Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri 2011 (1.Bölüm) (Ahmet Mumcu – İbrahim Kızılkaya)

16/12/2011  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

 

 

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri 2011

“Bulgaristan– Romanya – Ukrayna – Rusya – Finlandiya – Estonya – Letonya – Litvanya – Polonya – Slovakya – Macaristan – Romanya – Bulgaristan ve Türkiye  Bisiklet Turu”

BEYAZ GECELERE YOLCULUK


 

Deneyimlerimizi, hayallerimizi paylaştığımız bir kurultaydır adeta Gökova..Dostlukların filizlendiği, turların planlandığı ve hayallerin paylaşıldığı bir organizasyondur. Her yıl yepyeni bir heyecanla katıldığım GPA (Gökova Pedallarımın Altında) turlarında keşif duygularımı kışkırtan, ortak gezgin diliyle konuşabildiğim dostlarım oldu. Hem yurt içinde hem de yurt dışında pek çok kez bisiklet turları yaptık bu dostlarla, son beş yılda.. 

 

2010’da yaptığımız Tuna turundan sonra artık sıra uzun zamandır rüyalarıma giren ve adını her duyduğumda yüreğimi farklı titreten Saint Petersburg’a bisikletle gitme hayalimi gerçekleştirmeye gelmişti..Bu düşüncemi de birkaç dostumla  paylaşmıştım Gökova’da.. 

Sevgili dostum Ahmet Mumcu Tayland dönüşü Atatürk Havalimanı’ndan beni aradı. Onun “Döndüm İbrahim..2011 için bir planın var mı?” diye soran  sesi Petersburg turuna hazır mıyız diyor gibiydi. Telefonda Temmuzun birinci günü buluşmak üzere sözleştik. Ve başladık hazırlıklarımıza… 

 

TÜRKİYE’DEN ÇIKIŞ

 

Gün gelmişti ve biz zamanı iyi kullanmak adına Kırklareli’nden başladık Doğu Avrupa turumuza. Kırklareli’de son eksiklerimizi de tamamlayıp öğleden sonra yola koyulmuştuk ki yağmur başladı. Yaz  yağmuruydu sonuçta. Umursamadık. Henüz ilk kilometrelerdeydik ki karşı yönden gelen iki Alman bisiklet turcusuyla karşılaştık. Almanya’dan geliyorlarmış. Türkiye’ye bu sabah giriş yapmışlar..Bisiklet üstü sohbetin ardından onlar yeni giriş yapmanın, biz de yeni çıkacak olmanın heyecanıyla vedalaşıp ters yönlerde yüklendik pedallarımıza..

 

Bisikletin yükü 24 kilo civarında…

 

Yeni dökülen asfalt yolda bol iniş ve bol rampayla  ve gözümüz yağmur bulutlarında Dereköy’ün köy meydanına ulaştık. Ahmet’in önceden tanıdığı gezgin dostu Keskin Amca’yla buluştuğumuzda yağmur da şiddetini epey arttırmıştı. Köyün öğretmen lojmanında sabahın ilk saatlerinde Bulgaristan’a girecek olmamızın da heyecanıyla erkenden daldık uykuya..

 

BULGARİSTAN

 

 

Gece boyu yağan yağmurun ardından güneşli bir sabaha uyandık. Aceleyle yapılan kahvaltı sonrasında ıhlamur kokan ormanların içinde uzanan yoldan kuş sesleriyle Bulgaristan’a girdik .. Meşe, gürgen ve ıhlamurların oluşturduğu ormanın simsiyah karanlığının aksine masmaviydi gökyüzü. Sınır kasabası Malko Tarnovo’nın terkedilmiş hissi uyandıran boş sokaklarından çıkıp, ormanların içinden kıvrılarak uzanan yoldan Burgaz’a doğru ilerledik. Muhteşem parkları, şirin plajları , leziz pizzaları, doğal yaşamı besleyen sulak alanları ve tuzlalarıyla çok sevdik Burgaz’ı.. 

Burgaz’ın çıkışında küçücük bir kampingin küçücük bir bungalovunda geceledik. 

 

 

Karadeniz’i sağımıza alarak pedal bastık Varna’ya. Şirin kent dokusu, büyük limanı, hareketli plajları ve muhteşem parklarıyla güzel bir şehirdi Varna…Kentin merkezindeki 26 km. uzunluğundaki parkın terasında yüreği memleket hasretiyle yanarken ve boğaza doğru giden gemileri yanan elleriyle okşarken bulduk Nazım’ı…Karadeniz’i tanıklıklarına duyduğumuz derin bir saygıyla ve hayranlıkla izlemekle yetindik.. 

 

 

Komünist sistemin o şaşaalı dönemlerinde tatil köyü olarak kullanılan Balchik yakınlarındaki bir koyda geceledik. Sistemin yıkılışından sonra tek çivinin çakılmadığı kamp binalarının bakımsızlığından da anlaşılan ve yakın bir gelecekte batılı turizm şirketlerinin ağızlarını sulandıracak kadar güzel olan bu koyun en güzel yerine kurduk çadırlarımızı..

 

 

 

Rotamızda kuzeye doğru ilerlerken yüzlerce rüzgâr santralleri yolculuğumuza eşlik etti . Bulgaristan’ın yıllarca ülkemize elektrik satabilmesinin nedenini de açıklıyordu bu karşılaştığımız manzara..Uçsuz bucaksız tarlalarda biçerdöverler henüz harmanları kaldırıyordu. Mısırlar cılız, ayçiçekleri güneşe dönük kelleleriyle olgun, domatesler kızarmaya yüz tutmuştu bu verimli deltalarda..

 

 

ROMANYA

 

Durankulak kasabasını da geçerek ulaştık Romanya sınırına.. Görevlilerin Türkiye’den girişte gösterdikleri hassasiyetin aksine, yarım dakikada tamamladıkları bir işlemle Romanya’nın Vama Vache isimli tatil beldesine adımımızı attık..

 

 

Şirin yazlıkların arasından uzanan yolla Tuna nehrinin yan kollarının deltalarında kurulan Lacul Mangalya  kasabasına ulaştık. Nehrin her iki yakasına sıralanmış binlerce gros tonluk gemilerin yapıldığı tersanelerden yükselen imalât sesleriyle yankılanıyordu ortalık. Sanmayın ki sadece metalin üzerine inen çekiç darbelerinin çınlamasıyla sınırlıydı sesler.. Tur boyu sürekli hissettiğimiz gibi en renkli ülkeydi bizim açımızdan Romanya..Sokak çalgıcılarıyla, dost ve sımsıcak çingeneleriyle, daha önce hiç duymadığım bitki kokularıyla, Bükreş’te Şanzelize’yle rekabet duygusuyla açılmış görkemli Çavuşesku bulvarıyla, kanallarıyla, hatta sokak köpekleriyle görülmesi gereken ülkelerden biriydi.. 

 

Arka planda Çavuşevku’nun sarayı…

 

 

Romanya; Çingene köylerinin bazen keman, bazen akordeon bazen de klarnet seslerinden oluşan mahalli orkestralarından yankılanan Balkan ezgilerinin en güzel örneklerini dinlememizi sağlıyordu tur boyunca..

Çingenelerin evlerinde de konakladık, kilise bahçelerinde de..  Tuna nehrini bir köprüyle geçerek Köstence’ye ulaştığımızda bir önceki yıl yaptığım Tuna turunun Karadeniz bağlantısını da tamamlamış olmanın coşkusuyla keyfim katmerlenmişti adeta..

 

 

Galati yakınlarındaki Oancea  sınır kapısından Moldovya transit  vizesi alarak Ukrayna’ya  ulaşmayı tasarlamıştık. Herhangi bir aksilik halinde de ( B ) planı olarak yola Moldovya sınırına paralel olarak devam edecek, Ukrayna’ya kuzeyden girecektik. Sınır konsolosluğunun geçici olarak kaldırılmış olduğunu öğrendiğimizde genç bir Gagavuz olan sınırın nöbetçi  komutanı bizden çok üzüldü bu duruma. Komutan vizesi vermeye rütbesinin yetmediğini ve çaresizliğini o tatlı Gagavuz lehçesiyle anlatmaya çalışırken içtendi ve dosttu.. Romanya’dan çıkmış, Moldovya’ya da girememiştik ya. İki ülke arasındaki ara bölgede birkaç saat vatansızdık.. Kısa bir süre hiçbir yere ait olmamanın keyfini çıkarttık.

 

Yeniden Romanya’ya dönerek sınıra en yakın köyde Tatai isimli bir çingenenin evinde geceledik. Köylerde orta yaşlı erkekler küçük koloniler halinde yaşıyordu. Sistemin çöküşünden sonra başlamış işsizlik. Kadınlar çalışmak üzere İtalya’ya gidiyorlarmış. Tatai kadınların çocuk bakımı ve temizlik gibi işlerde çalıştıklarını özlem dolu bakışlarla anlatırken duygu doluydu.. “Çavuşesku’ya çok haksızlık etmişiz”. “Çünkü o dönemde hepimizin bir işi vardı” diye de ekledi. Parçalanmış yaşamlarla doluydu artık Romanya…

 

AB ile gelen işsizliğin manzarası…       

 

Avusturyalı turcu abi -kardeş dostlarla..


Kuzeye devam ederken ıhlamur ormanlarıyla kaplı ve mobil arıcılık yapılan bölgelerden geçtik.  Arıları doğadaki çiçeklerin mevsimlerine göre motorize destekle taşımak, bal üretimini arttırmak açısından oldukça güzel bir yöntem olarak gözüktü gözümüze. 

 

Suceava üzerinden Siret sınır kapısına doğru daha da kuzeye ilerledik.

 

Ukrayna’ya az kaldı…

 

 

UKRAYNA

 

 

Siret’in içinden akan nehrin üzerindeki o upuzun köprüden geçerek dayandık Ukrayna sınırına. Kadın askerlerin koruduğu bu sınırda oluşan uzun Tır kuyrukları işlemlerin yavaş ilerlediğinin de göstergesiydi. İlk ve son kez bu sınırda bisikletlerimiz kayıt altına alındı. Bize potansiyel bisiklet kaçakçısıymışız gibi bakan kadın görevli bu bakışına tezat oluşturan bir yaklaşımla bagaj çantalarımıza karşı da çok ilgisizdi..

 

Bisikletlerimizin kaydedildiği kuponun bir parçasını kapıdaki görevliye teslim ederek daldık   Ukrayna’nın bağrına.. İlk benzinlikten temin ettiğimiz Ukrayna yol haritasının fotoğraflarını çekip  

yeni rotamızı da belirledik.. Daha ilk kilometrelerde değişen mimari yapı, bitki örtüsü  ve doğanın kokuları farklı ve güzel bir ülkede pedal bastığımızı hissetmemize neden oldu. Türkiye’de aylar önce tükenmiş olan kirazlar, dutlar ve kırmızı erikler de yeni olgunlaşmaya başlamıştı. Kuzeyde olmamızın ve iklim farklılığının sağladığı bu avantajla davetkâr meyveleri geri çevirmek olmazdı.. 

 

  İklim farkı-Temmuz ortalarında kirazlar daha  yeni oluyordu..

 

 

Akşam yemeğimiz..Menümüz türlü ve çoban salata. İlerleyen saatlerde taze sağılmış süt ve kahve de karşı evlerden ikramdı ama..:))

 

 

Ukrayna’da rotamızdaki ilk kentin adı telaffuzu bize oldukça zor gelen Chernivitsi’ydi.. Zor telaffuzuna karşın kolay ve düzenli bir kentti Chernivtsi.. Tüm doğu bloğunda derinden etkilendiğim planlı kent dokusu, estetik ve kişilikli mimari yapıları ve muhteşem parklarıyla şirin bir kent olarak yerleşti Chernivitsi hafızama.. Oldukça uygun bir fiyatla Çarlık Rusyası’ndan günümüze süzülerek gelmiş hissi veren yüksek tavanlı taş bir otelde konakladık..

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaklaşık beş yüz kilometre yolumuz vardı Kiev’e.. Bazen ana yollardan bazen de Ukrayna’nın Anadolu’sundan, yani alternatif yollardan gitmeyi önerdi Ahmet dostum.. Ana yollara koşut ve yolun her iki yakasında  kilometrelerce uzanan ağaçlar, arkalarındaki tarlaları görmemizi engelleyecek biçimde manzarayı perdeliyordu. Geçmişte bu ülkelere demir perde denmesine şaşırarak, olsa olsa yeşil perde denilebileceğine karar verdik iki yoldaş olarak. 

Turlarımı ibrahimkizilkaya.blogspot.com‘dan da takip edebilirsiniz.

 

Yazan: İbrahim Kızılkaya

 

 

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri Bölüm – 2

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri Bölüm – 3

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri Bölüm – 4

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri Bölüm – 5

Doğu Avrupa Bisiklet Turu Günceleri Bölüm – Final

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın