Kuzey Tayland – Evrim ve Elif Yiğit Tur Günlükleri, 2 Ocak 2012

11/05/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

 

 

Kanchanaburi’den Bangkok’a aynı gün içinde gidip gelişimin ardından arabadaki klimadan biraz üşütüyorum ve kendime gelmem iki günümü alıyor. Elif ile birlikte kendimizi Kanchanaburi’ye çakılıp kalmış hissediyoruz. Daha 2 gün önce turumuza devam etmek için Si Sawat’a kadar gitmiş ve geri gelmek zorunda kalmıştık. Şimdi de bu hastalık yüzünden iki gün daha beklemek gerek. Daha öncesinde de Bangkok’a kadar bindiğimiz tren yolculuklarını da hesaplarsak neredeyse 2 hafta bisikletten uzak kalmış oluyoruz.

 

 

Kendimi iyi hissedince yeni ve daha bilindik bir yoldan kuzeye doğru devam ediyoruz. İlk gün Don Chang denilen köye ulaşmayı hedeflemiş olsak da 20-30km daha yakınında ufak bir köyde duruyoruz. Buradaki okulun geniş ve yeşil bahçesi bize güzel bir kamp alanı olarak görünüyor. Buradaki okullar yemyeşil ve sınıflar bir futbol sahası kadar geniş olan yeşil alanın kenarında, yoldan 50m kadar uzakta yer alıyorlar. Okulda kamp kurup kuramayacağımızı öğrenmek için birilerini bulmaya çalışıyoruz fakat okul tamamen boş. Okulun yanındaki bir evde birilerini buluyoruz. Buradaki aile İngilizce bilmese de bizi o kadar sıcak karşılıyor ki, derdimizi anlatmakta zorluk çekmiyoruz. Kamp kurabileceğimizi, emniyetli olduğunu belirtiyorlar fakat bir yandan da evlerinde kalmamız için ısrar ediyorlar. Biz çadırda kalmayı ve çok fazla rahatsızlık vermemeyi tercih ediyoruz. Fakat evlerinde duş almak ver beraber akşam yemeği yemek bizim konforlu bir kamp yaşamamıza sebep oluyor. Ayrıca pek İngilizce bilmeyen bu aile ile sohbet etmeye çalışmak bizim Tayca’mızı geliştiriyor. Yeni işe yarayacak kelimeleri hemen defterlerimize not ediyoruz. Ayrıca çaktırmadan bizim neler sevdiğimizi öğreniyorlar ve kahvaltı için erken kalkıp bizim için sevdiğimiz yemeklerden alıyorlar. Bu güzel sürprizler Thai insanlarını benim için çok daha özel yapıyor.

 

 

Ertesi gün sabah erken yola çıkıp Don Chang’da ufak bir mola veriyoruz. Oturduğumuz kafe sahibi bize yol ile ilgili birçok bilgi veriyor. Kendisine ait detaylı bir Tayland haritası üzerinde bundan sonra gidebileceğimiz güzel yolları gösteriyor ve bu yeni yollarda bizi yeni bir Tayland yaşantısının içerisine sokuyor. Bu yollar gelişmiş şehirlerden uzaklarda, daha geleneksel yaşantıların olduğu, her zaman otellerin bulunmadığı yerlerden geçiyor ve yine bu yollar Tayland’da çok az yabancının görebileceği farklı bir Tayland’ı bizlere sunuyor. Kendisinin izni ile elindeki detaylı haritanın sayfalarının fotoğraflarını çekiyoruz. Kahvelerimizi bitirip yönümüzü Ban Rai denilen ufak kasabaya doğru çeviriyoruz. Kasabanın içinde konaklama yerleri var. Fakat biz yeni tanıştığımız İngiliz ve Thai bir çift ile öyle güzel bir sohbete başlıyoruz ki onların çevreyi araba ile gezdirme önerilerini kabul ediyoruz ve akşam evlerine misafir oluyoruz. İlk durak olarak 15km kadar uzaklıkta bulunan bir tapınağa gidiyoruz. Tapınak sırtını dik bir dağa vermiş ve yüzünü önündeki havuza çevirmiş. Tapınağın ardındaki dağ daha çok büyük bir taş parçasını andırıyor. Çapı belki 150-200m yüksekliğinde, belki biraz daha fazla. İngiliz ev sahibimiz tapınağın aslında yeni oluşu, fakat iklim yüzünden 1-2 sene içerisinde çok eski bir görünüme kavuşmuş oluşu konusunda bizi uyarıyor.  Ayrıca eşi istersek geceyi tapınakta geçirebileceğimizi çünkü kardeşinin bu tapınakta görevli olduğunu, fakat bize başka yerleri de göstermek istediklerini söylüyorlar. Biz de ikinci görülecek yer olarak Thai bayanın ailesinin yaşadığı çok ufak bir köye gidiyoruz. Burada senede bir defa Ocak ayının dolunay zamanında kutlanan bir partiye katılıyoruz. Tayland’ın bu bölümünde senede bir gün yapılan bu etkinliği görme şansımız olduğu için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Çünkü bu yöresel etkinlikler ile ilgili bilgiler her zaman Lonely Planet gibi rehber kitaplarda olmuyorlar ve çok az insan bizim kadar şanslı olabiliyor.  Gündüzden içmeye başlamış olan köy halkının arasında birkaç geleneksel evi ziyaret ediyoruz. Benim mimar oluşumdan dolayı ilgimi çekeceğini biliyorlar.  Köy partisinde danslarına katılıp  ikram  ettikleri içkilerden içip çakırkeyif olmanın tadına varıyoruz. Burada insanlar çok sıcaklar ve biraz da içkili olduklarından bize karşı çok rahat davranıyorlar. İkimiz de çok keyifli vakit geçirsek de bize rehberlik eden aile sıkılmamızdan korktuğundan geç olmadan evlerine geçiyoruz ve bahçede güzel bir akşam yemeği hazırlıyoruz. Burada kamp ile ilgili ilk uyarılarımızı alıyoruz ve Tayland yaşantısı ile ilginç bilgilere ulaşıyoruz. Kamp için ilk uyarı bizim ülkemizdeki çıyana benzeyen değişik bir canlı hakkında. Burada bizim gibi seyahat etmek isteyen kişiler için iyi haber burada yaşayan akrep, yılan, vahşi fil veya kaplan türleri için çok fazla endişe etmek gerekmiyormuş. Çünkü buranın en tehlikeli canlısı bu çıyan türüymüş. Her zaman öldürücü olmasa bile kurbanını 2 hafta kadar hareket edemeyecek durumda bırakabiliyormuş ve en kötüsü saldırgan bir yapıya sahip olmasıymış. Bu özellikler ile buranın en zararlı canlısı olarak kabul ediliyormuş. Sanırım ikimiz de bu canlıyı hiç görmediğimiz için şanslıyız. Sanırım görmek istemeyeceğimiz ikinci canlı yılan türleri olsa gerek. Özellikle parlak renkli olanlar ve kobra türleri… Ama burada en fazla can alan ve karşılaşmanın gerçekten de büyük şanssızlık olacağı canlılar vahşi filler. Ama bir bisiklet ile genelde yollarda devam ettiğimizden vahşi hayattan her zaman uzak kalıyoruz ve kendimizi güvende sayıyoruz. Bir kaplan görmek ise büyük bir şansmış. Sonuçta hayatta kalamasanız da çok az insan doğada bir kaplan görme şansını yakalayabiliyormuş Tayland’da.

 

 

Ertesi gün yola geç çıkıp 45km uzaklıktaki Thong Lang yakınlarındaki kaplıcaya varıyoruz. Burası bizim en keyifli kamp yerlerimizden birisi oluyor. Kısa da olsa bir bisiklet yolculuğunun ardından kaplıcanın sıcak suyu ile dolu bir havuzda vücudunuzu dinlendirmek gibisi yoktur. Üstelik burada havuzu bizim için değişik olan bitki kökleri ve çiçeklerle kokulandırıyorlar. Ardından Tayland’a özgü değişik bir kamp konforu bizim için sürpriz oluyor. Burada bir çeşit terapi sayılacak dinleme alanları var. Bu alanlar beton kaplı olsalar da zemin altından geçen sıcak su boruları ile ısıtılıyor. Akşamları soğuk olan bu bölgede alttan ısıtmalı bir kamp alanı bulmak sanırım sadece Tayland’da mümkün olacaktır.

 

 

Ve ertesi gün yine keyifli bir kamp deneyimi yaşıyoruz. Uzun bir bisiklet sürüşünün ardından 3438 no’lu yol üzerinde Lan Sak kasabasından sonra Rabam yakınlarında bir göl olduğunu öğreniyoruz. Tanıştığımız İngilizce bilen bir kız bize yolu gösteriyor ve bize şimdi kamp kurmamayı, akşam hep beraber kamp ve piknik yapmayı öneriyor. Önerisini kabul edip evlerine geri dönüyoruz ve araba ile akşam pazarından bir sürü et, tavuk meyve ve sebze alıyoruz. Büyük bir mangal hazırlığı yaptıktan sonra tüm aile yaklaşık 10-12 kişi göl kenarına gidip kampımızı kuruyoruz ve mangalları hazırlıyoruz. Tüm ailenin bizimle birlikte gelmesi ve akşamı bizlerle göl kenarında çadırda geçirmesi gerçekten de şaşırtıcı bir incelik. Bu ülke son bir kaç günde kamp konusunda o kadar cömert davranıyor ki, çoğu zaman kamp yapmak otel odasında yabancı bir yatakta yatmaktan çok daha konforlu oluyor. Sabah uyandığımda geceyi çadırda geçirmiş aile fertlerinin çok üşüdüklerini görüp üzülüyorum fakat hiç kaybolmayan neşeleri her şeyi kısa sürede unutturuyor.

 

 

Ertesi gün rotamız Nakhon Sawan oluyor. Bu yolu kaç günde tamamladığımızı unuttum maalesef. Sanırım 2 gün olsa gerek ama aradaki yolları hatırlamıyorum. Belki de bir gün içinde tamamlamışızdır. Nakhon Sawan bizim için pek ilgi çekici bir yer değil. Tayland’ın en fazla Çinli nüfusuna sahip kenti ve yaklaşık bir hafta sonra yapılacak olan Çin yeni yılı kutlamaları için ülkedeki en büyük gösteriye ev sahipliği yapıyor. Nakhon Savan yeni yıl kutlamalarını bir hafta kadar beklemek için fazlası ile sıkıcı bir yer. Biz burada 2 gece kalıp biraz dinleniyoruz ve ardından tekrar ara yollardan yolculuğumuza devam ediyoruz. İlk günü yakınlardaki Lat Yao’da geçirdikten sonra Umpang’ın 100km kadar doğusunda bulunan Pang Sila Thong denilen kasabada bir şelale yakınlarındaki “resort”ta kamp kurarak geçiriyoruz. Burada insanlar her türlü çözüm önerisine sıcak bakıyorlar. Eğer bir “resort”ta kalmak imkanlarından yararlanmak istiyorsanız ve fazla paranız yoksa gece kamp kurma şansınız var. Oda için 5 kat para vermektense kamp için ufak bir ücret karşılığında lüks bir ortamda konaklayabiliyorsunuz.

 

 

Ertesi gün Kamphaeng Phet denilen kente gidiyoruz. Burada mesafenin fazla olmamasından cesaret alıp daha da dar yollardan yolumuza devam etmek istiyoruz. İlk denememiz bir ormanın içindeki bir patikada 10 km kadar devam ediyor ve sonuçta nerede olduğunu  bilmediğim bir baraj kenarında son buluyor. Barajda çalışan görevliler son derece detaylı bir askeri haritada nerede olduğumuzu gösteriyor. Haritanın bir sayfası sanırım 1-2 kilometrelik bir alanı kapsıyor ve bu kadar detaylı bir orman haritasını anlayabilmek için bir harita mühendisi olmak şart. Bütün haritacılık deneyimlerim bir sonuca varamadığından aynı yolları geri dönüyoruz ve bir daha dar yolların cazibesine kapılmadan ulaşmamız gereken şehre gidiyoruz. Burası Nakhon Savan’dan sonra bizim için çok daha keyifli bir yer. Kent yakınında Tarihi bir park bulunuyor. Daha önce gitmiş olduğum Sukottai tarihi parkı ile buradaki Khampeng Phet tarihi parkı bir bütün sayılıyormuş. Ve Ayyutthaya’daki tarihi park ile birlikte Tayland’da ki iki Parktan birisiymiş. Burada keyifli vakit geçirdiğimizi söylemek isterim. Çok fazla yabancı yok ve akşam biranızı yerel halk ile birlikte yerel pop müziği dinleyerek içmeniz gerekiyor. Ayrıca gündüz yapabileceğiniz etkinlikler de var. Yakınlardaki bir tapınakta değişik bir kutlamaya tanık oluyoruz. Buradaki erkeklerin sanırım 18 yaşına girerken yaptıkları bir dini tören bizim için ilginç bir anı oluyor. İki gün öncesinde yolda tanışıp kısa bir sohbet paylaştığımız doktor ile tekrar burada karşılaşmak bizim de yavaş yavaş bir çevre yaptığımız anlamına geliyor.

 

 

Ve yavaş yavaş turun en zor kısmına yaklaşıyoruz. Buradaki dağlar her zaman kurnaz olmuşlardır. Ne zaman tırmanmaya başlayacağınızı, ne zaman dağlık bölgenin içinde günlerce yol almak zorunda olacağınızı yoldayken anlamanız zor. Bilgisayar sayesinde birkaç günlük düz yol ömrümüzün kaldığını ve ufak tırmanışların şimdiden başlayacağını bilmemize rağmen yolda son ana kadar bunu hissetmemiz mümkün olmuyor. Ve Tak şehrine olan yolculuğumuzu tamamlanmak üzereyken yolun Mae Sot‘a  (Burma sınırı) doğru olan kısmına sapmaya ve ertesi günkü yolu biraz kısaltmaya karar veriyoruz. Yapmamız gereken 30km’lik yol dağların bir anda kendini göstermesi ile gün bitmeden tamamlanması imkansız hale geliyor. En sonunda hava kararmadan bir milli park içindeki şelale kenarına aç ve yorgun halde varıyoruz. Hava güzel olmasına rağmen milli parkın 15km içerisinde ve bir nehir kenarındaki kamp yerimiz buz gibi soğuk. Burasının yılın herhangi bir zamanında sıcak olabileceğini düşünemiyorum. Parktaki görevlilerden birisi ile motora atlayıp 20km uzaklıktaki lokantadan yemek ve içecek alıyoruz. Akşam keyifli bir yemeğin ardından sabaha kadar soğukta üşüyerek uyuyoruz. Sabah aynı lokantada güzel bir kahvaltı yapıyoruz ve burasının aslında bir pizzacı olduğunu öğreniyoruz. Büyük ihtimalle İtalya’dan buraya gelen ve burada yaşamaya karar veren birisine ait bir lokantada yöresel yemekler bulabildiğimiz için şanslıyız. Çünkü burada iki tane yemekten zehirlenme hikayesi duydum. İkisi de Batı yemeklerinden olmuş. Eğer biraz Thai mutfağının tadına varırsanız burası dünyanın en temiz ve en lezzetli yemeklerini size sunacaktır. Ama eğer pizza yemekte ısrarcı davranırsanız, kimsenin yemediği ve haftalarca sizin için saklanmış olan peynirlerle hazırlanmış pizzalar için sağlam bir mideye ihtiyacınız olacaktır.

 

 

Pizzacıdaki lokal kahvaltımızdan sonra tırmanışımıza başlıyoruz ve Mae Sot kentine yaklaşıyoruz. Şehre belki 10km uzaklıkta bir dağın tepesinde çok güzel ve gürültülü bir tapınakta bir mola bize iyi geliyor. Burasının gürültülü oluşunu açıklamam gerek. Tapınak Mae Sot’taki bir savaş kahramanına adanmış. Burma ile yapılan savaşlarda kahraman bu tapınağın olduğu tepede saklanırmış. Şehre giren veya şehri terk eden halk tapınağın önünden geçerken kahramandan izin istemek adına kornalara basarak tapınağın önünden geçerler. İşte bu yüzden de bu tapınak gündüzleri oldukça gürültülü. Ayrıca özellikle domuz kafası yemeğine düşkün olan kahramandan halk dilekte bulunur ve dilekleri gerçekleşirse kahraman adına domuz kafasından bir ziyafet yapıp hep beraber yerlermiş.

 

 

 

Mae Sot:

 

Burası bir sınır kenti ve anlatılana göre Tayland için örnek bir şehirmiş. Çünkü burada birbirinden farklı dinlerde insanlar huzur içinde yaşamayı başarıyor. Sanırım dinin insanların huzurunu kaçırmadığı ender yerleşimlerden birisi. Burada yaşayan bir Türk ile çok keyifli zaman geçiriyoruz. Kaan burada evlenmiş ve uzun süre burada yaşamış birisi. Eşi ile Avusturalya’da okulda tanışmışlar. Kaan’dan Tayland’ı dinlemek bizim için ayrı bir zevk oluyor çünkü kendisi insanı şaşırtacak kadar güzel bir konuşma yeteneğine ve zekaya sahip. Bu da birçok insanın göremeyeceği ayrıntıları Kaan’ın gözlemleri sayesinde fark etmemizi sağlıyor. Yaşadığı yerin Burma sınır kenti oluşu iki ülkeyi de takip edebilme şansını vermiş Kaan’a. Anlattığı bir hikayeyi Kaan’ın haberi olmasa da paylaşmakta sakınca görmüyorum:

 

 

Burada uydu sistemleri yapan Kaan sanırım Kanadalı olan yaşlı bir müşteriye sahip. Kanadalı çift burada yaşıyorlar ve beyi doktor. Çok yaşlı olmasına ve zor işitmesine rağmen burada hala operasyonlara katılıyor ve hastanede ücretsiz olarak çalışıyor. Bir gün Kaan evlerine uydu sistemi kurmaya gidiyor. Doktorun karısı Kaan’a işinin daha sürüp sürmeyeceğini çünkü hastaneye gitmeleri gerektiğini, kocasının bir şeyi olduğunu sakin bir şekilde söylüyor. Kaan az kaldığını söylüyor ve kısa sürede işini bitiriyor. Kadın tekrar geliyor, bitip bitmediğini soruyor. Kaan bittiğini söylüyor ve kanalları gösteriyor. Kadın da dikkatle dinliyor. CNN, CNBC-E, RTL vs. Vs. Her şey bittikten sonra kadın hastaneye gitmeleri gerektiğini ve Kaan’a yardım edip edemeyeceğini soruyor. Elbette Kaan yardım ediyor. Fakat bunlar tüm sakinliği ile yaşanırken içerideki doktor bey aslında felç geçirmekteymiş. Bir doktor eşinin sabrına sahip hanım o kadar sakin davranmış ki kocası içeride felç geçirirken hangi frekansta hangi kanal olduğunu dikkatle dinlemiş ve Kaan’dan yardım istemek için işini bitirmesini beklemiş. Tabi Kaan kendisini çok kötü hissediyor ve “düşünsene kocası içeride felç geçirirken ben ona kanalları anlatıyorum ve o da sakince beni dinliyordu” diye üzüntüsünü belli ediyor. Hikayenin bu kısmı oldukça enteresan ama Kaan’a göre asıl hikaye hastanede devam ediyor. Çünkü doktorlar ile konuşma kısmı ve Kanadalı bir doktorun Tayland’daki bir hastane odasında Budizm’e ait çeşitli ilahiler dinleyerek geçireceği günler var. Bu durum bizim hasta doktor için çok sinir bozucu bir hale gelmiş olsa gerek. Buradaki Taylandlı kişiler eğer siz iyi Thai konuşsanız bile –Kaan gibi- sizin Thai dilini bilmediğinizden emin oluyorlar ve İngilizce konuşma konusunda ısrarcı davranıyorlar. Günlük hayatta basit ve içerisindeki tüm “s, t, r, ş, ü, ö, j, ç”lerin silindiği -söylenmediği bir yalın İngilizceyi anlamak 1-2 hafta dinledikten sonra mümkün olabiliyor. Fakat duyma bozukluğu olan felçli bir doktora durumunu açıklamak istiyorsanız birçok kişinin bilmediği tıbbi terimleri eksiksiz telaffuz edebilmeniz gerek. Tabii bu durumda ilk deneme, yani doktorun İngilizce açıklamalarını dinlemek kimse için bir şey ifade etmiyor. Kaan’ın Thai dilinde yaptığı konuşmayı İngilizce’ye çevirmesi ve doktor eşinin tahmin edip bulduğu terimleri kullanarak yeni bir tıbbi teknik İngilizce çevirisi yapması ve yüksek sesle hasta doktorun kulağına bağırması hasta doktorun durumunu anlamasına ve sinirlerinin biraz daha zorlanmasına sebep oluyor. Çözüm olarak sinire dayalı daha ciddi bir sorun ile karşılaşmadan doktoru evine taşıyıp istirahat edebilmesini sağlıyorlar. Tüm bu yaşananlardan sonra her şeyin tatlı bir anı olarak geride kalması, hatırladıkça gülüyor olmaları bende bu kısa hikayeyi paylaşacak cesareti oluşturdu. Umarım gezimiz ile çok alakasız gelmemiştir sizlere. Ama hep kendi yaşadıklarımızı anlatmaktansa ileride unutmak istemediğim güzel insanlardan dinlediğim sevimli hikayeleri de burada paylaşmakta hiç bir sakınca yok bence. Şimdi turumuza kaldığımız yerden devam edelim ve biraz Mae Sot ve etrafı ile ilgili bilgi paylaşalım.

 

 

Burası ilk olarak Tayland’ın Burma sınırı ve çoğu insan buraya sadece vizesini uzatmak için geliyor. Buradan bisiklet ile Burma’ya geçme şansınız yok. Bunun için Bangkok’tan uçak ile Burma’daki başka bir kente geçmeniz gerek. Sonra vize durumuna bağlı olarak 1-2 ay kalabiliyorsunuz. Mae Sot harika bir kent değil fakat hemen 130 km güneyinde, bizim için uzun süre “nereye gidiyorsunuz” sorusuna cevap olan Umpang isminde, Tayland’ın sonu sayılan bir kent var. Burada Tayland’ın en büyük şelalesi (büyük demek sanırım yüksek anlamına geliyor) var. Ayrıca burası bir çıkmaz sokak. Yani 140 km gitmeniz ve aynı yolu dönmeniz gerek. Haritayı açınca aslında bir yolun daha çok kısa mesafeden Umpang’a ulaştığını ve eğer biz o yolu kullanabilseydik günler öncesinden buraya varabileceğimizi fark edersiniz. Ama ne yazık ki o yol yıllardır kapalı durumda ve askeriye yola kimseyi sokmuyor. Bir çeşit önlem olarak yolun sadece 50km’lik kısmı kapatılmış ve eğer harita üzerinde biraz daha çalışırsanız bu 50km ilerideki yere gitmek için yolunuzu 300km daha uzatmanız gerektiğini, başka hiç bir yolun olmadığını göreceksiniz. Tüm bu olumsuzluklar, zaman darlığı ve aslında Umpang’ın sandığımız kadar da bakir bir yer olmaması bizi Umpang’ı görme fikrinden vazgeçiriyor.

 

 

Hemen yeri gelmişken Burma ile ilgili birkaç enteresan bilgiyi paylaşmak gerek: Aylar sonra Laos’ta tanışacağımız iki bisikletçi Burma’da uzun bir bisiklet turu yapmış olacaklar ve ardından Vietnam üzerinden Laos’a gidip bizimle tanışıp akşam keyif biraları eşliğinde Burma’da yaşadıkları güzel anılarını bize anlatacaklardı. Birinci gerçek birkaç gün sonra göreceğimiz sığınma kampındaki insanlar gibi tüm Burmalılar’ın çok güler yüzlü oldukları. İlk hikayeleri; şans eseri Burma’daki 318 bisikletçiden birisi ile tanışıyorlar. Burma’da çok fazla bisikletçi yok fakat hepsi birbirini tanıyor. İlginç bir iletişim ağları var. Ve siz bir bisikletçi ile tanışırsanız diğer hepsi sizin hakkınızda bilgi sahibi oluyor. Bu durumda yeni geldikleri bir kentte daha otele yeni yerleşmişlerken hiç tanımadıkları birisi kapılarını çalıyor ve “merhaba ben falanca bisikletçinin arkadaşıyım, ben de bir bisikletçiyim, buraya geldiğinizi öğrendim ve otelinizi araştırıp buldum, eğer bir ihtiyacınız varsa yardımcı olmak isterim” şeklinde sizinle tanışmak istiyor. Bu olay birkaç defa olmuş. Birkaç defa da telefonla ulaşıp tanışmışlar. İkincisi; bizim bisikletçilerden birisinin çok büyük bir hata yapıp pasaport ve tüm parasının bulunduğu çantasını lokantada unutması. Otele varıp yattıklarında gece yarısı kapı çalıyor ve elinde cüzdan ile bekleyen bir Burmalı, geç saatte rahatsız ettiği için özür diliyor, kaldıkları oteli bulmanın vakit aldığını ve cüzdanını getirdiğini söylüyor.

 

 

Tüm bu duyduklarım umarım Burma’nın garip bir ülke olduğu imajını çizmemiştir sizde. Çünkü bundan sonra daha garip olayları anlatmayı düşünüyorum. İlk mesele para:

Bir: Burada nasılsa para çekerim diye düşünüyorsanız baştan kaybettiniz. Burada para çekemezsiniz. Yanınızda dolar getirin. Ama öyle cebinizde dolarlarla gelirseniz gene kaybettiniz. Bir pul koleksiyoncusu titizliğinde dolarları bir kitabın sayfaları arasında itina ile saklamanız gerek. Burada dolar üzerinde en ufak bir kat varsa bile o parayı değiştirmeniz imkansız. Bu yüzden bazı yabancılar zaman zaman kendi aralarında eski görünüşlü dolar-yeni görünüşlü dolar alışverişi yapıyorlar.

 

 

İki: bütün seri numaraları kabul edilmiyor. Bazı seri numaralarının sahte olma ihtimali yüksek olduğu için bu dolarları bu ülkede değiştiremezsiniz.

Üç: Eğer 100 USD bozduruyorsanız iki tane 50USD bozduran kişiden daha az para alacaksınız demektir. Normalde daha çok para bozduran daha kazançlı olur ama burada bu durum tam tersi. Son olarak bu dolar bozdurma işlemi yaklaşık bir saat sürüyor. Tüm detaylar inceleniyor. Tüm seri numaraları kontrol ediliyor. Defalarca sayılıyor. Ve bazı özel kitapların arasında titizlikle saklanıyor.

 

 

Tamam para ile ilgili bu durum size normal gelmiş olabilir ve sahte paraya karşı yürütülen biraz abartılı bir çalışma olarak açıklayabilirsiniz. O zaman ikinci olayımıza başlayalım. Burada garip bir askeri rejim var. Yani bir tür diktatörlük rejimi. Yani bir kişinin hayatı ve düşünceleri tüm ülke hayatını şekillendirebiliyor. Sanırım bu kişinin bazı batıl inançları da var. Serüven şöyle; Bir gün falcının tekinin kendisine söylediği trafik kazasında kendi ölümü haberinden fazlası ile sarsılmış olan liderimiz tüm liderlerde görmek istediğimiz bir ileri görüşlülükle ülkesinin kaderine yön veriyor. Bir gecede ülkede sağdan akan trafik soldan akmaya başlıyor. Fakat sorun şu ülkenin tüm arabaları soldan direksiyonlu ve soldan gidiyor. Bu yol kenarındaki yayalar için emniyetli olsa da trafik içerisindeki araçlar açısından büyük bir tehlike.

 

 

Ve son olarak yine para sahnede. 10, 30, 50, 80, 100’lük paralara sahipmiş bu Burma bir zamanlar. Tabi hemen göremeseniz de bu paralarda ciddi bir tehlike var. Açıklayayım: 30+100=130, 50+80=130 gördüğünüz gibi topladığınız zaman ne kadar da uğursuz bir rakam çıkıyor. Kabul edilebilir mi? Asla! Yönetim bir anda yasa çıkarıyor yeni para basıyor ve eski uğursuz paraları imha ediyor. Şimdi yeni paraları olan 55, 85, 35 gibi banknotları ile huzur ve güven içinde bir Burma yarattığı için dinamik diktatörümüz ne kadar övünse azdır. Ülkedeki bütün para sisteminin değiştirilmesi ve bunun böyle saçma bir nedenle yapılması sanırım sizi şaşırtmaya yetecektir. Benim bildiğim daha fazla bir gariplik yok Burma ile ilgili. Ama kısa zamanda bisiklet turu yapmak istediğim yerlerden birisi oldu.

 

 

 

Mae Sot- Mae Sot Yang:

 

Mae Sot’ta sabah tekrar Kaan ile buluşup kahvaltı yapıyoruz. Kaan’ın bizim için önerdiği yemek aslında Burmalılar’a ait olan bir çorba. Yumurtalı sarı renk bir noodle ile yapılan bu çorbaya biraz yeşil körili hindistan cevizi sütlü bir karışım ekleniyor. Kuzey Tayland’da birçok yerde karşınıza çıkabilecek bu çorbayı denemenizi tavsiye ederim. Kahvaltı sonrası yolculuğumuza devam ediyoruz ve yolda Burmalı insanlar için yapılmış bir sığınma kampının kenarından geçiyoruz. Burmalılar’ın güler yüzlülüğünü böylesine zor koşullarda bile sergilemeleri insanın içini burkuyor. Burası Burma’dan yüksek bir dağ ile ayrılıyor. Burma ordusu bu dağın arkasındaki yeri bombalayamadıkları için halk burada saklanmaya başlamış ve bir süre sonra da bir sığınma kampı halini almış. Şimdi ilk zamanlardaki halinden birkaç kilometre daha uzun bir durumda ve buradaki halk 2 yıl ila 7 yıl arasında burada bekliyor ve farklı ülkelere gidiyorlar.

 

 

Mae Sot Yan mükemmel bir köy olsa da kamp kurmak zorundasınız çünkü burada konaklayabileceğiniz herhangi bir otel yok. Fakat bütün köy adeta 5 yıldızlı bir otel gibi şaşırtıcı güzellikte ve bakımlılıkta. Çimler, evler, sokaklar o kadar muntazam ve güzel ki insan burada kalabildiği için kendisini şanslı hissediyor. Bizim konaklama yerimiz olarak yeterice güvenli bir yer öneriyorlar. Polis karakolunun bahçesi. Burada duş, tuvalet gibi imkanlarından yararlanabiliyoruz ve ayrıca kamp alanını terk edip şehri dilediğimiz kadar dolaşabiliyoruz. Bulunduğumuz bölge Tayland’da çok az turistin bulunduğu yerlerden birisi. Burada bile kentlerin, yolların ve insanların çok güzel oluşu bizi cesaretlendiriyor. Tayland’ın ne kadar ücra yerlerine giderseniz gidin çirkin bir şey ile karşılaşmazsınız.

 

 

Ertesi gün tırmanış parkurumuz başlıyor. Yaklaşık 100km kadar yol yapıyoruz ve son 20 km sıkı bir tırmanış parkuru ile Burma’ya sırtımızı dönüyor, Tayland’ın dik dağlık bölgesine doğru ilerliyoruz. Artık tepelerdeyiz ve önümüzde 2 hafta boyunca tırmanmak zorunda kalacağımız zorlu bir etap uzanıyor. Manzara mükemmel fakat gün bitmek üzere. Haritadaki en yakın yerleşim yeri 3 saat mesafede. Dar bir orman yolunda ilerliyoruz. Yol gittikçe daha sık bir ormanın içine giriyor ve daha karanlık oluyor. 2 saat kadar tek bir yerleşim bile göremeden ilerledikten sonra bizim için bir mucize oluyor ve 1km kadar ilerimizde 5-6 evi bulunan bir köy görüyoruz. Köyde yol kenarında bir lokanta var. İngilizce konuşan lokanta sahibi bizim için büyük bir şans. Bize kamp kurma konusunda yardımcı oluyor, duş yapmamız için yer gösteriyor ve güzel bir sohbet eşliğinde hayatımda yediğim en büyük porsiyon yemekleri hazırlıyor. Bulunduğumuz yer 1600m yüksekte olmasına rağmen dağ havası o kadar kuru ve ılıman ki Tayland’ın en konforlu kamp yeri bence burası olmalı. Akşam hava o kadar berrak ve karanlık ki gökyüzündeki yıldızların sayısı insanı şaşırtıyor.

 

 

Ertesi gün iniş olmasına rağmen 1500m tırmanış yapmak zorunda kalıyoruz ve tüm gün süren yorucu bir parkurun ardından Mae Sariang denilen kente ulaşıyoruz. Burası güzel bir kent ama çok fazla anlatmayacağım, yeterince bilgiye internetten de ulaşabileceğiniz merkez konumunda bir kent. Fakat burada Elif ile bir karara varmamız gerekiyor. Çünkü buradan Chiang Mai’ye giden iki yol var. Birinci seçenek bizim yapmayı planladığımız Mae Hong Son bölgesinden geçen ve yaklaşık bir hafta sürecek olan yol. Diğer yol ise sanırım 120km olan kısa yol. Kısa olan yol Tayland’ın en yüksek dağından geçiyor ve eğer bu yolu yaparsak 2565m rakımdaki bu dağa tırmanmak ve tepedeki tapınakta vakit geçirmek  şart. Çünkü burası Tayland’ın meşhur bisiklet parkurlarından birisi. Her sene bu dağın zirvesine toplam 60 km olan bir tırmanış yarışı yapılıyor. Bu sene 1200 bisikletçinin katıldığı yarış ise özel bir anlam taşıyor. Çünkü bu sene rekor ciddi bir seviyeye taşınmış durumda. Aldığı doping yüzünden yarışlara bir süre ara vermek zorunda kalan profesyonel bir Fransız bisikletçi, antrenmanlarına devam etmek için Chiang Mai’ye yerleşmiş. Tırmanış etabını 2 saat 9dk ile tamamlamış ve ikinciye 20 dakikalık bir fark atmış. Bu durumda da seneye yapılacak yarışta rekoru yenilemek çok daha zor. Fakat Chiang Mai bir çok bisikletçi için bir antrenman yeri. Benim bildiğim kadarı ile ülkesinde çok fazla dağa sahip olmayan Singapur milli takımı, kışları soğuktan kaçan Japon ve Kore milli takımları antrenman bölgesi olarak bu kenti belirlemişler. Bu yüzden de Tayland’ın en yüksek dağına yapılan bu bir günlük yarış her sene daha da çekişmeli geçecektir. Ayrıca sanırım Kasım ayında yapılan bu yarışa herkes katılabiliyor. Eğer yolunuz Kasım’da buralara düşerse bir bisiklet kiralayıp 1200 bisikletçi ile keyifli bir gün geçirmenizi tavsiye ederim.

 

 

Biz rotamızı uzun olandan yana belirliyoruz ve Mae Hong Son’a, bölgenin başkenti sayılan şehre doğru iki gün sürecek yolculuğumuza başlıyoruz. Yolculuğumuzun tam ortasında bir kaplıca görüp duruyoruz. Burası sıcak suların rahatlatan banyosundan sonra bizim için kamp yeri de olacak. Öğle yemeği olarak bir sepetin içerisinde satılan çiğ yumurtalardan alıp akşam yanına çadırları kuracağımız sıcak su havuzunun içine yumurtaları sepeti ile birlikte bırakıyorum. 20dk sonra haşlanmış yumurtalardan oluşan akşam yemeğimiz hazır oluyor. Bu kadar sıcak olan havuz akşam bizim için bir soba vazifesi görüyor ve unutulmaz kamp yerlerinden birisi olarak hafızamızda kalıyor.

 

 

Mae Hong Song: Burası bölgenin merkezi. Fakat gerekli bilgilere yine internetten ulaşmak mümkün. Burası özellikle burada yaşayan ve boyunlarına altın halkalar takan kadınlar yüzünden meşhur. Uzun boyunlular denilen bu halk burada bir nevi hayvanat bahçesi gibi korunmuşlar ve turistik bir eğlence aracı haline getirilmişler. Biz otelde tanıştığımız iki kişiyi de yanımıza alıp bu köye ufak bir bisiklet turu yapıyoruz. İçimizden kimse köye girmek istemiyor. Fakat parkur o kadar güzel ki bisiklet üzerinde köye girmeseniz bile çok keyifli vakit geçirmeniz mümkün. Daha sonrasında ise şehri yukarıdan gören bir tepede yer alan tapınağa tırmanıp gün batımının keyfine varıyoruz. Mae Hong Son kesinlikle Tayland’da görülmesi gereken kentlerden biri. Gerek akşam marketi, gerek doğası iyi vakit geçirmeniz için fazlası ile yeterli.

 

 

Bizim bundan sonraki yolumuz iki tane 1500 rakımlı dağın ortasındaki Pai kentine ulaşmak. Rotanın çok zorlu olacağını tahmin edebiliyoruz. Ama ne yazık ki rota hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz. Şans bazen en büyük yardımcınız olur. Biz kahvaltı yaparken şans bize bir kez daha gülüyor ve iki tane bisikletçi daha lokantaya giriyor. Bizim önümüzdeki günlerde yapacağımız yolları tamamlayıp buralara kadar gelmişler ve ellerindeki GPS dokümanları sayesinde bize yolun her kilometresi hakkında bilgi veriyorlar. Ayrıca daha fazla işlerine yaramayacak olan GPS çıktılarını da bize hediye ediyorlar. Yolda Pai’ye ulaşmadan önce yapmamız gereken toplam tırmanış 2500m. Pai’yi geçtikten sonraki 100km’lik yolda da yapmamız gereken toplam tırmanış yine 2500m. Ve iki parkurda da 200m’den 1500m’ye ciddi bir eğimle tırmanmamız gerekiyor. Daha önce 3-4 saatte Antalya’da 0’dan 1650m’ye rahatlıkla tırmanmıştım. Fakat Tayland, Antalya değil ve yollar zaman zaman çok can yakıcı olabiliyor. Eğimler minimum %10 ve elimdeki GPS kayıtlarına göre %30’luk virajları aşmamız gerekiyor. Yani önümüzde yıpratıcı yollar var.

 

 

Pai: Esrar kullanıcılarının ve rasta kültürünün şehri. Oldukça popüler olduğundan anlatmadan geçmek yerinde olur. Buraya gelince hakkında mutlaka bilgiye ulaşabileceksiniz. Fakat 45km öncesindeki Soppong konaklamak için mükemmel bir yer. Burası keşfedilmemiş bir yer olsa da çok daha sakin ve güzel vakit geçirebileceğiniz bir kasaba. Etrafında çeşitli mağaralar var. Bir tanesinde yapabileceğiniz kano gezisinin değişik bir deneyim olacağından eminim. Biz Soppong’da Jungle GH’de kaldık. Buranın turun en keyifli yerlerinden birisi olduğuna inanıyorum. Burada tanıştığımız iki Belçikalı kız ile şömine ateşinin başında keyifli bir sohbet yaptık.

 

 

Chiang Mai ünlü bir kent ve internette fazlası ile bilgi var. Görülmesi gereken yerlerden birisi. Tek tavsiyem Cumartesi günü kurulan pazarı. Bu yüzden de buraya hafta sonu gelmenin daha iyi olacağıdır.

 

 

Chiang Mai-Chiang Rai arası oldukça keyifli bir yol ve yol kenarında büyüleyici milli parklar var. Biz bu yolu 2 günde yapmayı planlasak da daha 30. kilometrede gördüğümüz büyüleyici bir milli parkta kamp kurmaya karar veriyoruz. Bu yol o kadar düzgün ki bisikletimle yokuş inerken farkında olmadan 80km hıza ulaşıyorum. Chiang Rai’ye varmadan önce yol üzerindeki beyaz tapınağa mutlaka uğramak gerek. Tayland’a gelenler o kadar çok tapınak gezerler ki sonunda tapınak görmek istemeyecek hale gelirler. Fakat bu tapınak gerçekten de özel. Bu yüzden de mutlaka vakit geçirilmesi ve özellikle içine girilmesi gereken bir tapınak. Daha önceki gezi yazılarımda bu tapınak ile ilgili ayrıntılı bilgiler var. Budizm hakkında mimari bazı ipuçları veren tapınak, mimariyi biraz okuyabilenlere Budizm hakkında çok ciddi sırlar verecektir.

 

 

Rai’den sonra yolumuzu Laos’a çeviriyoruz. Bir günlük mesafe ve arkadan esen rüzgar ile çok rahat Chiang Kong’a varıyor, Mekong’un diger tarafında Laos’u izleyerek Tayland’ın son biralarını içiyor ve Tayland’daki Mae Hong Song bölgesini tamamlamış olmanın rahatlığı ile kendimizi zihnen uzun sürecek bir tırmanış parkuruna hazırlıyoruz.

 

 

 

Şimdilik Kuzey Tayland ile ilgili anlatacaklarım bunlar. Bazı bölgeleri atladım ama bence çok önemli değil. Görülmesi gereken yollar olsa da bir zorluk içermediğinden ve gerekli birçok bilgiye ulaşmak kolay olduğundan anlatmamayı tercih ettim.

Laos’ta görüşmek üzere.

Evrim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Malezya KL – 02.12.2011

 

Endonezya-Sumatra – 22.11.2011

 

Kuala Lipis, Kuala Tahan, Jerantut, Temerloh, Bentong – 30.10.2011

 

Taiping, İpoh, Cameron Highlands – 24.10.2011

 

Malezya, Alor Star,Yan, Sungai Pethani, George Town – 19.10.2011

 

Hat Yai, Pdang Besar – 19.10.2011

 

Trang – Phattalung – 12.10.2011

 

Thai Mueang-Phuket-Krabi – 09.10.2011

 

Ranong, Ufak Bir Ara – 03.10.2011

 

Map Amarit, Cumphon, Kra Buri, Ranong – 02.10.2011

 

Petchburi- Hua Hin- Prachuap Khiri Khan – 27.09.2011

 

Kanchanaburi-Chom Bung Arası Bisiket Yolculuğumuz – 23.09.2011

 

Bangkok ve Kanchanaburi – 22.09.2011

 

Tayland’dan Selamlar – 19.09.2011

 

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın