Malezya KL – Evrim ve Elif Yiğit Tur Günlükleri

09/05/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

 

 

 

Endonezya’da geçirilen bir ayın sonunda tekrar Malezya’ya dönmek bir anda zaman tünelinden geçmek gibi bir his yarattı bizde. İlk durak olarak Sumatra’dan Port Klang’a geliyoruz. Hemen vapur iskelesinin yanındaki tren istasyonunu fark ediyoruz. Buradan tren ile KL’ye gitmek için istasyon görevlisi ile konuşuyoruz. Bisikletlerimiz olduğu için bizim trene binemeyeceğimizi belirtiyor. Bir istisna ihtimali için daha yetkili birilerini arıyor fakat cevap yine aynı oluyor. Bu yüzden de geceyi Port Klang’da geçirmek ve yarın sabahtan KL’ye gitmek zorunda kalıyoruz. Daha önce bu şehirde kaldığımız için otel aramakla vakit kaybetmiyoruz ve burada daha önce kaldığımız otelde kalıyoruz. Otelde bisikletlerimizi koymamız için zemin katta yüklük ve çamaşırhane olarak kullanılan geniş bir alan mevcut. Buraya bisikletlerimizi yerleştirmek için girince başka tur bisikletleri olduğunu görüyoruz ve otelde başka bisikletçilerin de olduğunu anlıyoruz. Onlar da bizim gibi Endonezya’da tur yapmaya çalışmışlar ve biraz zorlanmışlar. Yanlarında bir de ufak çocuk olduğundan turlarının Endonezya kısmı onlar için biraz tehlikeli geçmiş olabilir. Çünkü onların turladıkları ada Endonezya’daki en yoğun nüfusa sahip ada. Trafik de buna göre çok daha yoğun olmalı.

 

 

Tayland birkaç senedir yabancı ziyaretçilere karşı yeni bir uygulama başlattı. Eğer Tayland vizeniz yoksa ve havaalanından ülkeye giriş yapıyorsanız Tayland’da 1 ay kalabiliyorsunuz. Bu durumda İstanbul’dan Bangkok’a ilk gelişimizde Thai hükümeti bize 1 aylık kalış izni vermişti. Fakat komşu bir ülkeden kara yolu ile giriş yapıyorsanız Tayland size 2 haftalık kalış izni verecektir. Yani bizim gibi Malezya’dan Tayland’a bisikletle geçmek isteyen bisikletçiler 2 haftadan uzun süre Tayland’da konaklamak isterlerse vize almak zorundalar. Biz de KL’de vakit kaybetmeden konsolosluğa gidiyoruz. Fakat burada bir şanssızlık yaşıyoruz. Tayland Kralı’nın doğum günü bizim vize başvurumuza denk geliyor ve konsolosluk fazladan bir gün tatil yapıyor. Yani bir günlük Tayland vizesi için hafta sonu da dahil 4 gün beklememiz gerekiyor. KL 4-5 gün beklemek için sıkıcı bir kent. Biz de daha çok otelde dinlenerek sakin bir KL hayatı geçiriyoruz. Burada tanıştığımız bir Türk-ABD vatandaşı ile keyifli bir sohbet geçiriyoruz. Yeni arkadaşımız aslında Türk, fakat çocukluğundan beri ABD’de yaşıyor ve şimdi de KL’de yeni işine alışmaya çalışıyordu. Kendisi Petronas’ta petrol kuyuları şantiyesi gibi zor bir işin başında ve bize çok az kişiden öğrenebileceğimiz bazı bilgileri veriyor. BP’nin sızıntı yaşanan petrol kuyusundaki problem, nerede ne hata yapıldı, bir petrol kuyusu nasıl kazılıyor, yeni petrol kaynakları, maliyetler vs.vs. Sohbetin sonunda da aklımda kalan bir cümle ekliyor; “Biz sadece yerin altındaki petrol rezervi ile arabanızın deposu arasına bir boru döşüyoruz”. Teknik olarak düşününce bir benzetmeden çok, gerçek bir yapılanma çünkü gerçekten de petrol hiçbir şekilde boruların dışına çıkmadan kilometrelerce yol kat ederek yerin 5km altından depolarımıza kadar geliyor. Bu durumda da petrolü oradan çekip çıkarma işini bizler yapıyoruz. Her depoda biraz daha petrolü yerin altından çekip alıyoruz. Yani kullanılan her araba, doldurulan her depoda petrolü yerin altından çekip alıyoruz. Sadece bu kadarla kalmıyor. Kullanılan birçok enerji türü yerin altındaki petrolle besleniyor. Yani evlerimizi aydınlatmak için, bilgisayarlarımızı kullanmak için tüketime devam ediyoruz. Ama müjdeli bir haber daha var. Petrol bitmeyecek. Yer altındaki rezervler tükenebilir fakat yeni petrol kaynakları keşfediliyor. Bunlardan son keşfedilen ise kayaların arasında bulunan, şimdilerde çıkarılması pek ekonomik olmayan ama rezerv miktarı olarak çok daha fazla olan bir yeni petrol türü. Bu petrolün en büyük avantajı ise yer yüzeyine daha yakın olması ve her yerde bulunması. Yani önümüzdeki yıllarda bu yeni petrol türü hayatımızda olacak ve bir süre daha rahat rahat tüketime devam edebileceğiz.

 

 

Vize alışımızın ertesi sabahı otobüs ile Tayland sınırına yakın bir kente doğru yola çıkıyoruz. Otobüs yolculuklarını eğer bisikletiniz ile yapıyorsanız keyfinizi kaçıracak olaylar her zaman olacaktır. Birçok bisikletçi Türkiye’de otobüs muavinleri ile kavga etmek zorunda kalmıştır. Ama hiçbirisi Malezya’daki kadar iç karartıcı olmamıştır. Sadece şunu belirteyim, buradaki 300km’lik otobüs yolculuğunu tam 3 defa araç değiştirerek, her seferinde kavga dövüş bisikletleri yerleştirerek ve saatlerce yeni otobüsün gelmesini bekleyerek tamamladık. Böylesine Malezya’ya özgü bir seyahatin ardından sanırım Tayland’ı ne kadar çok özlediğimizi ve ertesi sabah Tayland sınırına kadar olan yolu hiç durmadan tamamladığımızı tahmin edebilirsiniz.

 

Ve ardından Tayland. İlk kentimize varır varmaz rüya gibi bir bira ve ardından masaj ile vücudumuzu arındırıyoruz. Gülümseyen insanların olduğunu unutmak üzereymişiz… Ama tüm bu şikayetlerime rağmen şunu da hemen söyleyeyim, geride kalan iki aylık döneme bakınca, doğal güzellikler konusunda Sumatra’yı özlemeden yapamıyor insan. Sanırım bir daha görmek isteyeceğim yerlerden birisi olarak kalacak Endonezya. Malezya’yı ise uzun bir süre özleyeceğimi sanmıyorum.

 

Aralık ayında tekrar Güney Tayland’da olmak güzel fakat bir an önce kuzeye doğru çıkmamız ve dağlık Kuzey Tayland coğrafyası ile gereken hesabımızı görmemiz gerekiyor. Bu noktada sıkıcı olmamak için güneyden – Malezya sınırından Bangkok’a kadar olan turumuzu biraz kısa geçeceğim. Daha önce gördüğümüz yerleri bir daha yazmak gereksiz olacaktır. Güneyde ilk günler şansımız yaver gidiyor ve arkadan esen rüzgar ile 2-3 gün 25-26km gibi bir ortalama hızla tur yapıyoruz. Bu da 3 saatte 75 km gibi bir yol yapar ki bu düzlükteki bir coğrafyada daha yavaş gitmek çok sıkıcı bir hale gelebilir. İlk mola yerimiz yolun yarısı sayılacak Surathani oluyor. Burada bir gece kalıp ertesi sabah Ko Tao Adası’na gidiyoruz. Ko Tao ülkenin en ufak ve en sakin adalarından birisi. Uzun bir bisiklet turundan sonra sadece rahatlamak ve güzel doğanın tadını çıkartmak isteyenler için ideal bir yer. Vapurdan inince adanın sol tarafı sağ tarafına göre çok daha gelişmiş ve çok daha turistik. Biz adanın diğer tarafında güzel bir bungalov kiralıyoruz ve birkaç aydır süren bisiklet turumuza birkaç günlük bir mola ekliyoruz.

 

Birkaç gün sonra Ko Tao’dan gece 22:00 gibi kalkan vapur ile Chumpon kentine gidiyoruz. Bindiğimiz araç daha çok bir feribotu andırıyor; alt katında arabalar, bazı eşyalar ve bizim bisikletlerimiz, üst katta ise 25-30 kişinin yatabileceği bir oda ve odanın üstünde bir teras var. Biz ilk önce odada yer bulmaya çalışıyoruz fakat bütün yerler başkaları tarafından kapılmış. Üst terasta ise 20 kişi daha var, ne yazık ki yolculuğu uyumadan ve soğukta üşüyerek yapacaklar. Biz de bir süre terasta durunca donacak gibi üşüyoruz ve yanımızdaki matları yere serip odada kendi yataklarımızı hazırlıyoruz. Gece yolculuğu süresince kendimize uyuyacak sıcak bir yer ayarlayabildiğimiz için sabah Chumpon’a rahat bir yolculuk yaparak varıyoruz. Şehirde bir gece dinlendikten sonra kuzeye doğru olan yolculuğumuza devam ediyoruz. Tayland’ın bu noktasından itibaren rüzgar karşıdan, yani kuzeyden güneye doğru esmeye başlıyor ve bisiklete binmeyi konforsuz hale getiriyor. Aşırı sıcaklar bir de rüzgar ile birleşince bisiklet üzerinde yüzünüzü kurutuyor ve birkaç saat içinde dudaklarınızı çatlatmaya başlıyor. Bu şekilde 2 gün devam edip Bang Sapan Yai denilen kente geliyoruz. Buranın 20 km yakınındaki plajı yerel halk için popüler bir tatil yeri ve biz 2-3 ay kadar önce bir gece burada kalmıştık. Fakat kent merkezi de plajı kadar keyifli. Otel bulmak çok rahat olmasa da ertesi sabahki trene yetişme derdimiz olmayacağından ve gece nehir kenarındaki lokantalarda keyifli bir yemek yiyebileceğimizden burada kalıyoruz. Sabah tren ile Hua Hin’e ve orada bir gece konakladıktan sonra yine tren ile Bangkok’a varıyoruz. Bangkok’ta bazı eşyalarımızı (yaklaşık 8-9kg) otelde bırakıp dağlık kuzey yolları için bisikletlerimizi biraz hafifletmeye çalışıyoruz.

 

Burada Çin mahallesinden bazı bisiklet parçaları ve yeni zincir ile arka ruble alıyoruz. Bunları otelin yakınındaki bisikletçide değiştiriyoruz. Ayrıca bu bisikletçide Shimano XT ön ve arka göbekleri için ruble ve rulman buluyorum. Bunlardan ve Shimano gres yağ alıp bir dahaki bisiklet bakımında göbekleri açıp bilyelerini değiştirmeye karar veriyorum. Daha önce bisiklet bakımını yaparken kaliteli gres yağı bulmak her zaman mümkün olmuyordu. Özellikle Malezya ve Endonezya gibi ülkelerde göbeklerin içine tereyağı gibi kalitesiz bir şey sürmek zorunda kalıyordunuz. Tayland bu konuda çok gelişmiş olsa da başka bisikletçilere gitmektense bisikletimin bakımını kendim yapmayı her zaman tercih etmişimdir. İlk başlarda bazı parçaları bozmuş olsam da şimdi kendimi daha yetkin hissetmeye başladım. Tur bisikletçisi olmak için hepsinden biraz biraz anlamak şarttır. Çok iyi bir bisiklet tamircisi olamayabiliriz ya da çok güçlü bir bisiklet yarışçısı olamayabiliriz ama iyi bir tur bisikletçisi için biraz tamirci, biraz bisikletçi biraz da kampçı olmak şart bence.

 

Bangkok’da bir kaç gece geçirdikten ve otelde biraz yük bıraktıktan sonra tren ile Kanchanaburi’ye geçiyoruz. Kanchanaburi yeni yılı kutlayacağımız kent oluyor. Bangkok yeni yıldan bir hafta bile önce o kadar hareketliydi ki, yeni yılı Bangkok’ta geçirmek bize fazla geliyor. Kanchanaburi’de 2-3 defadır gittiğimiz bir barda 8-10 kişilik bir grup ile kutlama yapıp yeni yıla giriyoruz. Hepimiz birbirimizi tanıdığımızdan samimi ve keyifli bir ortam yaşıyoruz.

Ertesi sabah Burma sınırına doğru bisikletlerimize biniyoruz ve Tayland’ın kuzeyine gitmeye çalışıyoruz. Kanchanburi’yi daha 10 km geçmemişken güzel bir kamp mağazası buluyoruz ve buradan yanımıza ufak bir çadır alıyoruz. Kendi çadırımızı Bangkok’ta bırakmıştık. Bu yeni çadır ile hem çadırsız kalmamış oluyoruz, hem de gerektiğinde sineklik olarak kullanabileceğimiz bir korumamız oluyor. Yol Erawan milli parkından sonra dik bir rampa ile Si Sawat kentine doğru devam ediyor. Bu rampa bizi biraz yavaşlatıyor ve Si Sawat kentine zamanında ulaşmamızı imkansız hale getiriyor. Hava kararmak üzereyken 30km uzaktaki en yakın kente ulaşmak fikrinden vazgeçiyoruz ve şansımızı sola sapan ara yoldan yana kullanmaya karar veriyoruz.

 

Toprak yol üzerinde ilerlerken bir araç bize yardımcı olmak için duruyor. Konaklayacak yer aradığımızı öğrenince bizi evlerine davet ediyor. Bu evde ailenin emekli babası tek başına yaşıyormuş. Bangkok’taki şehir hayatından ziyade burada göl kenarındaki büyük bahçede sakin bir hayat yaşamayı tercih etmiş. Yeni yıl dolayısı ile ailenin bütün fertleri onu ziyarete gelmişler. Biz geldiğimizde evde büyük bir curcuna ve yemek hazırlığı vardı. Emekli pilot ve bize yardımcı olmak isteyen ve Amerika’da okuyan oğlu iyi derecede İngilizce konuştuklarından birbirimizi anlamak konusunda hiç bir sıkıntı yaşamıyoruz. Bize evin bahçesinde evden yaklaşık 300m uzakta bir taraçada yer gösteriyorlar. Burada çadırımızı kurabileceğimiz bir yer, temiz bir tuvalet, duş ve çadırın altına serip mat olarak kullanabileceğimiz malzemeler bulunuyor. Yemekte aile ile sohbet ediyoruz. Bize anlattıklarından kuzey Tayland’a geçmek için çok da iyi bir rota seçmediğimizi, Kanchanaburi’ye geri dönmemiz gerektiğini anlıyoruz. Ertesi sabah teşekkür edip Kanchanaburi’ye geri dönüyoruz. Sabah ben otobüs ile Bangkok’a gidiyorum.

Otelden çadırımızı alıyorum. Bisikletçiye uğrayıp bir iki eksik malzeme daha alıyorum. Yemek yemek için nehir kenarında çok güzel Tom Kai Kai çorbası yapan bir lokantada oturuyorum. Burada ilginç bir olay yaşıyorum. Lokantada tek bir masa var. Oldukça uzun olan bu tek masanın etrafına müşteriler oturup bir şeyler yiyebiliyorlar. Ben geldiğimde müşteri olarak sadece 2-3 kişi daha vardı. Bunlardan birisi bisiklet turu yapıp yapmadığımı soruyor ve ardından sohbete başlıyoruz. Ortlieb bisiklet çantası yanımda olduğundan bisiklet turu yapan birisi olduğumu anlamak hiç de zor değil.  O da bisiklet turu yapıyormuş. Şimdi kısa zamanı kalmış ve turu bitmeden önce Güney Tayland’da da biraz bisiklete binmek istiyormuş. Güneye bir an önce gitmek için trene binmek istediğinden Bangkok’a gelmiş. Aslında o da benim gibi kısa süre Bangkok’ta kalmak isteyen turculardanmış. Tayland’dan önce bir süre Laos ve Kamboçya’da da turlamış. Anladığım kadarı ile Laos’u o da benim kadar sevmiş ve Kamboçya’da da iyi vakit geçirilecek yerler bulmayı başarmış. İki tur yapan bisikletçi olarak birbirimize faydalı olabilecek bilgileri veriyoruz, haritaları açıyoruz, yolları anlatıyoruz ve sohbetimize devam ediyoruz. Biraz geç kalmış olsak da sohbetin sonunda ben onun İspanyol, o da benim Türk olduğumu öğreniyor.

Bana anlattığına göre daha önce Türkiye’de de bisiklet turu yapmış. Hatta İstanbul’da Türk bir bisikletçi ile tanışmış. 3 yıl önce tanıştığı bu bisikletçi de benim gibi Tayland’da, Laos’ta ve Kamboçya’da bisiklet turu yapmış. Ben de Türkiye’den bir bisikletçi ise mutlaka tanıyacağımı söylüyorum ve aklımda ilk isim “Ahmet Mumcu” var. Bu Türk bisikletçinin adını sorunca hatırlamadığını söylüyor ama hatırladığı kadarı ile benim yaşlarımda bir bisikletçiymiş. Hatta oturup beraber yemek bile yemişler. Yemekte bu bisikletçi Tayland ve Laos hakkında o kadar çok şey anlatmış ki bu bölgede tur yapma fikrini aklına sokmuş. Çember daralıyor ve bu adamın tanıştığı bisikletçinin benim dışımda birisi olma ihtimali git gide azalıyor. Tek bir şey var, o da ben o tarihlerde İstanbul’da yaşamıyordum. Bir gün bile İstanbul’da bulunmadım. Sonra bir anda her şeyi hatırlıyorum.

Tabii ki de Bangkok’tan İstanbul’a uçakla dönmüştüm ve İstanbul’da 4-5 gün kalmıştım. O esnada da kendime yeni bir bisiklet bagajı almama gerekmişti ve Eminönü’ne gitmiştim. İşte orada bir bisikletçi ile tanışmış beraber yemek yemiş, sohbet etmiştik. Tayland’da yapılan 4 aylık bir turdan sonrada haklı olarak o bisikletçiye Asya’yı anlatıp durmuştum. Bir anda daha sıcak bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi. Tesadüfün bu denli büyük olabileceğine inanmayıp kesin tarih için pasaportlardan Türkiye’ye giriş tarihlerine bile bakıyoruz. Ayrılmadan önce söylediğine göre bu turu yaparken sık sık Türkiye’de tanıştığı bisikletçi “yani ben” aklına gelip durmuşum. Bisiklet turu tüm güzelliği ile geride kalmışken yaşanan bu karşılaşma sanırım unutmayacağım anlardan birisi olacaktır.

 

 

Endonezya-Sumatra – 22.11.2011

 

Kuala Lipis, Kuala Tahan, Jerantut, Temerloh, Bentong – 30.10.2011

 

Taiping, İpoh, Cameron Highlands – 24.10.2011

 

Malezya, Alor Star,Yan, Sungai Pethani, George Town – 19.10.2011

 

Hat Yai, Pdang Besar – 19.10.2011

 

Trang – Phattalung – 12.10.2011

 

Thai Mueang-Phuket-Krabi – 09.10.2011

 

Ranong, Ufak Bir Ara – 03.10.2011

 

Map Amarit, Cumphon, Kra Buri, Ranong – 02.10.2011

 

Petchburi- Hua Hin- Prachuap Khiri Khan – 27.09.2011

 

Kanchanaburi-Chom Bung Arası Bisiket Yolculuğumuz – 23.09.2011

 

Bangkok ve Kanchanaburi – 22.09.2011

 

Tayland’dan Selamlar – 19.09.2011

 

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın