Buriram ve Ayakkabı Tamiri, Evrim ve Elif Yiğit

07/06/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

  

 

Buriram Tayland’ın ufak kentlerinden birisidir. İsan bölgesinde yani Tayland’ın doğusunda ve biraz daha fakir sayılacak bir bölgesindedir. Ününü ise Tayland’ın en büyük futbol takımına ev sahipliği yapmasına borçludur. Kent, çevresini yarım ay şeklinde saran su kanalı ve merkezinde yer alan bir kaç eski tapınak ile oldukça sevimli görünmektedir. Fakat hakkında çok az bilgi bulabileceğiniz bu kent, turizmin unuttuğu, neredeyse hiç bir yabancı turistin gelmediği bir konumda bulunmaktadır.

 

Biz Buriram yakınlarında, şehire yaklaşık 8km uzaklıkta volkanik bir orman parkında kamp kurmak için yer arıyoruz fakat burası bizim için çok keyifli görünmüyor. Haritamızda yakınlarda başka bir milli park görünmediğinden geceyi bu parkta kamp kurup geçireceğimizi kabulleniyor ve yakındaki akşam pazarına doğru yemek yemek için pedallıyoruz. Karnımızı tamamen doyurmak için bir saat gerekiyor. Bisikletlerimizi bıraktığımız yere geri döndüğümüzde yüzümüzü güldürecek güzel bir tesadüf oluyor. Bisiklet merakı olan bir çift ile tanışıyoruz ve bizi evlerine davet ediyorlar. Evleri ufak olduğu için bahçelerinde çadırda kalmamız gerekecek ama bisiklet konusunda bir çok ortak yönümüz olduğundan bol bol sohbet etme şansımız olacak. Erkek olan müzik öğretmeni ve eşi hemşireymiş.

 

Müzik öğretmeni ve eşi. 

 

Evlerine vardığımızda 10-12 bisikletlik bir koleksiyonla karşılaşıyoruz. Benim gibi çelik kadro hastası olduklarını anlamak zor değil. Bisikletlerin 4 tanesi XT ve XTR komponentlerle donatılmış ve bir tanesi 10’lu sistem.

 

Müzik öğretmenimizin bisikletleri. 

 

Ertesi sabah bisikletlere atlayıp şehre gidiyoruz. Ben bisikletimin zincirini ve dış lastiğini değiştiriyorum. Tahminimizden uzun süren bakım sonrasında karnımız acıktığından beraber çorba içmeye gidiyoruz. Çorbacı bizim bisiklet meraklısı müzik öğretmeninin arkadaşı ve iyi bir golf oyuncusu. Bazı ödüllerinin ve golf takımlarının arasında çorbalarımızı bitirip sohbet ediyoruz. Daha sonrada kilit mekanizmaları kırılmış olan ve ayağımdan çıkarmak için bıçağımı kullanmak zorunda olduğum bisiklet ayakkabılarını onarmak üzere ayakkabı tamircisine gidiyoruz. Şansıma ayakkabı tamircisinde bir çift eski Shimano ayakkabı var ve onları kesip biçip benim ayakkabımın gerekli yerlerini onarıyoruz.

 

Yolda karşılaştığımız bir bisikletçi. 

 

Genel bir özet ile Surin kentini, tanıştığımız insanları ve yaşadıklarımızı anlattıktan sonra asıl konuşulması gereken yere gelebiliriz. Asıl anlatmak istediğim Tayland’da gördüğüm ama sebebini açıklayamayacağım bir durumudur. Burada insanların maddi durumları alım güçleri şaşırtıcı şekilde iyi. Bir kaç örnek ile durumu netleştirmek isterim. İlk resim akşam marketinden. Burada çorbalar 1,5-2TL civarında. Eğer 5TL verirseniz bir mangal alıp sınırsız et, tavuk, balık, karides, kalamar, ahtapot, meyve ve sebze yiyebilirsiniz. Yani burada yemek için harcayacağınız miktar şu şekilde: 1-2TL’ye karnınızı doyurabilirsiniz, 5TL’ye ise sınırsız yemek yiyebilirsiniz. 6TL’nin anlamı: yemek için harcanamayacak kadar çok. Şimdi gelelim pazarımıza. Buradaki insanlar 1TL’ye yemek satıyorlar ve bu pazar yerine son derece pahalı arabalar ile geliyorlar ve bu arabaların fiyatları Tayland’da da Türkiye’de de aynı. Yani 1TL’ye çorba satıp iyi bir araba almak mümkün. Gelelim ikinci tabloya; müzik öğretmenimiz ve hemşire olan eşine, saydığım bisikletlerin yanında bir tane Honda araçları ve bir tane 4×4 jipleri var. Üçüncü tablo ise çorbacımız ve güzel hobisi olan golf. Mesela bizde ufak ölçekte bir çorbacı düşünün, sadece gündüz çalışsın ve güzel bir evi, arabası ve golf oynamak gibi bir hobisi olsun. Sizce mümkün mü? Tayland’da durum kısaca böyle. Bir çoklarımız burası ucuz olduğu için fakir olduğunu düşünüyor. Ama görüldüğü gibi fakir değiller. Kuzey Tayland’da bir kadınla tanışmıştık, bize fakir olduğundan bahsetmişti, biz de arabası olduğunu ve araba alabildiğine göre fakir sayılamayacağını söylemiştik. Cevap olarak “elbette arabalarım olacak çünkü ben çiftçiyim tarlalarım var” demişti. 3 tane arabası varmış.

 

Ayakkabı tamiri. 

 

Bu kadar özet yeterli sanırım, kaldığımız yere dönelim, yani ayakkabı tamirine. Ayakkabılarımı tamir ettirirken başlayan sağanak yüzünden dükkana çakılıp kalıyoruz. Yağmur bittiğinde tüm bu işleri yetiştirmek için ne kadar çok vakit kaybettiğimizi fark ediyoruz ve öğretmenin evine geri dönüp bir gece daha kalmak zorunda kalıyoruz.

 

Şimdi konuyu bitirmeden önce dördüncü bir tablo çizmek gerek. Fakat bu dördüncü tablo benim için açıklaması en zor, sizler içinde inanması en güç olanı olacaktır. Çünkü bu tür gezi yazılarında insanlar olayları anlatırlarken biraz yalan söyleme eğilimindedirler. Bunun olaylara biraz renk katacağını bilirler. Bu bu tür ufak süslere karşı değilim ve okuduğum bazı gezi kitaplarında bu tür ufak yalanların çok güzel kullanılanlarına şahit oldum. Sanırım bu tür yalancı gezginlerin elinden çıkan en önemli yapıt Kazım Taşkent serisinde basılan ve YKY’nin çıkardığı “Doğuya Seyahat” olsa gerek. Yazarın adını yazmam çok zor bu yüzden kusuruma bakmayın, fakat yazar seyahati sırasında olayları öylesine bir macera havasına sokmuş ki kitabı Simbat’ın serüvenleri gibi okuyorsunuz. İşte bu bir teknik ve bir yetenek bence ama şimdi anlatacaklarımda buna benzer bir teknik kesinlikle olmayacaktır ve söylediklerim sadece gördüklerim, yaşadıklarım olacaktır. Eklediğimiz fotoğraflara bakan dikkatli bir göz aslında anlatılacak olanları çoktan okumasını bilmiştir zaten. Bir diğer nokta ise eğer elimizde burası ile ilgili fotoğraflar olmasaydı bu dördüncü tabloyu çizmeye yeltenmezdim bile.

 

Dördüncü tablo, ayakkabı tamircisi. 

 

Tamirci bizim müzik öğretmenin bir arkadaşı ve ne yazık ki İngilizce konuşamıyor, fakat müzik öğretmeni sayesinde birbirimize derdimizi rahatlıkla anlatabiliyoruz. İlk olarak oraya ayakkabılarımı tamir etmek için gitmediğimizi sadece yaklaşan yağmurdan saklanmak için bir mola yeri olarak seçtiğimizi belirtmeliyim. Fakat ayakkabılarımda bahsettiğim sorunlar olduğundan kilit mekanizmalarını çıkarmayı ve yerine cırt cırtlı bir sistem yapmayı bir kaç gündür düşünüyordum. İtiraf etmeliyim ki farklı dilleri konuşan ve ayakkabı tamiri konusu dışında başka bir şeyden anlamayan bir insana aylarca ayağınızdan çıkarmayacağımız ve daha 3-4 bin km yol yapacağınız bisiklet ayakkabılarını emanet etmekte biraz tereddüt yaşıyorsunuz. Bir süre düşündükten sonra kararımı veriyorum ve neler yapabileceğimizi tartışıyoruz. 

 

Bahsettiğim Shimano marka eski bisiklet ayakkabıları benim ayakkabılarımı tamir etmek için yeterli oluyor. Oradan kesilen parçalar ile ayakkabımı onarıyoruz. Ayakkabılarımı giyince Garneu Shimano kırması gibi görünen yeni iki markalı ayakkabılarım ile ilgili espriler yapıyoruz. Dükkanın resmini umarım en kısa zamanda koyabiliriz. Fakat resim bu yazıya eklenmiş gibi yazıma devam edeceğim. Şimdi ayakkabıcının dükkanının resmine biraz daha dikkatli bakalım. İlk olarak tavandan sarkan bisikletler dikkat çekiyor. Dışta en kötü durumdaki bisikletler yer aldığından bu çok açıklayıcı bir durum değil. İkinci olarak etrafta bulunan bisiklet ile ilgili malzemeler, bisiklet ile daha yakından ilgili bir ayakkabı tamircisi izlenimi uyandırıyor. Duvar saatinin etrafında yer alan fotoğrafların aslında bazı yarışlar esnasında çekildiğine dikkat etmek gerek. Raflarda yer alan kupalar ve gazetelerde çıkan bazı yazılar ise tamircinin bisiklet aşkını ortaya koymak için yeterli sanırım.  Bir ayakkabı tamircisinin sahip olduğu bisikletlere bakalım şimdi de; sanırım çok göze batmasa da yol bisikleti olarak en arkada yer alan kırmızı Trek karbon olmalı ama emin olamadım. Karşı duvarda yer alan siyah bisiklet kadrosu ise karbon. Konuştuğumuzda MTB yarışlarda buranın en iyisi olduğunu söylüyor, bazı kupaları MTB yarışlarından kazanmış, ama amatör bir bisikletçi olduğunuda hemen belirtiyor. Parmağı ile 3 yapıp bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama konu ile alakasız olduğunu düşündüğümden anlamak için çaba göstermiyorum. Tuvalete gittiğim zaman parmağı ile yaptığı 3’ün ne anlama geldiğini anlamak kolaylaşıyor. Duvarda bir bisiklet dışarıdan geçenlerin göremeyeceği bir şekilde asılı. Onca zamandır dışarıda oturup dükkanı incelememe rağmen ben bile içerideki triatlon bisikletini tuvalete gidene kadar fark edememişim. Parmağı ile yaptığı 3’ler de triatlon yarışlarıymış. Hemen yakınlarda yapılacak olan Ko Samui Triatlonu’ndan bahsediyorum fakat o bölgesel yarışlara katıldığını, amatör olduğunu ve Tayland’ın en büyük triatlonlarından birinin Ko Samui’deki olduğunu söylüyor.

 

Ayakkabı tamircisinin bisikleti. 

 

Dördüncü tablo aşağı yukarı böyle. Ve emin olun tamircimiz bir milyonerin çocuğu veya hayalindeki meslek olan ayakkabıları tamir etme işine kendisini adamış şanslı insanlardan değil. Ya da ayakkabı tamiri konusunda inanılmazı başarmış ve büyük paralar kazanmış birisi de değil. Bizim bisiklet tutkunumuz Tayland gibi sandalet haricinde hiçbir şeyin ayağa geçirilmediği bir ülkenin, Buriram denilen ve tahminimce 300 bin civarında kişinin yaşadığı orta ölçekli bir kentinde, yapılabilecek en mütevazi zanaatlardan birisini yapan basit bir ayakkabı tamircisidir ve bu durumda dahi hayallerini gerçeğe dünüştürebiliyor, dilediği bisiklete binebiliyor. Nasıl mı? Nedenini bende açıklayamıyorum ama sadece şunu biliyorum burada devlet halktan almak yerine vermeyi seçmiş. Daha önce bahsettiğim gibi temel ihtiyaç olan bir çok şey belli miktara kadar bedava.

 

Peki şimdi yeni bir tablo oluşturalım ve kendimize bakalım. Bisikletçiler olarak isteyip durduğumuz bisiklet yollarını, park yerlerini düşünelim. Bence bunlar bisiklet konusunda çözmemiz gereken asıl sorunlar değiller. Bisiklet alabilen bir kaç kişi olarak kendimiz için yollar ve park yerleri istemek belki de bir parça bencillik. Mesele daha fazla insanın bisiklete binebilmesini sağlamak, mesele satın alamayacakları bisikletleri güven içinde bırakabilecekleri park yerleri yapmak, ya da hiç olmayacak bisikletleri kullanmaları için bisiklet yolları yapmak değil. Sorun nerede peki? Sorun ayakkabı tamircilerimizde. Ne zaman ayakkabı tamircilerimiz karbon bir bisiklet alabilirlerse, diledikleri bisikletlere binebilirlerse, yarışlara katılabilirlerse, yarışları kazanabilirlerse sorun o zaman ortadan kalkar. O zaman hep beraber bisiklet yolu için gidip belediyenin kapısını çalarız. Ama ayakkabı tamircisi hak ettiği bisikleti alabilene kadar mücadele edilmesi gereken çok daha ciddi sorunlar var.

 

Şimdi son iki yazı ile ilgili iki soru:

1- Ne zaman farklı cinsel tercihlere sahip insanlar, topluma dahil olacaklar, süper marketlerde, benzincilerde, tapınaklarda, dini mekanlarda yada devleti temsil edebilecekleri gösterilerde, tanıtımlarda çalışabilecekler, rahatlıkla okula gidebilecekler, parmakla gösterilmeyecekler?

2-Ne zaman ayakkabı tamircilerimiz kaliteli spor malzemeleri alabilecekler, çorbacılarımız golf oynayabilecekler, yarışlara katılabilecekler birincilikler kazanabilecekler?

 

Cevap zaten bildiğimiz şey, Tayland fakir bir ülkedir, ucuzdur ve gelişmemiştir.

 

Sevgiler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Khao Sa La, SurinKamboçya – 15.04.2012

 

Kamboçya – 13.04.2012

 

Nerelerde Kaldık – 07.04.2012

 

Tayland – Nan & Geleneksel Kıyafetler – 29.03.2012 & 03.04.2012

 

Laos, Pongsavan, Luang Prabang – 26.02.2012

 

Laos – 18.02.2012

 

Kuzey Tayland – 02.01.2012

 

Malezya KL – 02.12.2011

 

Endonezya-Sumatra – 22.11.2011

 

Kuala Lipis, Kuala Tahan, Jerantut, Temerloh, Bentong – 30.10.2011

 

Taiping, İpoh, Cameron Highlands – 24.10.2011

 

Malezya, Alor Star,Yan, Sungai Pethani, George Town – 19.10.2011

 

Hat Yai, Pdang Besar – 19.10.2011

 

Trang – Phattalung – 12.10.2011

 

Thai Mueang-Phuket-Krabi – 09.10.2011

 

Ranong, Ufak Bir Ara – 03.10.2011

 

Map Amarit, Cumphon, Kra Buri, Ranong – 02.10.2011

 

Petchburi- Hua Hin- Prachuap Khiri Khan – 27.09.2011

 

Kanchanaburi-Chom Bung Arası Bisiket Yolculuğumuz – 23.09.2011

 

Bangkok ve Kanchanaburi – 22.09.2011

 

Tayland’dan Selamlar – 19.09.2011

 

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın