Arabalar ve Anayollar… Kamboçya’ya Yetişmek

10/07/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

  

 

 

Nan bölgesinin aklımda bunca güzel anı ile geride kalan bu bakir yerlerini, son kentimiz Dan Sai’ye ulaşmamız ile bitirmiş olduk. Burada kendimize uygun bir kamp alanı bulamadığımızdan ve şiddetli bir yağış başladığından bir otel tuttuk. Kentte büyük bir market vardı. Bu bizim için Nan bölgesinde bulamadığımız bazı yemekleri tekrar tatmamız demekti. Ayrıca kent sanırım Temmuz’da yapılan bir festival ile ünlenmişti. Burada, aslında pilav yapmak için kullanılan, bambudan örülmüş bir tür sepetten maskeler yapılıyordu. Bu maskelerin binlercesi festival süresince, değişik kıyafetler giymiş insanlarla birlikte sokaklarda dolaşıyormuş. Bu maskeleri, üretim yapan dükkanlarda, müzelerde, tapınaklarda ve şehrin giriş çıkışlarında görmek mümkündü.

 

 

Ertesi gün devam edeceğimiz yol bizi 30km sonra anayola, 2 gün sonra da Kamboçya’ya, sınıra kadar devam edecek 4 gidiş 4 geliş şeridi olan geniş otoyollara çıkardı. İki tane şehri birbirine bağlamak için yapılan bu otoyolların hayattan bu kadar uzak kalmış olması garipti. Bu yollar sıkıcı ve hızlıydı. Bisiklet üzerinde biz de hızlandık. Gün içinde yaptığımız mesafeler iki katına çıktı. Ama gördüklerimiz önceki mütevazi, dar yollara nazaran neredeyse hiçbir şeydi. Çünkü bu yollar renksizdi. Hızla geçip giden arabaların kaldırdığı tozdan ya da saatte 90’la giderken yoldan başka bir şey düşünmeyen sürücülerin, saatlerce yol üzerindeki şeritleri, o kesikli beyaz çizgileri takip eden gözlerinin ferinin gitmiş olmasından dolayı yollar grileşmişti. Burada bisiklete binerken ileriye bakmak istemiyordum. Çünkü yol ileride hiç bitmeyecekmiş gibi devam ediyor, ileriye baktıkça insanı korkutuyordu. Bisiket üzerinde bu yollarda ufacık kalıyordum.

 

 

Bu şekilde birkaç gün ilerledikten sonra sağanak yağışa yakalandık. Bir süre yağmurda ilerledikten sonra yağış azaldı fakat bu sefer de yerine şiddetli bir rüzgar başladı. Ana yolda araçlar çok etkilenmese de, ağaçların seyrek olması bizi direk rüzgarın kurbanı haline getirdi. Bir süre daha ilerledikten sonra bir polis istasyonunun bulunduğu bir kavşağa geldik. Buradaki yolun tepesinde yolu bir üst geçit gibi boydan boya geçen tabelaların rüzgardan zarar gördüğünü ve sac yüzeylerinin yerlerinden çıkmaya başlayıp mendil gibi havada sallanıp durduklarını gördük. Bu şekilde görevi uyarmak ve bilgi vermek olan tabelaların tehlike uyarılarını dikkate aldık ve gerideki polis istasyonunda beklemeye karar verdik.

 

Buradaki polisler bizi kokpit ekibi gibi karşıladılar; hemen birisi yüzümüzü elimizi çamurdan arıtmamız için, burada marketlerde de satılan bir tür ıslak, kolonyalı havlu verdi. Bu havlular pamuklu kumaştan olduklarından daha sonra da kullanmanız ya da bisikletinizi iyice temizlemeniz mümkündü. Diğer polis ise kahvelerimizi hazırladı. Bir yandan içimiz ısınırken Elif tuvalete gitti ve uzun süre çıkmadı. Geri döndüğünde üzerindeki kıyafetlerini yıkamış, duşunu almıştı. Ben de ardından duşa girdim. Çıktığımda polislerin verdiği trafik polisleri için hazırlanmış bir çift haritada yolları inceledik ve bize kamp için önerecekleri yerleri belirledik. Rüzgarın kesilmesi ile yola devam ettik, Saraburi bölgesine giriş yaptık ve ana kente 30km mesafedeki bir kente vardık. Burası büyük bir kentti ve eğer burada bir kamp alanı yoksa bizim otelde kalmamız gerekecekti. Kamp alanı olup olmadığını sorabileceğimiz tek yer de polis karakoluydu. Vardığımızda polislere derdimizi anlattık ve şehir yakınlarında bir yerlerde çadırda kalmak istediğimizi söyledik. Bize hemen karakolun toplantı odasını gösterdiler ve istersek burada kalabileceğimizi söylediler. Buraya bisikletlerimizi yerleştirip çadırlarımızı kurduk. Odada ayrıca klima vardı. Bu sayede gece ısıyı istediğimiz gibi de ayarlayabiliyorduk. Fakat bu sefer artık insanların iyi niyetlerini suistimal etmeye başladığımızı düşündüm. Bize karşı bu kadar iyi davranıyor olmaları güzeldi, ama en azından her yerinde otel olan bir kentte otelde kalmak doğru olmaz mıydı. Bizim amacımız sadece şehirde kamp alanı olup olmadığını sormaktı.

 

 

Polislerdeki bu rahatlığın sebebine gelince, onlar için birilerinin karakollarda kalması normal bir durumdu. Bunu anlamak için Kamboçya sonrasında gezeceğimiz Issan bölgesini bitirmemiz gerekecekti. Çünkü buradaki eski bir alışkanlık vardı; polis karakolları zamanında bizdeki hanlar gibi kullanılıyordu. Hava her zaman güzel olduğundan seyahat eden Thai halkı geceleri karakollarda kamp kuruyorlar, çadırlarında ya da sinekliklerinde geceyi geçiriyorlardı. Bu gelenek hala Issan bölgesinde devam ediyordu. Bu bölgede çok fazla otel yoktu ve olsa bile herkes otelde kalmak zorunda değildi. Arabası ile seyahat ederken sadece geceyi geçirecek birisinin otel için para vermesi, yani sadece güven içinde uyumak için para harcaması Thai halkı için fazla lükstü. Eğer güven içinde olmak istiyorsanız polis bu iş için görevlendirilmişti, eğer uyumak isterseniz bunu istediğiniz yerde yapabilirdiniz. Karakolların bu şekilde kullanıldığını Issan bölgesinde 4-5 karakolda bizden başka yerel halk ile birlikte kalınca anladık. Bunu çoğunlukla Issan bölgesinde görme sebebimiz ise bu bölgenin biraz daha az gelişmiş olması ya da okulların tatile girmiş olması olabilirdi. Tatilde aileler daha fazla seyahat etmeye başladıklarından yollarda daha fazla insan görmek mümkün oluyordu. Ayrıca bu döneme denk gelecek olan Sonkram yani su festivali de bir etkendi. Bu festival zamanında Thai halkı doğduğu, ailesinin yaşadığı kentlere dönüyorlar ve kutlamaları aileleri ile birlikte yapıyorlardı. Bu yüzden bu tür dönemlerde Thai halkı yollarda oluyordu.

 

Kamboçya sınırına yaklaştıkça yollar büyüdü ve daha da sıkıcı hale gelmeye başladı. Çok fazla kamyon trafiği olmasa da, Nan’da geçen güzel zamanın ardından burası büyük bir kontrasttı; burada dar yolların yerini otoyollar, ufak köylerin yerini ise büyük şehirler almıştı. Güneş asfalt yolları gün boyunca kavurmuş, bisiklet üzerindeyken sıcak ile mücadele etmek zorunda kalmıştık. Yol kenarındaki ağaçların gölgesinde gitmeye alıştığımız Nan’dan sonra, binaların ve benzin istasyonlarının arasında yol almaya başlamıştık.

 

 

Burada insanlar da sıkıcıydı. Arabalarında son sürat geçip giden, bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar görmek istemiyorduk. Bu insanlar arabalarının içinde, şehirlerin arasındaki bu yollarda, sadece yolun bitmesini dileyip, yoldan başka bir şeye dikkat etmeden ilerliyorlardı. Onlar için bu yollar kırmızı ışık, yeşik ışık, yol çizgileri, kavşaklar ve trafik işaretlerinden oluşuyordu. Otomatikleşmiş, makine gibi davranan insanlar ile beraber Kamboçya’ya yetişmeye çalışıyorduk.

 

Eğer bir arabanın içerisinde yoldaysanız, bizi, bisikletlerimizi fark etmeyebilirsiniz. Arabanın içinde olan insan dünyaya farklı bir gözle bakar bence. Buradan dünyayı aynı televizyon ekranı gibi, bir camın arkasından seyredersiniz. Bakmazsınız. Gördüğünüz görüntüler hızla geçer gider, izlediğiniz, camda gördüğünüz görüntü hızla ileri saran bir video gibidir. Sesi kısılmıştır. Arabanın içinde görüntüler ile alakasız başka bir dünyanın sesleri vardır. Dışarıda olan bitenden habersiz arabanızda ilerlersiniz. Bu görüntüler aynı televizyon ekranı gibi beyninizi yavaş yavaş uyuşturur. Arabanın içinde uyuşmaya başlayan beyniniz, aynı televizyon başında elinde kumanda uyuyup kalan ya da aynı reklamı binlerce defa izlemiş beyinler gibi düşünmemeye, farketmemeye başlar. Arabanızda uyursunuz. Arabada uzun yollarda yanınıza sadece gevezelik etsin diye birisini oturtursunuz. Konuştukça yaşadığınızı anlar, araba kullanmak, o sıkıcı ekrana, cama bakmak dışında bir şeyler yapar, beyninizi uyuşmaktan kurtarırsınız. Ama inanın, benim bisiklet üzerinde inanın en son isteyeceğim şey yanımda konuşup duracak gevezenin tekidir.

 

 

Cam sizi dışarıdan korur. Uzaya çıkan birisini dış etkenlerden koruyan kıyafet gibi. Gürültüden korur –ki inanın o gürültü arabanızın gürültüsünden başka bir şey değildir-, müzik açarsınız; pis kokudan kokur, bazen başka bir arabanın yanlışlıkla ezip geçtiği bir hayvan leşinin kokusudur koruduğu, klimanızı açarsınız; yağmurdan korur, soğuktan, rüzgardan, sıcaktan, güneşten korur ama en önemlisi dışarıdaki insanlardan korur. En cesurumuz bile kırmızı ışıkta durmuşken arabanıza gelen, telefon şarjı satan, ya da arabanızın camını silmek isteyen çocukları gördüğümüzde arabanın camını sıkıcana kapatır, onların seslerine kulaklarımızı tıkarız, görmemeye çalışırız. Tedirgin oluruz. Yan camda çocuklar beklerken bazen trafik lambasının yanmasını bekler, bazen de kibarlığımızdan camı iki parmak aralar ve para uzatırız. Bisiklette kapatacak camlar yoktur. Ama bisikletle durduğumuzda insanlar inanın başka şeyler için yanımıza gelirler. Amaçları sadece sohbet etmek, arkadaş olmaktır. O yüzden de onların arkadaşlıklarından korkmayız bisiklet üzerinde. Bu andan sonra ellerinde satmak için tuttukları şeyleri unutmuş ve tekrar çocuk olmuş yeni arkadaşlarımız, bisikletle ne kadar hız yaptığımızı, ne kadar km yaptığımızı sorarlar. Bazen de sadece merhaba diye yolun diğer tarafından bağırırlar. Arabalara kimse bağırmaz tabi merhaba diye. Bu merbahalar yolların size verdiği en büyük armağanlardır. Yolda araba ile ilerlerken kaç kişi ile selamlaşırsınız, kaç kişiye gülümser, el sallarsınız? Bisiklette geçtiğiniz her köyde, her evde mutlaka insanlar ile göz göze gelirsiniz, bazen daha 5-6 yıllık gözlerle dünyaya bakan bir çocuk peşinizden el sallayarak koşturur, bazen ölümü bekleyen yaşlanmış gözler hafifçe gülümser, bazen kadınlar, bazen erkekler, okula giden çocuklar, işleri başındaki insanlar bakarlar ve gülümserler. Onların gördükleri şey siz değil, onların hayallerinden, özlemlerinden bir parça, hep yapmak istedikleri, hep olmak istedikleri bir şeyler, bisikletin üzerinde özgür olmaktır. Sadece birkaç saniye içinde onlar ile göz göze gelir, gülümser ve birbirimize bir şeyler hatırlatırız. Bazen özgür olmayı, bazen hırslı olmayı, bazen mutlu olmayı, gülmeyi hatırlatırız birbirimize. Yani bisiklet üzerinde bedenimiz yavaş hareket edebilir, araba ile hızla yanımızdan geçebilirsiniz ama beynimiz bisikletin üzerinde, arabaların içindeki beyinlerden çok daha hızlı çalışır.

 

Bu yollarda, bazen kendimizi rahatlatacak alternatif yollar bularak, bazen de arabaların arasına sıkışmış halde ilerleyerek Kamboçya sınırına yaklaştık. Son gecemizi sınıra 65km mesafedeki Aranya Prathet’te daha önce de kalmış olduğum otelde geçirdik. Ertesi gün de sınıra kadar olan 60km yolu 29km ortalama hızla tamamladık ve sınır kentine geldik. Arkadan esen güzel bir rüzgar bizi bu hızla Kamboçya’ya yetiştirdi. Kamboçya sınırına 5km kala Aranya Prathet denilen şehirde yemek yerken bir bisikletçi ile tanıştık. Türkiye’den, İran’dan geçmiş olan bu arkadaş Kamboçya’dan Tayland’a giriş yapmıştı ve elinde de bir iç lastik tutuyordu. Gülüp bu iç lastiği 1 ay boyunca Kamboçya’da arayıp durduğunu anlattı. Güldüm. Daha sonra blogundan gördüğüm kadarı ile o da benim gibi Surly bisiklet kullanıyordu. Nedense o anlatırken ben de Endonezya’da başıma gelenleri, iç lastik yüzünden ne sıkıntılar yaşadığımı hatırladım. Onun Tayland’a girdiği zamanki mutluluğunu anlamak kolaydı benim için.

 

 

 

 

1 Mayıs & Issan Mukdahan ve Nakhom Phanom Province – 01.05.2012 & 02.05.2012

 

Nan ve Dar Yollar – 30.04.2012

 

İssan Tayland – 23.04.2012

 

Arkadaşlarımız – 21.04.2012

 

17 Nisan 2555 Pha Taem Milli Parkı – 21.04.2012

 

Buriram ve Ayakkabı Tamiri – 18.04.2012

 

Khao Sa La Surin – 15.04.2012

 

Kamboçya – 13.04.2012

 

Nerelerde Kaldık – 07.04.2012

 

Tayland – Nan & Geleneksel Kıyafetler – 29.03.2012 & 03.04.2012

 

Laos, Pongsavan, Luang Prabang – 26.02.2012

 

Laos – 18.02.2012

 

Kuzey Tayland – 02.01.2012

 

Malezya KL – 02.12.2011

 

Endonezya-Sumatra – 22.11.2011

 

Kuala Lipis, Kuala Tahan, Jerantut, Temerloh, Bentong – 30.10.2011

 

Taiping, İpoh, Cameron Highlands – 24.10.2011

 

Malezya, Alor Star,Yan, Sungai Pethani, George Town – 19.10.2011

 

Hat Yai, Pdang Besar – 19.10.2011

 

Trang – Phattalung – 12.10.2011

 

Thai Mueang-Phuket-Krabi – 09.10.2011

 

Ranong, Ufak Bir Ara – 03.10.2011

 

Map Amarit, Cumphon, Kra Buri, Ranong – 02.10.2011

 

Petchburi- Hua Hin- Prachuap Khiri Khan – 27.09.2011

 

Kanchanaburi-Chom Bung Arası Bisiket Yolculuğumuz – 23.09.2011

 

Bangkok ve Kanchanaburi – 22.09.2011

 

Tayland’dan Selamlar – 19.09.2011

 

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın