İstanbul’dan Çanakkale’ye Baba Oğul Pedal Yolculuğu

24/05/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

19 Mayıs’ı tüm yurtta çok çeşitli etkinliklerle kutladık. Kimimiz şenlik yaptık, kimimiz yürüyüşlere katıldık, kimimiz yalnızca izledik ama içten izledik… Bisikletçiler de boş durmadı. Onlar da bisikletleri ile günün anlamına uygun etkinlikler düzenledi, bayraklarıyla şehirde turlar yaptı. Sosyal paylaşımlardan takip ettiğim üzere Ankara’da da renkli bir etkinlik gerçekleşmiş. 19 Mayıs Korteji oluşturulmuş; yürüyerek korteje katılanların yanında, vosvosçular, bisikletçiler… Rengarenk ve katılımı bol bir etkinlik olmuşa benziyor. Fotoğraflara baktıkça orada olamadığıma bin pişman oldum; sizlerle de bir fotoğrafı paylaşmak isterim:

 

 

Kulağımıza
çalınan bir diğer organizasyon ise İstanbul Erkek Lisesinden geldi. Bu
organizasyonu ilk elden okuyalım ve yazının geri kalanını turu baştan sona
tamamlayan Kaya Palancılar’ın kaleminden okuyalım;

Bisiklet sevdalısı olup, yaklaşık 2 ay kadar önce dizinden geçirdiği ameliyat sebebiyle artık
bisiklete binemeyen bir arkadaşım, İstanbul Erkek Lisesi Mezunlar Derneğinin
İstanbul’dan Çanakkale’ye bir anı turu düzenleyeceğini ve bunun bir bölümünü de
bisikletlilerin oluşturacağını, istersem katılabileceğimi söyledi, tereddütsüz
kabul ettim.

Bu turun bir
amacı, bir ruhu olacaktı, tereddüt etmeksizin kabul etmemin sebebi de buydu
sanırım. Tur, Çanakkale Savaşında cepheye giden son sınıf öğrencilerinin hiç
birinin geri dönmeyip şehit düşmesini saygıyla anmak için yapılacaktı. Her sene
yapılanlardan farklı olarak bu sene de bir grup bisikletle Çanakkale’ye çıkartma
yapacaktı. Ankara’daki arkadaşlarımla 5 kişilik bir grup oluşturduk. Tura
katılmak için son hazırlıklar yapılırken son dakikada üst üste gelen aksilikler
sebebiyle oğlum ile beraber baş başa yola çıkmaya karar verdik. İşin diğer tarafı ise İstanbul’dakiler de yetişkinlerden bir bisiklet grubu oluşturamamışlar, öğrencileri için de yolun tehlikeli olabileceği
düşüncesiyle bisikletleri bir kamyonete koyup kendileri de otobüsle gitmeye
karar vermişlerdi.  Biz bu turu gönülden
gerçekleştirmek istiyorduk ve ne olursa olsun pedallayacaktık.

 

 

Bisikletlerimizi
sarıp sarmalayıp dostların terminalde yolcu edip el sallaması ile İstanbul’a
hareket ettik. 16 Mayıs Çarşamba sabahı 06.00’da Esenler otogarında
bisikletlerimizi tekrardan yükleyip Bakırköy, Yeşilköy sahil yolunu takip ederek
Küçük Çekmece, Büyük Çekmece üzerinden Tekirdağ yoluna girdik. Saat 12 sularında
Silivri’ye vardık. Silivri’de güzel bir öğlen yemeği ve üzerine denize sıfır çay bahçesindeki kısa moladan
sonra Tekirdağ yoluna çıktık.

 

İstanbul’dan Çanakkale’ye kadar yol çok düzgün ve emniyet şeridi
normal şerit genişliğindeydi, bu da bize keyili bir sürüş yaşatıyordu. Belki de
tek sıkıntımız önden esen sert rüzgardı. Yola çıkmadan Ankara’da Tekirdağ Bisiklet
Grubundan İslam Gölge ve Dinçer Yücelten ile yazışıp tanışmış ve yol hakkında
bilgi almıştık. Dinçer Bey ilk günün akşamı bizi Yeni Çiftlik’teki yazlığında
misafir etti. Sayesinde yer aramanın zorluğunu yaşamadan yepyeni bir dostla
güzel bir akşam geçirmiştik. 17 Mayıs Perşembe sabahı Dinçer Bey de bizimle
pedallamaya başladı ve neredeyse Tekirdağ’a kadar bize eşlik etti.

 

 

 

Tekirdağlı arkadaşlarımızın tavsiyelerine
uyup İncecik’te ana yoldan ayrılıp Arap hacı, Tatarlı, Sağlamtaş üzerinden
akşam saatlerinde Şarköy’e vardık. Uzun zamandır doğanın bu kadar cömert olduğu,
İsviçre’yi kıskandıracak kadar güzel yeşillikler içinde, çok düzgün asfaltı
olan, bülbüllerin konser vermek için adeta yarıştığı, insanın durmadan
edemediği birbirinden güzel çeşme başları olan böylesine şahane bir yoldan geçmemiştim.

 

 

Bu arada unutmadan; Sağlamtaş’a yolunuz düşerse girişteki büyük caminin altındaki
bakkalda mutlaka ekmek arası tost yemeden geçmeyin. Tost diyerek de geçmeyin,
gerçekten lezzetli. Bir bütün ekmeğin
içine bol doldurulmuş malzeme ile yapılan bu lezzetli tostu bakkalın sahibinin
hoş sohbeti eşliğinde daha da bir güzel olduğunu itiraf etmeliyim. Yöredeki
köylüler de size her konuda yardımcı olabilmak için adeta yarışıyorlar. Tarla
kenarlarında kendi bölgesini korumaktan başka hiçbir kötü niyeti olmayan
köpekler de yanınıza gelip kendilerini sevdiriyorlar, bisikletten inmek şartı
ile…

 

 

O gece için şiddetli yağmur beklendiğinden Şarköy Öğretmen
Evinde konaklamaya karar verdik. Tahminler doğru çıktı ve geceden başlayan
yağmur giderek şiddetlenerek ertesi gün (Cuma günü) öğlene kadar devam etti. Şarköy’ün
sokaklarında oluşan derelerden dolayı karşıdan karşıya geçmek mümkün olmuyordu.
Ancak bizim zamanımız daralmıştı. Cuma akşamı Eceabat-Kabatepe’de olmamız
gerekiyordu. Bu yüzden Şarköy’den Gelibolu’ya kadar midibüs ile gelip, Gelibolu’da
hiç oyalanmadan bisikletlerimizle Eceabat yoluna koyulduk. Saat 16 olmuştu ve
önümüzde yaklaşık 45 km yolumuz vardı. Hava açılmıştı ama Çanakkale tarafı
simsiyahtı. Eceabat’a 10-15 km kala ekip arabası bizi durdurdu ve Çanakkale’nin
çok kötü olduğu hususunda bizi uyardı. Biraz sonra başlayan yağmur giderek
şiddetini arttırdı ve yağabileceği en hızlı şekilde yağmaya başladı. Feci
şekilde ıslanmıştık. Artık üzerimizdeki yağmurluklar da fayda etmiyordu. Yine de
yola devam ettik çünkü zaten iyice ıslanmıştık ve durursak kıyafet değiştiremeyeceğimiz
için hastalanma riskimiz vardı. Islandıkça hem üzerimiz hem de eşyalarımız
bayağı ağırlaşmıştı. Bu arada yoldan sapılarak gidilen Kabatepe yolu da selden
dolayı kapanmıştı. Saat 19 gibi Eceabat’a vardık. Zar zor bir pansiyon bulup
üzerimizdeki kıyafetleri çantalarımızda bulabildiğimiz olabildiğince kuru
kıyafetlerle değiştirdik. Bu arada yağmur iyice yavaşlamıştı. O gece bitap
düştüğümüz için erkenden yattık. 

 

  

 

Sabah kalktığımızda dün sanki onca şey yaşanmamış gibi pırıl pırıl bir gökyüzü karşılamıştı bizi. Sahilde yaptığımız nefis bir kahvaltı bizlere müthiş bir enerji vermişti ve yola koyulduk ve karşıya, yani Çanakkale’ye geçtik. Bu arada İstanbul grubuyla da akşam görüştük. Onların durumu da bizim yaşadıklarımızdan farksızdı; yağmur çadırlarını mahfetmiş kendilerini kapalı bir yere zor atmışlardı. Töreni iptal edip İstanbul’a dönme kararı almışlardı.

 

Çanakkale’de tesadüfen bir
bisiklet firması sahibi Murat Varol ile karşılaşmamız, 19 Mayıs günü yapılacak
olan 20 km’lik bisiklet turuna katılmamıza ve 18 Mart Bisiklet Topluluğu ile
tanışmamıza vesile oldu.

 

Aynı grupla akşam 8’de yapılacak olan fener alayı kortejine katıldık. Daha sonra sahilde yapılan
şahane havai fişek gösterisini seyrettik. Kordon sonundaki kafedeki sohbet ile
gecemizi tamamladık. Ertesi gün yapacakları baraj çevresi gezisine bizide davet
ettiler, ancak yağan yağmurdan dolayı yolun çamurlu olacağını düşünerek, biz 35
km uzaklıktaki Truva harabelerine gitme kararı aldık. 20 Mayıs Pazar gününü
görmenizi tavsiye ettiğim harabeleri dolaşarak geçirdik. Alınması çok zor olan
bir yerin zafer sarhoşluğu sonucu çok basit bir yöntemle ele geçirilmesi gerçekten ibret verici bir vaka.

 

 

Çanakkale’ye
dönüp eşyalarımızı bisikletlerimize yükleyip, şehrin dışına taşınan otogardan saat
21.00’da hareket eden otobüsümüze binip Ankara’ya döndük.

Dışardan
bakıldığında çok yorucu gibi görünen ama her saniyesi çok keyifli olan
bisikletle seyahatin en güzel tarafı
doğayı santim santim yaşayarak seyahat etmeniz, yol boyu insanların size
şaşkınlık içinde ama çok içten davranışları, özellikle çocuklarla kurduğunuz
tarif edilemez dostluk, günlük yaşantınızda saçma gelebilecek ama tur esnasında
size tatlı bir keyif veren “Bu bisiklet kaç yapıyor?”, “Bisiklete bile disk fren
yapmışlar, ufacık tekerlekli bisikletle nasıl bu kadar yol gidilir?” gibi sorularla
karşılaşıyorsunuz. Aslında şöyle bir düşündüğünüzde dik rampaları nefes nefese
çıkmak, karşıdan esen rüzgara karşı yüklü bisikleti sürmek, yağmurda ıslanıp
güneşte kavrulmak, köpekler tarafından kovalanmak, araçla sadece bir saatte
gideceğiniz bir yolu tam bir günde katetmek insana hiç de mantıklı gelmeyebilir
ama bence yaşamadan karar vermeyin. Bunların hiçbirini aracınızla yaptığınız
seyahatlerde yaşayamazsınız.

 

Son olarak şunu söylemek istiyorum çünkü bu da çok
enteresan bir nokta; yaptığınız bisiklet seyahati aynı askerlik hikayeleri gibi uzunca bir süre konuşuluyor. Lütfen hayatınızda
bir kere böyle bir yolculuğu deneyin…

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın