6.Runtalya Maratonu Koşuldu

08/03/2011  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

 

6. Runtalya Maratonu 6 Mart 2011 Pazar günü sabahı koşuldu. Önceki yıllardan farklı olarak en zor koşullarda koşulan yarışı, daha başından birçok kişi terketti. Minik adımlar kategorisi sağanak yağmur nedeniyle iptal edildi. 10k ve maraton kategorileri de 15dk ertelenerek startları verildi. Maraton ve 10km’nin startının 45dk öncesinde başlayan sağanak yağmur yüzünden bütün yarışçılar daha yarışa başlamadan sırılsıklam olmuştu. Parkur ise, start dahil ilk birkaç km boyunca derin su birikintileriyle doldu. Katılımcılara çip tesliminde yağmurluk verilmesi bir miktar işe yaradı, hatta birçok yarışçı bu yağmurluklarla yarıştı.

 

 

Kayıtlı yarışan sayısının 3250 olduğu belirlenen yarışın maraton kategorisine yaklaşık 1000 kişi katılmasına rağmen sadece 432 kişi bu zorlu yarışı tamamlayabildi. Kayıt dışı katılımlarla birlikte sayının 6000’lere ulaştığı söylenen yarışa ilgi giderek artmakta. Avrasya maratonundan sonra Türkiye’nin en büyük 2.maratonu olan Runtalya’nın ülkemizin tanıtımı ve sporu yaygınlaştırma adına aslında önemi büyük.

Şimdi sizlere yarışa dair her noktaya değinerek izlenimlerimi paylaşacağım.

 

Yarışın duyurusunun Antalya tramvaylarının üzerine asılan haberler ve billboard’lar aracılığıyla yapılması işe yarayan bir yöntemdi.

 

 

 

Son gün kayıtları ve çip teslimleri her yıl olduğu gibi yine Antalya 5M Migros’un alt katında yapıldı. 10k, Yarı maraton ve maraton kategorileri için ayrı masaların olması aynı Avrasya’daki gibi işlemleri kolaylaştırdı.

 

 

 

 

Kayıt masalarında yarışacaklara verilenler ise şöyle;

* Bedeninize göre uygun ölçüde bir adet kısa kollu polyesterden üretilmiş siyah-altın renklerinde forma

* Yarışta kullanacağınız tek kullanımlık çip ve göğüs numarası

* Bir uçuş firmasının post iti, bloknotu ve 4-5 adet sticker’ı, uluslararası ve iç hat uçuşlarının bulunduğu broşür

* Likya yolu ultra maratonunun tanıtım broşürü

* 2 Ekim 2011’de düzenlenecek olan Sparkasse maratonunun tanıtım ve kayıt broşürü

* 3-4 Eylül 2011’de düzenlenecek olan Mitteldeutscher maratonunun tanıtım broşürü

* 12. Olympiad Turkey organizasyonuna dair broşür

* Runtalya’nın ticari fotoğraf şirketinin tanıtım kağıdı

* Islak mendil

* Yağmurluk (bu yılkinin önceki yılda verilene göre daha kaliteli olduğunu öğrendim)

* Makarna partisi için tek kullanımlık fiş

* Bütün bunların içine konduğu ve yarış sonrası için kişisel eşyalarınızı da içine koyabileceğiniz bir sırt çantası (dikişlerinin zayıflığından maalesef henüz Antalya’dan ayrılmadan bir omuz askısı koptu)

 

 

Makarna partisinde 3 farklı çeşit makarna verildi.

 

 

 

Bu esnada birçok sporcu biraraya gelme fırsatı bularak yarış öncesi birbirleriyle hedeflerini paylaştılar.

 

 

Yarış sabahı start noktasının yakınına 15 kadar portatif tuvalet konulduğunu gördüm.

 

 

Portatif tuvaletler yarışlar için olmazsa olmazlardan. Dileriz bu, bütün yerel ve uluslararası yarışlarda uygulanır. Koşucular henüz gelmemişken önü boş olan tuvaletlerin yarış saati yaklaşıp koşucular da toplandıkça her birinin önünde 10’arlı sıralar oluşmaya başladı. Bu görüntüden 15dk sonra başlayan sağanak yağmurla koşucuların büyük kısmı yakındaki ilk binanın sundurmasının altına sığındı.

 

 

 

Yağmur dinmeyip şiddetini artırınca yarış komitesi, startı 15dk erteledi. Bu yine de işe yaramadı. Çünkü her yer çoktan göl olmuştu ve yağmur aynı şiddette devam ediyordu.

 

 

 

Daha start öncesi ayakları dahil bütün vücutları sırılsıklam olmuş maratoncular, yarışın ilerleyen km’lerinde ayaklarının bu duruma nasıl bir tepki vereceğinden endişe ederek koşmaya devam ediyorlardı. Yağmurun bu denli yoğun olması, seyircilerin de sayısını azalttı. Yine de özellikle yabancı vatandaşların o kötü hava koşulunda sporculara, atletizme olan destekleri takdire değerdi.

Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Runtalya maratonunu şenlendiren özel bir yarışçı da parkurda ter döktü. 24 saat asfaltta yalın ayak koşarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Dietmar Mücke, Pumuckl kostümüyle yine yalın ayakla 42.2km’yi koştu, üstelik 3:23:57 gibi çok iyi bir dereceyle!

 

 

 

Daha start verilmeden parkurun başlangıcının göl haline dönüştüğünü görebiliyoruz

 

 

Birçoğumuz sokakta karşıdan karşıya hızlı geçmeye üşenirken bebek arabasıyla bile maraton koşanların olduğunu görmek daha katedecek uzun yolumuzun olduğunu gösterdi.

 

 

Yarışı renkli kılmak adına organizasyon komitesi, yarışın içine çeşitli etkinlikler de ekliyor. Mehteran takımı ve darbukalı roman müziği grubu buna iyi birer örnek;

 

 

Altta 10km’nin ilk üçünü yarışırken görüyoruz. Yarışı 1. olarak bitirecek Fatih Bilgiç burada da en önde, ortada görülen Moses Too finishte geçilerek 3.lüğe yerleşirken arkada tam net görülemeyen Erdinç Ekin ise Fatih Bilgiç’in sadece 1 saniye arkasından 2.liğe yerleşiyor.

 

 

Kenyalı Moses Too, 2009 Runtalya’da yarı maratonda birinci gelmişti.

 

 

10k’nın bayan şampiyonlarına baktığımızda 38:29’la Birgül Ceylan birinci olurken, 40:07 ile Alman Olivia Grüner ikinci, 43:13 ile Canan Mine Koçgil üçüncü oldu.

Altta 10k bayanlar 3.sü Canan Mine Koçgil’i kupasıyla beraber görüyoruz;

 

 

Yarı Maraton’da erkeklerde 1:06:08’le Murat Ertaş birinci, 1:09:53’le Alman Dennis Pyka ikinci, 1:10:40’la Marc Andre Ocklenbur üçüncü oldu. Yarı maraton bayanlarda maalesef ilk 11 içinde hiç Türk sporcusu göremedik. Bunda, ülkemizin uzun mesafe bayan atlet eksiğinin payı büyük. İlk 3’ü sayacak olursak; 1. 1:17:12 ile Rus Olesya Nurgalieva, 2.  1:18:36 ile Olesya’nın ikiz kardeşi Elena Nurgalieva, 3. ise 1:21:02 ile Amerikalı Angela Sandy oldu.

Olesya ve Elena Nurgalieva kardeşleri görüyoruz;

 

 

İkizlerden Olesya’yı yarışırken görüyoruz;

 

 

 

Maraton’un birincisi 2:38:09’la Ahmet Arslan, ikincisi 2:38:42 ile Salih Öztürk, üçüncüsü ise 2:41:24’le Aytekin Sanin oldu. Bir kişi hariç ilk 10’da sadece Türklerin olması sevindirdi.

 

 

Maratonun bayan şampiyonlarına bakacak olursak birinci 3:04:00 ile Alman Birgitt Lennartz, ikinci 3:09:50 ile bütün parkuru eşiyle beraber koşan Lütfiye Kaya, üçüncü ise 3:11:35 ile Alman Ulrike Mayer Tancic oldu.

 

Tüm sonuçlara baktığımızda Türk bayanlar maraton kategorisinde yaş ortalamasının hep yüksek olması da yine ülkemizde gençlerin spora teşvik edilmediğinin somut göstergesiydi.

Bir başka takdire değer kategori ise tekerlekli sandalyeleri ile maratonu geçen engellilerdi. Hava koşulları bir yana, parkur üzerinde bulunan dev kasisler ve dev mazgallar yüzünden bütün engelli yarışçılar zor anlar ve hatta kaza tehlikesi geçirdiler. Bu bilgiler gözönüne alındığında sadece 3 engellinin yarışı bitirebilmesi daha kolay anlaşılacaktır.

 

 

Engellilerin birincisi 3:14:09 ile Ömer Çantay, ikinci 3:20:52 ile Birol Kamar olurken,  3:43:36 ile Hamide Kurt maraton engelli kategorisini bitirebilen tek bayan oldu.

 

Yarışta ayrıca 10:20:16’lık Ironman Tilo Krautwig de maraton koştu ve genel sıralamada 9. oldu.

 

 

Sporcuların yarış süresince ihtiyaçlarını karşılamak üzere 42.2km’lik parkura kurulan 33 istasyondan 36 bin şişe su, 6 bin şişe sporcu içeceği, 3 ton muz, elma  ve portakal dağıtıldı. 10 ambulans, 20 doktor, 200 kişiden oluşan polis ve jandarma ekibi görev yaptı.

Yarışa dair değinmemiz şart olan bir diğer güzel haber ise Adım Adım oluşumunun gönüllü ve yardımsever üyeleri, diğer büyük yarışlarda olduğu gibi Runtalya’da da koştular. Runtalya’nın “Resmi Sosyal Sorumluluk Partneri” olan Adım Adım, yarışa 300 kişilik ekiple katıldı ve Türkiye Omurilik Felçliler Derneği (TOFD), Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Buğday Derneği, ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) yararına 300,000 TL bağış topladı. Kendilerini bu yardım ve özverilerinden dolayı kutluyoruz.

Aşağıda birkaç Adım Adım grubu fotoğrafı görüyoruz;

 

 

 

 

Bu yılki Runtalya’ya katılan tecrübeli yarışçılardan bazılarıyla röportaj da yaptık. Bunlardan ilki maraton kategorisinde yarışmış olan Ankara’lı Mert Derman;

 

“Runtalya’ya bu sene damgasını vuran hava koşullarıydı. Öncesinde kayıt masaları güzel bir yerde kurulmuş ve düzenli şekilde işliyordu. Zorluk yaşamadan gerekenleri alıp çipleri kaydettirmekten başka beklenti olmuyor zaten, bunlar da yeterince kolaydı. Makarna partisi de bu sefer daha büyük bir alandaydı ve daha düzgün bir sunuma sahipti ancak girişinde bilet toplar gibi fiş toplayıp beraberinizdekileri içeri almamak hoş olmadı. Tamam tüm halka makarna dağıtma işine dönmemesi için önlemler alınmalı ama bu engeleyici tavır da “maraton makarna partisi” ruhuna çok uymuyor.

Organizasyonu yarış günü konusunda eleştirmek bu sene biraz daha zor çünkü hava koşulları, bırakın yarış düzenlemeyi normal olarak bir yerden bir yere gitmeyi bile imkansız kılıyordu. Yağmur olasılığına karşın – ki çok yüksek olasılıkla yağacağı belliydi – start alanında basit tenteler kurulabilirdi. Start öncesi çok fena bastıran yağmurda, kalabalık 5-10 dakika saçak altlarına sığışmaya çalıştıktan sonra ancak müzenin kapıları açılınca rahatlayabildi. Dediğim gibi o zor şartlarda hızlıca önlem almak çok güç belki de önceden tedbirli olmak gerekirdi. Ama startta yaşanan zorluklar nedeniyle organizasyonu çok fazla eleştirmek istemiyorum. Sadece yarışı 15 dakika geç başlatmak bence büyük hataydı. İnsanlar yarış öncesi belirli dakikalarda belirli şeyler yapıyorlar (jel tüketmek veya sporcu içeceği içmek ya da tuvalete belirli süre kala gitmek gibi) ve 15 dakika çok şeyi değiştirebiliyor. Bu büyük sorun yaratmış olabilir çok sayıda insan için.

   Rota boyunca kilometre işaretleri -sanırım rüzgardan uçuştukları için- ya yoklardı ya da yanlış yerlerdeydi. Ayrıca galiba yol çalışması veya benzeri bir nedenle açıklanan rotada ufak değişiklikler vardı. Sokak aralarında çok fazla dönüp durmak zorunda kaldık. O havada çok izleyici/destekçi beklemiyor insan ama oteller bölgesinde güzel kalabalık vardı.

Runtalya’nın en sevdiğim özelliği bu sefer de beklenenden iyiydi; istasyonlar. Gerçekten çok sık ve dolu dolu su istasyonları vardı. Bu konuda hiç sorun yaşamadım. Neye ihtiyacım varsa o anda onu el altında bulabilmek belki de en sevindirici şey. Hüsran olan ise çip kontrol nokta sayısının çok az -hatta bir tane- olmasıydı. Rotanın sonuda ise yine her sene yaşadığımız üzücü durumla karşılaştık; stadın içindeki 250 metrelik çamur banyosu. Tamam hava yağmurlu mesafe kısa ama bunu kabul etmek mümkün değil. Antalya gibi bir şehirde stadyumun içindeki koşu parkuru böyle olamaz, olmamalı. 42 km koşup geliyoruz ve karşılaştığımız son bu oluyor. Hadi koşan insanları bırakın tekerlekli sandalye ile yarışanlar ne yapıyor çok merak ediyorum.

Başlangıçta da belirttiğim gibi hava koşulları bir çok konuda negatif şeyler yaşattı, o yüzden objektif bir değerlendirme zor. Organizasyonu; bence bir maraton için en önemli konu olan; istasyonlardaki hassasiyet konusunda tebrik ederim. Her şeye rağmen Runtalya genel olarak oldukça güzel kotarılan bir organizasyon. Daha nice seneler devam etmesini, büyümesini ve daha da güzelleşmesini dilerim. Mümkün olduğunca katılmaya devam edeceğim.” cümlelerini bizlerle paylaşan Mert Derman’ı tebrik ve teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

 

   Bir başka yarışçı röportajımızı İstanbul’dan katılan ve yarı maraton koşan Mark Minasyan ile yaptık;

 

“Bu yarışa aylar öncesinden kayıt yaptırmış olmama rağmen katılıp katılamayacağım 1 hafta öncesine kadar belli değildi. Sebebi, uzun süredir ertelediğim bir ameliyatı ani bir kararla yarıştan 3 hafta önce olmam. 10 Nisan’da katılmayı hedeflediğim Rotterdam Maratonu’ndan yeterince önce, fakat Runtalya’ya oldukça yakın bu ameliyat sonrası iyileşme sürecim mutluluk verici şekilde hızlı oldu ve bu yarışa üstüste 3. kez katılmayı başardım.

Mart ayında Antalya’da böyle bir yarış zaten sezon olarak benim yıllık takvimime çok güzel uyuyor. Bir nevi kışa veda koşusu gibi. Fakat yılın ilk çeyreğinde olduğundan burada maraton koşmayı şimdiye kadar düşünmedim. Belki önümüzdeki yıl Avrasya ile birlikte yurdumuzda yapılan 2 maraton yarışından biri olan bu yarışa tam maraton koşmak için gelmemin zamanıdır artık.

RUNTALYA’ya ilk katıldığım yıl eşimle birlikte Antalya’ya gelmiştik. Yarış sonunda stadyumun çimleri üzerinde güneşlenen eşimin hamile olduğunu bizden başka kimse bilmiyordu. İkinci gelişimizde oğlum Luka 6 aylıktı ve minik ayaklarına ilk değen çimler yine bu stadyumun çimleri oldu. Artık eşimle buraya gelmek bizim için hoş bir haftasonu kaçamağı halini alıyor gibiydi ve üçüncüsünü de bu yıl gerçekleştirdik; tabii yine Luka’yla birlikte.

Bu yarışın benim için diğer bir önemli anlamı, Adım Adım Oluşumu’nun en önem verdiği ve en fazla katılım sağladığı organizasyonlardan biri olması. Bu vesileyle biz üyelerine Antalya’nın en seçkin otellerinde çok avantajlı konaklama imkanı sunuluyor. Bu otellerdeki atmosfer o kadar güzel oluyor ki! Kışın kayak sporuyla ilgilenenler aşinadır, tıpkı dağdaki otellerde olduğu gibi aynı sporu yapan bir sürü insan aynı otelde bulunur, yeni tanışıklıklar oluşur, atmosfer genelde pozitiftir.

Runtalya zamanı bu otellerdeki hava daha da güzel oluyor, çünkü bu aynı sporu yapan insanlar aynı zamanda aynı oluşum vasıtasıyla bağış topluyorlar. Kendi hayatlarında keyifli bir şey yaparken başkalarının hayatlarını da iyi yönde değiştirmeye çalışıyorlar.

ÖGER Turizm’in yarattığı ve geleneksel hale getirdiği RUNTALYA’ya, sanırım yabancı katılım oranı Avrasya Maratonu’ndan fazla. Bu duruma Antalya’nın turizmdeki rolünü de eklersek çevredeki yabancı seyircilerin fazlalığı ve sporculara gönülden verdikleri desteği açıklamamıza yetecektir.

Yarış öncesi her zamanki gibi bir alışveriş merkezinde 2 gün boyunca numara dağıtımı yapıldı, makarna partisi düzenlendi. Ben göğüs numaramı almaya cumartesi günü gittim. 2-3 dakika içinde tüm işlemlerimi tamamladım, zaman çipimin kontrolünü yaptırdım. Organizasyonun bu aşaması 3 yıldır saat gibi işliyor, hiç izdiham yaşanmıyor. Yalnız benim gittiğim saatlerde makarna partisi önceki yıllara göre oldukça sönük geçiyordu.

Yarış günü hem organizasyon hem de sporcular zor hava şartlarından dolayı oldukça sıkıntılı anlar yaşadılar. Aslında ”sporcuların bir bölümü” demeliyim, çünkü benim gibi yarı maraton koşanlar bazı bölümlerdeki sert rüzgarlar ve parkurdaki su birikintileri dışında fazla zorlukla karşılaşmadılar. Unutmadan buna bir de km tabelalarının bulunmamasını da eklemeliyim. Dendiğine göre sabah saatlerinde bu tabelalar bulunuyormuş, fakat sert rüzgar sebebiyle kaldırılmış.

Maraton ve 10 km. Yarışları sabah 9:00’da start alırken Yarı Maraton’un başlangıç saati 10:30’du. Önceki yıllarda hava güneşli ve sıcak olduğunda bu durum yarı maratoncuları oldukça zorluyordu. Çünkü yarışın büyük bölümünü güneşin yakıcı sıcağında koşmak zorunda kalıyorlardı. Bu sefer başlangıç saati, aksine yarı maratoncuları sevindirdi. Sabah 9’da start alacak koşucular sağnak yağmurun başlangıç saatinden 10 dakika kadar önce başlayıp yaklaşık 40 dakika kadar sürmesiyle hem geç yarışa başlamış, hem de sırılsıklam olmuşlar.

Bulutlu, serin, hatta yağmurlu havalara birçok insan burun kıvırırken ben çok severim. Sevmemin en önemli sebebi, bu havaların koşu sırasında vücut ısımı düşürmeye yardımcı olmaları. Ayrıca çocuk yaşlarımda ailemle yaptığımız uzun yelkenli seyahatlerinde karşılaştığımız fırtınalı havaları hatırlatır bu havalar. Saatlerce sallanarak, dalgaların serpintilerini yüzümüzde hissederek yol aldığımız zamanlar bir tür zen hali yaşardık. Doğayla başetmek, bu denli içiçe olmak bana tarifi zor bir haz verirdi. Hala böyle soğuk, yağmurlu günlerde keyifle koşarım. Kıyafetleri doğru seçtikten sonra bu tür havalar aslında korkulduğu kadar sorun olmuyor.

Start alanında görevli bir kamyona çantalarımızı teslim ettik. Yarım saat kadar hafif koşular ve ısınma hareketleriyle vücudumuzu yarışa hazır hale getirdik. Ve nihayet koşu başladı. Başlangıçtan itibaren rahatsız edici sıkışıklıkta bir kalabalık yoktu. İstediğim hızda koşabilir durumdaydım. Bu durum yarışın başlarında kalabalıktan sıyrılmak için gereksiz enerji harcamamı engelledi. Parkur boyunca pek fazla bir aktivite göremedim. İlk katıldığım yıl yaklaşık 5 km’de bir, farklı otellerin animatörlerinin gösterileri oluyordu. Tempolu müzikler, oryantal danslari yeniçeri gösterileri eşliğinde koşuyorduk. Bu yıl bunlar ortalıkta yoktu. Büyük ihtimalle hava muhalefetinden ötürü programlarını erken kesmişlerdi. Fakat hava durumunu önceden kollayıp ona göre tedbirlerini alıp sporcuları motive etme görevlerini yerine getirmeleri gerekirdi.

Önceden bahsettiğim gibi; km. tabelalarının başlangıç çizgisinden bitiş çizgisine kadar hiçbir yerde bulunmaması çok büyük bir eksiklikti. Aksi gibi GPS saatim de İstanbul’da kaldığından yol boyunca GPS saatli kimi görsem bulunduğumuz km.’yi, o anki hızımızı sorup duruyordum.

Yarışın ilk 10 km’sinde zaman zaman fırtına şiddetinde kafadan esen rüzgar arada yalpalamama yol açsa da ciddi bir sıkıntı yarattığını söyleyemem. Su istasyonları yeterli aralıklardaydı. Yarışın benim için hoş bir sürprizi bu istasyonlardan bazılarında elma, muz ve isotonik içecekler bulunmasıydı. Islak sünger de bulunuyordu ama bu havada pek ihtiyaç olmadı tabii.

   Yarışın beni en çok üzen bölümü stadyum içerisindeki son 200 metre oldu. Geçen yıl yapılan onca tenkide rağmen bu 200 metrelik toprak alanın engelli yarışmacılar için sorun teşkil etmemesi adına düşünülmüş tek şey yere döşenmiş yeşil halılardı. Normal koşullarda, eğer bu kadar yağmur yağmış olmasaydı belki iş de görebilirdi. Fakat ben stada girdiğimde oldukça engebeli, halı kaplı geniş bir kulvarla karşılaştım. Hatta o halı üzerinde koşmaktansa hemen yanındaki çamurlu alanda koşmayı tercih ettim.

   Diğer bir eksiklik zaman kontrolünün sadece başlangıç, dönüş ve bitişte olmasıydı. İnsan her 5km’deki hızını merak ediyor. Kaliteli koşu yarışlarında çipli zaman kontrolü noktaları daha sık oluyor.

   Bu seneki madalyalar çok hoşuma gitti, bende son 3 yılın en güzel tasarımı.

 

 

 

 

Yarı maraton mesafesindeki en iyi derecemi yapmış olduğumdan bu madalyanın – bir sonraki en iyi dereceme kadar – benim için ayrı bir anlamı olacak.”

 

Mark’a paylaşımından dolayı teşekkür ediyor, derecesini de kutluyoruz.

 

Yarışa İzmir’den katılan ve yine yarı maraton kategorisinde yarışan Çağın İpekoğlu’nun yorumları ise şöyleydi;

 

“Organizasyonda begenmedigim sey, yari maraton gidis-gelis kulvarlarinin ayrilmamis olmasi ve bazi yerlerde hakemlerin, insanlarin çarpraz kosularina izin vermesi idi…Yari maratonu hizli koşanlar, geri donuste, yavas koşanlar ile yuz yuze kalip, carpisma tehlikesi atlattilar, bu gercekten de cok sacma idi. Onun disinda elma-portakal yerine muz verilebilirdi yarismacilar icin kosu bitisi sonrasi hazirlanan torbalarin icine…elmalarin cogu curuk idi, oylesine oraya konulmus gibi. Turkiye’nin en iyi maraton organizasyonu olarak gecen Runtalya, yine de bir numara…umarim sayisi artar ve cogalir bu gibi organizasyonlar.”

 

Derecesini her yıl geliştiren ve bu geleneği bozmayan Çağın’ı tebrik ediyor, paylaşımından dolayı teşekkür ediyoruz.

 

Toparlayacak olursak yarışa dair gördüğüm

ARTILAR

* Parkur üzerinde sık konumlandırılmış istasyon ve bol su, enerji içeceği, ıslak sünger ve meyve

* Katılımcılara verilenler

* Genel organizasyon kalitesi

 

EKSİLER

* Çip kontrol noktalarının olmaması/azlığı

* Belirli km’lerde zaman göstergelerinin bulunmaması

* Stadyum’daki finish bölümünün çamura dönüşmesi konusunda önlem alınmaması (tartan zemin yerine toprak parkurlu stad)

* Engelli yarışçıları zorlayan ve tehlikeye atan parkur üzerindeki dev kasis ve mazgallar

 

Yarışçılara sağlanan ve geliştirmelerden dolayı Runtalya organizasyon sorumlularını kutlar, vurguladığımız eksiklikleri gidermelerini talep ediyoruz.

Hazırlayan: Fatih Buzgan


Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın