sonraki asama CSA’ ya tekneleri bulduğumuzu, 29-30-31/7 aralığında yüzmek istediğimizi bildirerek onların istediği evrakları düzenleyip göndermek oldu. Burada istenen 16 derecelik suda iki saat yüzebilirlik belgesiydi. Bunu da “Datça Kış Yüzme Maratonu” nda yüzerek sağladık.

 

CSA’ nin takım geçişi için istemiş olduğu ücreti de yolladıktan sonra onayımız geldi. Kalacağımız oteli ve uçak biletlerimizi ayarladık. Kaldığımız otel Dover Limanına 10 dakika yürüyüş mesafesinde Best Western Marina Htl’ di. Antrenmana hemen otelin önünden girebilecektik.

 

 

Dover’in en güzel otelini 11 ay öncesinden ayarladığımız için uygun fiyatla yer bulabildik. (dbl oda 66, trpl 86, sgl 53 Pound) Teknelerin tutarı her biri için 2350 Pound’ du. 2000 Pound depositoyu gönderdikten sonra kalan 2700 UKP’ u yüzmeye başladığımızda verecektik. Toplamda kişi başına düşen masrafımız 4.500-5000 TL civarındaydı. Bu arada araştırmalarımızın neticesinde Mikroman Madencilik bize sponsor oldu ve masraflarımızın bir kısmını karşılayarak bize maddi ve manevi çok büyük destek oldu. Ülkemizde spora ve sporcuya destek bu kadar azken Mikroman bizim yanımızda yer aldı. Onlara destekleri ve inançları için teşekkür ediyorum.

 

 

Onayımız da geldikten sonra bize düşen yüzüşümüze odaklanmak ve gerekli antrenmanları yapmaktı.11 ay boyunca hem toplu, hem bireysel antrenmanlar yaptık. Bu arada takımımızda Samsun dan, Bodrum dan katılan arkadaşlarımız var. Onlar şartlar elverdiğince kalkıp geldiler. Kalan zamanlarda kendileri yüzdüler. Bulabildiğimiz bütün soğuk sularda yüzdük. Kasım, Mayıs aylarında 15-16 derecelik suda Caddebostan da antrenmanlar yaptık. Şubat ayında takım olarak “Datça Kış Yüzme Maratonu” na katıldık. Bursa, Marmaris Masterlar Yüzme Şampiyonası”, “İki Kıta Bir Yarış”, Van Gölü Yarışı, hep topluca hazırlandığımız, katıldığımız yarışlar oldu.

 

Ve sonunda beklenen tarih gelip çattı. Geçiş günümüz tam belli olmadığı ve hava şartlarına göre değişebileceği için gidişimizi bir hafta öncesine aldık. Amacımız antrenman yapıp kendimizi soğuk suya hazırlamaktı İlk grup 21/7’ de Dover’ e ulaştık.  İşini ayarlayamayanlar bir hafta sonra gelecekti.

 

Dover, şirin bir İngiliz kıyi kasabası. İngiltere’ nin Fransa’ ya dolayısıyla Avrupa’ ya açılan kapısı. Dover’ den Fransa’ ya her saat başı kalkan büyük gemiler var ayrıca transatlantik gemilerinin geçiş rotasında.

 

 

Geldiğimizde 27-30 derecelik bir hava ile karşılaştık, moralimiz yükseldi. Otelin önünde çok güzel bir antrenman parkurumuz vardı. Geldiğimiz gün dahil her gün yüzdük. Toplam 2,5-3 km arası, bir saat ve üzeri yüzüşler gerçekleştirdik. Ben bir gün çok üşüdüğüm için kaytardığımı itiraf ediyorum.

 

Tekne kaptanlarımız, Kevin ve Fred mesajımız üzerine bize geri döndüler ve çarşamba sabahı otelde buluştuk. Bize önümüzdeki Cumartesi gecesi fırtına geldiğini ve yüzmemiz için en müsait günün Cuma’ yı Cumartesi’ ye bağlayan gece olduğunu söylediler. Çok telaşlandık, çünkü grubumuzun geri kalan üç yüzücüsü Cumartesi gelecekti. Uzun uğraşlar, sayısız telefon konuşmaları sonunda biletler değiştirildi. Arkadaşlarımız alelacele işlerini toparladı ve Perşembe sabahı Dover’ e ulaşıp bize katıldılar.

 

Yol yorgunluğu demeden onlara antrenman da yaptırdık. Artık herkes Manş’ da yüzmüş, hazırlıklarını tamamlamıştı. Tek eksiğimiz gece yüzmesiydi. Ben gece hiç yüzmemiştim. Bir de su 15-16 derece olunca karanlıkta neler yaşayacağımı hiç bilmiyordum. Onun için Perşembe 22.30 da hep beraber suya girdik ve15 dakika yüzdük. Arada göremediğimiz için birbirimizle çarpıştık, ürktük. Sonra rahatladık, gülüştük ve şarkılar söyledik. Marşlar söyleyerek el ele sudan çıktık. Artık hazırdık, Manş’ ı geçen ilk Türk takımı olacaktık. Birbirimize inandık, kendimize inandık.

 

 

Cuma günü dinlenme günümüzdü, yiyecek erzak alışverişimizi tamamladık. Mat, uyku tulumu, yaşam battaniyesi gibi soğuğu karşı koruyucu kamp malzemeleri aldık ki, bunlar daha sonra teknede çok faydalı oldu. Kaptanlarla son görüşmemizde buluşma saatimizi gelgit saatleriyle ilgili olarak iki saat erkene, gece saat 12’ ye aldı. Bu arada Manş’ da ayın hareketlerine bağlı olarak, su altı saatte bir alçalıp yükseliyor. Akıntı ile beraber gelgit hareketine göre yüzücülerin yüzme hızına göre başlangıç saati çok değişkenlik gösterebiliyor. Gelgit in dönemine göre az veya çok olması yüzüş süresini etkiliyor.

 

Bizim yüzeceğimiz gece, gelgit’ in çok yüksek olduğu zor bir dönemdi. 26’ yi 27’ sine bağlayan gece 12’ de elimizde çantalarımız Dover limanına yürüdük ve teknelerimizi bulduk. Kaptanlar ve hakemler bizi bekliyorlardı. Otelden ayrılırken, geçen sene Kamil Resa Alsaran’ a eşlik eden Doğan Haber Ajansı muhabirleri Faruk Zabcı ve Mahir Tan’ da bizimle beraber gelmişlerdi, teknelerde bizimle olacaklar ve bu macerada bize eşlik edeceklerdi.

 

 

Kevin’in teknesi Connamare’ de, sırasıyla Kamil Resa Alsaran, Ali Gürkan Gülyüz, Vural Tandogan, ben, Özlem Kahraman, Okan Bilmiş, Gurkan Ali’ nin eşi Aygül ve muhabirimiz Faruk Zabcı bulunuyordu. Takımımızın adı, Çılgın Türkler Beyaz idi.

 

Fred’ in teknesi Masterpiece’de, Hakan Alsaran, Mustafa Aydoğdu, Menderes Eskiçırak, Özge Önal, Çağatay Durukan, Süreyya Yörük, muhabir Mahir Tan bulunuyordu. Takımlarının ismi, Çılgın Türkler Kırmızı’ ydı.

 

 

Bizi geçirmeye kimimizin ailesi çocukları, hatta bebeği gelmişti. Hepimiz çok heyecanlıydık, herkesin yüzünde endişe okunuyordu. Tekneye bindiğimizde sarılıp birbirimize başarılar diledik. Tekneler peş peşe limandan ayrıldı. Hava durgundu. Yola çıktıktan beş dakika sonra, Kevin, teknesinde kişi sayısının güvenlik açısından fazla olduğunu ve bu yüzden bir kişinin diğer tekneye geçmesi gerektiğini söyledi. Gürkan Ali’ nin eşi Ayşegül’ ü diğer tekneye vermek ve eşleri ayırmak zorunda kaldık. Kevin daha baştan moral bozmaya başlamıştı.

 

Takım geçişinde, her yüzücü bir saat yüzecek, saati dolarken hakemin işaretiyle sıradaki yüzücü suya atlayacak ve çıkan yüzücüyü geçmeden arkasından başlayarak bir saati tamamlayacaktı. Bizler hakemin listesine yüzeceğimiz sırada isimlerimizi yazıp imzalarımızı attık. Start’ tan sonra bu sıra hiçbir şekilde değişmeyecek ve yüzücü şartlar ne olursa olsun bir saati tamamlamadan sudan çıkmayacaktı.  Aksi durumda takım diskalifiye oluyordu.

 

Takım gegeçişi soloya göre daha kolay olsa da takımdan birinin başarısızlığı tüm takımı etkileyebiliyor. Nitekim diğer teknedeki arkadaşımız Süreyya gelmeden gıda zehirlenmesi yaşamış ve hastanede altı saat serum bağlandıktan sonra biraz toparlanıp uçağa atlayıp gelmişti. Gecen sürede tam toparlanamamıştı, rahatsızlığı devam ediyordu. Bu yüzden hepimiz endişeliydik.

 

20 dakika sonra ilk yüzücünü start alacağı kıyının açığında durduk. Bizim takımımızın ilk yüzücüsü takımımızın kaptanı Kamil Resa Alsaran ‘dı.  Geçen sene aynı sularda 13 saat yüzerek tek başına bu geçişi gerçekleştirmişti. Diğer takımda da kardeşi Hakan Alsaran yüzecekti. Hazırlıklarını tamamladılar, gece görülebilmeleri için bone ve mayolarına küçük ışıklar bağlandı ve yağlandılar. Hakemin işareti ile suya atladılar. Kıyıya çıkıp, birbirlerine başarı diledikten sonra teknenin kornasıyla 00:55 de start verildi ve yüzüşümüz başladı.

 

Onlar yüzmeye başladığında hepimiz geçen sene Kamil Resa’ nin bu sularda tek başına nasıl yüzdüğünü, bunun ne kadar zor bir iş olduğunu bir kere daha anladık. Abi kardeş yanyana yüzerek bir saatlerini sorunsuz tamamladılar ve ikinciler suya atladı. Hava zifiri karanlık ve durgunken ilerde şimşekler çakmaya ve karanlığı aydınlatmaya başladı. Gürkan Ali yüzerken eşi diğer teknede onun için endişelenmiş, gözlerini ayırmadan seyrediyor, arada bir; “Ali iyi misin?” diye sesleniyordu. Onun Ali diye bağrışları yankılanıyordu.

 

Vural’ ın suya atladıktan bir süre sonra durduğunu gözlüğünü düzelttiğini gördüm. Yüzüşü sırasında bunu defalarca tekrarladı. Gözlük buğulandığından karanlıkta tekneyi, bizleri göremiyordu. Sonunda gözlüğü yukarı kaldırıp, gözlüksüz yüzmeye başladı. Engeller hiçbirimizi durduramayacaktı.

 

 

Ben dördüncü sıradaydım sıra bana gelmişti. Hava 16 derece,  su ise 14-15 derece arasındaydı. Işıkları bone ve mayoma taktım. Arkadaşım Özlem beni yağladı, artık hazırdım. Hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Aklımda sadece yüzmek vardı. Hakem işaret etti, arkadaşım Vural’ ın tekneye yüzmesi ile 03:55’ de ben suya atladım. İlk atladığım anda nefesim kesildi, hızla yüzmeye çalıştım ama kafamı suya sokamıyordum. Dört beş dakika mücadeleden sonra suya adapte olmayı başardım ve başımı suya sokup tempolu yüzmeye başladım.

 

Bu arada Kevin, Vural’ ın sudan çıkışı için yavaşlamışken beni kaybetti. Ben kendimi teknenin sağında buldum. Sağdan nefes aldığım için tekneyi göremiyordum. Arkadaşlarımın uyarısı sonunda teknenin önünden soluna geçmeyi başardım.  Artık daha rahattım. Merdivenin hizasında kalmaya çalışarak yüzmeye devam ettim.

 

 

Kulaçlarımı sayıyordum, zaman geçmiyordu. Saati sorduğumda 40 dakika kaldığını söylediler. Tempolu kulaç atmaya ve hızlı ayak vurmaya konsantre oldum. Bir ara arkadaşlarımın arkada bir yeri işaret ederek aralarında konuştuklarını gördüm. Arkamda görmediğim bir şey mi vardı?

 

Aklımdan türlü türlü şeyler geçiyordu, ürktüm. Saati tekrar sorduğumda 25 dakika kaldığını söylediler. Zaman geçmiyordu. Yüzmeye, kulaç saymaya odaklandım tekrar. Bir daha saati sorduğumda 20 dakika kaldığını söylediler. Bu ne geçmeyen süreydi! Sonradan saati çok sorduğumdan, üşüdüğümü düşünüp, telaşlandıkları için kalan süreyi olduğundan az söylediklerini öğrendim.

 

Sonunda tan ağarmaya başladı, havadaki zifiri karanlık dağıldı. Ufukta çok güzel bir pembelik yayılmaya başladı. Teknenin kenarında benden sonra yüzecek olan Özlem’ in durduğunu görünce çok mutlu oldum. Bu işi başarmıştım. Karanlıkta bir saati bitiriyordum ve bundan sonrası kolaydı. Arkadaşlarım seslenince merdivene yöneldim ve arkamdan Özlem suya atladı.

 

 

Çıktığımda, Özlem’ in sallantı ve mazot kokusundan fenalaştığını ve defalarca kustuğunu öğrendim. Ona rağmen sırası geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi suya atlamıştı. Giyinip, ısınmaya çalışırken sallantı ve mazot kokusu beni de çarptı. Hakem bana zencefilli bir büskivit getirdi. Onu yedikten sonra toparlandım. Bu arada güneş doğmuştu, tam ona sevinirken üstümüze sis çöktü ve hava soğudu. Ardından da yağmur başladı. Hava ve su 14 dereceye inmişti. Okan altıncı olarak suya atlamıştı.. Yüzmesinin ortalarına doğru bir martının onun tam arkasında yüzdüğünü gördük. Koskoca denizde martı onu ilginç bulmuş olmalı ki, dakikalarca yüzerek ona eşlik etti. O arada yoğun yosun kümelerinin olduğu bölgeye gelmiştik. Okan, ne olduğunu anlamayıp durunca Takım Kaptanımız Kamil, “İlerle, yüz sorun yok” diye işaret yaptı. Yüzerken onun bir hareketi hepimizi toparlamaya, güvenimizin yerine gelmesine ve devam etmemize yetiyordu.

 

 

Çıktıktan çok sonra yüzüşü sırasında 1.5m boyunda, renkli dev denizanalarına rast geldiğini söyledi. Aynı denizanaları kümesine Özlem ve Kamil de rast gelmişler. Bunlar zehirli ve çarptığında sorun yaratacak türden zehire sahipler.

 

Zaman ilerliyordu. Altı yüzücü yüzüp ilk turu tamamladığımızda, iki tekne hala yan yana ilerliyorduk. Yağmurda ıslanmaya başladık. Can, yeleklerin olduğu bir kapağın üstüne sıkışarak oturmaya çalışıyorduk. Kevin, kimsenin içeri girmesine izin vermedi. Bize verdikleri bir brandayı üstümüze örtüp yağmurdan korunmaya çalıştık. Bu arada takım kaptanımızın gözü hep sudaki yüzücüdeydi. Biz dinlenmeye çalışırken, o yerinden bile ayrılmıyor gözünü kırpmadan yüzeni takip ediyordu. Tekne muhabirimiz Faruk Zabcı da teknenin ucunda yağmurun altında kalmış ve çok ıslanmıştı. Onu alüminyum battaniye ile sarıp yağmurdan korumaya çalıştık. Kevin’ den onu içeriye almasını istedik ama isteğimizi reddetti.

 

Sadece tuvalete ve giyinmeye aşağı kabine iniyorduk. Yüzmek kadar teknenin koşulları da bizleri zorluyordu. Faruk Bey, bizi bu koşullarda izliyor ve resimlerimizi çekiyor ve kısa röportajlar yapıyordu. Bu arada sudayken geçmek bilmeyen zaman dışarıdayken çabucak geçmiş ve benim sıram tekrar gelmişti. Daha ısınmadan tekrar hazırlanmaya başladım. Arkadaşım Özlem, gene yanımda hazırlanmama yardım etti. İkinci seferde karanlık yerine, sis ve yağmur altında suya atladım. İkinci yüzüşümde soğuktan dişlerim sızladı ama nefes sorunu yaşamadım. İlk yüzüşüme göre aydınlık olduğu ve daha önce yüzdüğüm için rahattım. Zaman gene geçmek bilmiyordu. Ama bu sefer saati sormadım, kolumdaki saate bakarak yüzdüm.

 

 

Bana enterasan gelen, su daha soğuk olduğu halde, daha önce Caddebostan da yüzerken hipotermiye girip fenalaşma gibi bir durum yaşamadım. Orada olduğu gibi elim ayağım bükülmedi. Sanırım bunda hem yaptığımız antrenmanların, hem de Dover’ de yüzüp vücudumuzu suya alıştırmanın, hepsinden önemlisi de beyin olarak bu işi yapmaya karar vererek birbirimize kenetlenmemizin etkisi oldu. Bunları düşünürken ikinci saatimi de sorunsuz tamamlayıp çıktım. Çıkarken, “Arkadaşlar bitirin şu işi beni üçüncü kez yüzdürmeyin!” diyerek arkadaşlarıma takıldım.

 

 

İkinci turun yani 12 inci saatin sonuna geliyorduk. Yağmur, tekne koşulları, ısınamamak moralimizi bozmuştu. Bu arada siste Kevin, diğer tekneyi kaybetmiş, onlardan ayrı düşmüştük. Fred’ in teknesini çok uzakta görüyorduk. Fransa kıyıları ufukta belirmeye başlamıştı ama çok uzaktan görünüyordu. Kevin’ e ne kadar kaldığını sorduğumuzda; “Bundan sonraki iki yüzücü hızlı yüzüp akıntıyı yarabilirse dört saatte, yüzemezse altı saat veya üzerinde bitirirsiniz ama uzarsa bitirememe ihtimaliniz de var.” Dedi.

 

Zaten ondan baştan beri pozitif bir şey duymamış, görmemiştik. Kevin, hem teknesi hem kaptanlığı, hem de insanlığı ile bizi çok büyük hayal kırıklığına uğratmıştı. Sıra Kamil’ deydi. Suya kararlı bir şekilde atladı ve kendini zorlayarak tempolu yüzmeye başladı. Fransa kıyıları gittikçe yaklaşıyordu. 12 inci saati doldurmuştuk. Üç saat içinde bizi tekrar kanala geri çekecek ters akıntı başlayacaktı. O başlamadan akıntıyı yarmamız gerekiyordu. Kamil, gerçekten hızlı yüzerek sıkıntılı bölgede ilerlememizi sağladı. Çıktığında kıyıya bakıp; “Biliyordum, geçen sene çıktığım yerin biraz gerisinden, Wissant’ a çıkacağız.” dedi.

 

Sonraki yüzücüler Gürkan Ali ve Vural da tempolu yüzerek kıyıya daha da yaklaştılar. Artık tehlikeli bölgeden çıkmış, kıyıya iyice yaklaşmıştık. Vural yüzerken kıyıya daha da yaklaştık.  Sıra bana geliyordu. Kevin’ e, son yüzücüyle hepimizin karaya yüzme isteğini ve birlikte karaya çıkmamızın hayalimiz olduğunu söyledik. Sahil Güvenlik’ in, kendisine bundan dolayı uyarı verebileceğini, bu yüzden de müsaade etmediğini söyledi.

 

Bu arada diğer teknenin geçişi bitirdiğini ve kaptanlarının izni ile karaya çıktıklarını öğrendik. Bunu söylediğimizde zor da olsa Kevin ikna oldu ve kıyıya çıkışımızı onayladı. Vural’ ın süresi dolmuştu. Ben üçüncü kez suya atladım. Vural, benle kıyıya yüzmeye devam etmek istedi ama hakem kural gereği izin vermedi ve onu tekneye çağırdı.

 

Bizim tekneden karaya çıkmak bana nasip olmuştu. Bu, çok büyük mutluluktu. Sevinçle kulaç attım, kıyıya çok az kalmıştı. Kumluk ve kalabalık bir plaja doğru yüzüyordum. Ben yaklaştıkça insanlar alkışlamaya başladı. Yüzerek alkışlayan insanların arasından geçiyordum. Müthiş bir manzaraydı, su sığlaşmıştı ama  kıyının çok yakınına gelene kadar yüzdüm.

 

 

Karaya çıktığımda bağırarak tezahürat yapan Fransızları selamladım. Sonra tekneye dönüp arkadaşlarıma el salladım ve mayomdaki Atatürk’ lü Türk bayrağını açtım. O anda çok mutlu oldum ve gururlandım.  Tekne çok uzakta olduğundan bir şey göremiyor ve duyamıyordum. Arkadaşlarım da kıyıya yüzmüyorlardı. Kararlı bir şekilde beklerken beni almak için  takım kaptanımız yüzerek kıyıya geldi.

 

Başarmıştım, hep birlikte başarmıştık, bütün olumsuz koşullara rağmen “Çılgın Türkler Kırmızı ve Çılgın Türkler Beyaz” iki takım olarak Manş’ ı geçen ilk Türk takımları olmuştuk.

 

Fransızlar beni çok sıcak karşıladı. Çevremi sarıp sorular sordu. İçlerinden Atatürk’ ü tanıyanlar oldu. Bir kere daha gururlandım. Arkadaşlarımı bekliyordum. Sonunda birinin suda kulaçlarını gördüm. Takım kaptanımız yüzerek kıyıya geldi. Fransızlar onu da çok alkışladı. Birlikte bayrağımızı dalgalandırdık. Sonrasında bizi bekleyen tekneyle arkadaşlarımızın yanına yüzdük. Teknenin yanında arkadaşlarım suya atladı. Karaya birlikte çıkmamıza izin verilmedi ama suda birlikte bayrak açıp birbirimizi kutladık. Mutluluğumuz ve sevincimiz çok büyüktü.

 

 

Geriye dönüşümüz üç saat sürdü. Hiç olmazsa yağmur yağmıyordu. Artık yağsa da fark etmezdi, çok mutluyduk, başarmıştık. Dönüş yolunda yakınlarımızı aradık ve müjdeli haberimizi verdik. Faruk Bey, hepimizle röportajlar yaptı. Haklı gururu yaşayarak dönüyorduk.

 

Limana geldiğimizde, arkadaşlarımız pankart açmış bizi bekliyordu. “kıyıda yanınıza gelemedik, burada karşılamak istedik.” Dediler. Bizi şampanya ile karşıladılar.

 

Bizim tekne her an limana girebileceği için bizi yağmur altında bir saat beklettiklerini öğrendim. Bu süreçte biz, “Çılgın Türkler” Kamil Resa Alsaran’ ın önderliğinde çok güzel bir takım olduk. Birbirimize kenetlendik ve hep beraber başarmanın, ilk olmanın mutluluğunu yaşadık.

 

 

Bu süreçte takım arkadaşlarımın yanı sıra bizi destekleyen pek çok insanın sevgisi ile enerjisini arkamızda hissettik. Forumumuz, yuzuyoruz.com da arkadaşlarımız uyumadan bizi takip ettiler. Muhabirimiz Faruk Zabcı ve Mahir Tan zor koşullarda haberimizi medyaya taşıdılar. Sponsorumuz Mikroman Madencilik, maddi manevi desteğiyle yanımızdaydı. Ailelerimiz, dostlarımız hepsinin sevgisi desteği inancı ile bu geçişi başardık. Herkese teşekkür ederim.

 

Hazılayan: Alpay AKHUN

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın