33. Avrasya Maratonu’nun Ardından

04/11/2011  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme )

 

 

Bir Maraton yarışını daha geride bıraktık. Zaten ülkemizde maraton yarışları, 365 gün içinde 2 güne sığdırılmış durumdayken, gelin bu yılki maratonda neler oldu, neler değişti, gelişti, olmadı, oldu, hep birlikte öğrenelim.

Bu yıl 33. defa düzenlenmiş olan ve ülkemizin en tanınan yarışıydı Avrasya Maratonu. Peki koşu sporuna bu kadar uzaklaştırılmış olan ülkemizde Avrasya Maratonu neden bu kadar tanınmış? İstanbul’da düzenleniyor olması (Türkiye’nin pratikteki başkenti konumundaki şehir ve ekonominin kalbi olan bölge) ve tabi medyanın magazinsel bakış açısıyla yarışın gölgesinde bıraktırılan yürüyüşçü ve piknikçi çoğunluk.

 

Geçtiğimiz yıl katılım yapan yüzlerce değerli atlet ve organizasyonun başarısı yerine 100.000 veya bazı gazetelere göre 170.000 kişilik piknikçi insan öne çıkarıldı. Üstelik yarışa mal edilen köprünün sallanma riski de unutulmamalı.

 

Dünyanın en eski, köklü sporu, bütün sporların temeli ve insanın doğasına en uygun spor olan atletizmin uç noktası olan, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan tarafından katılınıp geri kalanların da ilgi ile izlediği Maraton, maalesef bizim ülkemizde 2011 yılı itibariyle halen hakir görülüyor. Halbuki bundan yıllar önce Veli Ballı’lar, Mehmet Terzi’ler, Mehmet Yurdadön’ler, Orhan Büker’ler yine içimizden çıkmış ve bu isimlerden bazıları, medya tarafından halka layıkıyla tanıtılmıştı. İşte bu yüzden o isimler hala hafızalarımızda.

 

* Tek suç medyada da değil. Spor akademisi okuyan öğrenciye derste yasaklı maddeler öğretildiğinde, bu bilgiyi lehine kullanmaya başlıyor ve dopinge yelteniyor.

 

* Kolay yoldan başarıyı gerçek başarı zannettiren sistemin kurbanı olan sporcular, yurtdışı yarışlarda maalesef gerçek dersi alıyor.

 

* Bu sporcuları uluslararası arenaya çıkana kadar görmeyen, duymayan, taleplerine kulak asmayan yöneticiler, bu sefer başarıdan pay kapabilmek, manşetlerde yer alabilmek için suni bir samimiyetle sporcuların omuzlarını sıvazlıyorlar.

 

* Organizasyon yapmayı bilmeyenlere yetki verilirken, bu konuda uzman kişilere engel olunuyor, sindirilmeye çalışılıyor. Bu durumda da bu kişiler tek başlarına yetilerini pratikte gösteremiyor.

 

* İyi ki Osman Atakan Tekin gibi, Zeynel Alhan gibi değerli yarış organizatörlerimiz var. Onlar sayesinde yılda birkaç kaliteli yarış görebiliyoruz. Üstelik bu kaliteli yarışların sayıları da gitgide artıyor. Fakat işte ülkemizin en büyük tanıtımını yapma fırsatı bulacağımız Avrasya Maratonu’nda neden bunu gerçekleştiremiyoruz?

 

Sebebi bilinmiyor ancak bu yılki maratonun mesafesi dünyanın her yerinde olduğu gibi 42km 195 metre değil, 42km 350 metre idi. Bu ölçümü bizzat uydu sinyaline bağlanan saatimle yaptım. 5 metre sapma payı olsa,  hatayı kendimde arayabilirdim ancak fark 155 metreydi. Bu, otoritelerce saygınlığı düşüren ve gerçek dereceleri şaşırtan bir durum.

 

Maraton expo fuarında sergilenenlerden bir kare

 

Son yıllarda Türk Atletizmindeki gelişmelerde imzası bulunan değerli arkadaşım Zeynel Alhan, Maraton fuarındaki standında

 

 Yarışın haftalar öncesinden organizasyon kuruluna gönderdiğim e-postada yarışa dair önceki yıllardaki gözlemlerimi ve bu yılki için önerilerimi paylaştım. Bunların içinde iyi atletlerin, dereceye koşacak azınlığın, kendilerinden daha yavaş koşacak olan çoğunluğun arasında zaman kaybetmemesi amacıyla elitlerin önceden çıkış alması vardı. Bu da daha iyi derecelerin çıkabilmesi için ideal bir ortamı hazırlayacaktı. Gördüm ki en azından 2:35 ve altında bitirecek atletlere bu imkan sağlandı. Fakat görevlilerce tanınmayan bu başarılı atletlerden birkaçı bu aşamada zorluk yaşadı. Yabancı zenci atletler hemen ön gruba alınırken, bazı elitlerimiz bu bölüme geçmekte sıkıntı yaşadılar. Bunlar aşılamayacak konular değil. Görevlilere bazı göğüs numaraları bilgisi verildiğini gördüm. Keşke sima olarak da tanınıyor olsalardı. Bu şimdilik bir temenni tabi.

 

15km lider grup

 

Her yıl Ekim ayının 2. Pazar günü yapıldığından çoğu yıl yarış yağmur altında gerçekleşiyor. Hele bu yıl kuzeyden gelen soğuk hava ile de birleşince maraton koşan atletler zor anlar yaşadı. 5 derece gibi düşük sıcaklığı bulan havada, üzerinizde asgari düzeyde kıyafet varken bir de sırılsıklam ıslandığınızı düşünün. Ya da bunu bir gün gerçekten deneyin! Üstelik 2 ile 4.5 saat süreyle de bu koşulda koşmaya çalışın.

Ancak bunu denedikten sonra bu insanlara gerçekten samimiyetle saygı duyabilirsiniz. Soğuk hava ve yağmurla zor bir yarış geçiren sadece amatörler değil, aynı zamanda 2.5 saat altı gibi çok iyi bir sürede koşabilen atletlerdi. Yarış sonrası sağlık çadırlarından birinde konuştuğum zenci bir elit atlet, sıcak çay ile ısınmaya çalışıyor ve kasılma yaşadığı hamstring kasının gevşemesi için dinleniyordu.

 

Maratona katılan elit Türk atletler de soğuktan etkilenmemek için kol ısıtıcılar, kafa bantları gibi önlemler aldılar

 

 

Maraton lider grup

 

Gelelim feedzone’lara yani beslenme noktalarına. Feedzone sayısı, bir maraton için yeterli orandaydı. Buna söylenebilecek birşey yok. Tabi önümüzde 33 feedzone’lu Runtalya gibi harikulade bir örnek de var ancak Avrasya da yeterli sayıda beslenme masası sağlamış diyebilirim. Fakat dışarıda hava 5 derece olunca feedzone’larda dağıtılan sular da soğuk olduğundan ellerimiz pek de su almaya gidemedi.

 

İnsanoğlunun azmine güzel bir örnek: Kolu sakat haldeyken bile maratona katılıp yarışan 42 yaşındaki koşucu Kadir Tiryaki, maratonu tamamlayamasa da yarısını tamamladı.(Yarışı bitirememesinin sebebini fazla hızlı başlamış olduğuna bağlanabilir, zira sayısal veriler bunu gösteriyor)

 

Beslenme noktalarında neler vardı? Yarım litrelik pet şişede sular, su süngerleri, son km’lere doğru da dilimlenmiş elmalar ve powerade’ler. Elma yerine muz daha iyi olurdu. Çünkü koşu gibi en yüksek nabızlı sporda yarışırken birçok gıda zor çiğneniyor ve zor tüketilen besinler yüzünden nefes/yutma sorunları yaşanabilir. Muz bile dikkatle tüketilmesi gerekiyor. Mesela muzlar 2’ye bölünerek verilmeli ve atletler de o yarım muzu 3 seferde bitirmelidir.

Feedzone’larda en basit olarak sıcak içecek harika olurdu. Çok mu şey istiyorum? Görülmemiş, duyulmamış birşey mi? O zaman ilkini biz yapalım. En azından finish noktasında sıcak bir içecek ikramı birçok sporcunun içini ısıtabilirdi. Bunlar ülkemizde belki de yapılmamış örnekler olduğundan ütopik, uzak gelebilir fakat neden yapılamasın. Fark yaratmak öyle zor birşey değil.

 

Bu önerinin üzerine bir olumlu yorum da Maraton öncesi atletlere verilen formalar konusunda olsun. Bu yıla kadar hep beyaz ve yarışın günü üzerine basılmış basit bir tişört verilirken ilk defa bu yıl ünlü bir spor markasının kaliteli yumuşak kumaştan sentetik bir forması verildiğinde mutlu olduk. Hatta formanın kalitesi, Runtalya’da verilen formadan bir gömlek üstündü diyebilirim. Bozcaada Yarı Maratonu’nda verilen formalar da hoştu fakat Avrasya’nın bu yılki forması, kalitede hepsine fark attı.

 

Finish noktasında hiç soyunma odası olmaması eksiklikti. Özellikle bayanlar bu konuda sıkıntı yaşadılar. Bazı bayan atletler, polis otobüslerinden rica ederek bu otobüslerin içinde izinle üstlerini değiştirdiler.

 

Starta götüren otobüsler gibi keşke finish noktasından da belli bir saatte ilk alınan noktalara otobüs seferi eklenseydi. Zira zor hava koşulunda km’lerce koşup yorulmuş yüzlerce atlet, yine aynı soğuk havada ve yağmurda kaldıkları yere yürüyerek veya birkaç vesaitle gitmek zorunda kaldı. Unutmayalım, yarışan herkes İstanbul’lu değildi, hatta yarısından fazlası diğer şehir ve başka ülkelerden katıldı.

 

Atletlerin emanet ettikleri çantalarını yarış sonunda geri almak için gittikleri otobüslerin önünde 30-45 dakika arası bir süre yorgun, ıslak ve aç bir şekilde beklemek zorunda kalmaları da daha iyi organize edilebilirdi. Bu konuda Runtalya organizatörleri iyi düşünmüşler, yarış stadda bittiği için stadın çimleri üzerine çantaları numara sırasına göre diziyor ve görevli eşliğinde çantanızı 1dk içinde elinize almış oluyorsunuz. Avrasya için de otobüslerin içinde çantalar numara sırasına göre dizilebilir. Sonuçta çantalar teslim edildikten sonra sıraya dizmek için 3 saat gibi uzun bir süre kalıyor.

 

Çanta dağıtım sorunu görülüyor

 

Bu görüntülerin tekrar yaşanmaması dileğiyle

 

Toplam mesafe hatalı olunca tabi yarış parkuru üzerindeki km tabelaları da yanıltıcı oldu. Herkeste gps’li saat olmadığı için, bu tabelalara göre mesafe ve temposunu hesaplayanlar, hedeflerine ulaşamadılar.

 

Finishte son 2 yıldır gördüğüm (belki birkaç yıl öncesinden başlatılmış bir uygulamadır) masaj hizmeti oldukça memnun edici bir servis. Geçtiğimiz yıl masaj yaptırdığım masör, yeterli mi diye sorduğunda işini severek yapan bir görevli gördüğüm için durumdan hoşnut olmuştum. Bu yıl ise masajlar daha kısa sürüyor ve masörlerin bazıları sanki kaçacak yer arıyordu. Eh, 3000 küsür atlet için 8 masör tahsis edilince böyle bir durumla karşılaşmak doğaldır. Bunu eleştiriden saymayalım, ücretsiz verilen bu hizmet her haliyle hoş. Belki gün gelir, finishte 20 ücretsiz ve kısa süreli masaj yapan masör ve 10 tane de ücretli masör bulundurulabilir. Onlara da gelir kaynağı olmuş olur.

 

Halkımızın yarışa ve yarışanlara olan saygısını görüyoruz, bunların da son olması temennisiyle

 

Yine finishte gördüğümüz sağlık görevlileri, görevlerini yerine getirebilmek adına ilgiyle çalışıyorlardı. Buna rağmen acil hekimi veya pratisyen hekim yerine spor hekimleri görevlendirilmiş olsaydı daha doğru olurdu. Çünkü finish noktasına göğsü kanamış halde gelen sporcular için bunun olağan bir durum olduğundan bihaber olmaları, kramp önlemek için magnezyum ve tuz takviyesi yapmak yerine kas gevşetici iğne vurmaları gibi durumlar oradan kalkmış olurdu.

 

Ne olursa olsun, eleştiriye açık olmalıyız. Şüphesiz, eleştiri de yapıcı ve dozunda olduğu sürece kabul edilebilirdir. Zira büyük gazetelerden birinin meşhur yazarı Yılmaz Özdil, Avrasya Maratonu’nu eleştirirken, belki bilerek dikkat çekmek için, belki gönderme yapmak için veya hata ile Avrasya Maratonu ve “tırışkadan bir spor” ifadelerini aynı cümlede kullandığı için yazıyı yazdığı andan itibaren eleştiri yağmuruna tutulmuş durumdadır.

 

Biraz da yarışçıların gözlerinden objektif yorumlara bakalım;

 

“After all our constructive comments, and the efforts of the Spor A.Ş team, today’s race went off very well. However, there were two areas of concern.
1) There needs to be a place for runners to warm up before the race without having to give their bags to the buses. A covered area near the toll gates could be arranged for this. (?)
2) The return of bags at the finish was a complete disaster. I waited for 50 minutes for my bag in the rain as did many others. (I was lucky that Arif saw my number and found it whilst looking for someone elses!) The bags need to be removed from the buses and placed in batches in a tented area according to race number. I felt very sorry for the people on the buses, who were trying so hard to help the athletes, but who were badly let down by a ridiculous system.
Such a shame as the comments up to today have been very positive and the organisers have made a real effort to get input from the athletes.
Finally congratulations to all who ran today despite the rain!” (Philip West / İstanbul)

 

“Bütün yapıcı eleştirilerimizin ve Spor A.Ş. ekibinin emeğinin ardından, yarış çok güzel geçti. Yine de ilgilenilmesi gereken 2 konu vardı.

1) Yarış öncesi çantalarımızı otobüslere teslim etmeden önce koşucular için ısınma yapabilecekleri bir yer gerekiyordu. Gişelere yakın ve üstü örtülü bir yer bunun için ayarlanabilir (mi acaba?)

2) Çantalarımızı geri alma bölümü tamamen bir faciaydı. Diğer herkesin de beklediği gibi çantamı geri alabilmek için yağmur altında 50 dakika bekledim. (ki bir Türk arkadaşım numaramı görüp farkettiği için şanslıydım!) Çantalar, otobüslerden çıkarılıp üstü örtülü bir yerde numara sırasına göre dizilebilirdi. Otobüslerin içinde çantaları geri vermekle görevli ve koşuculara yardımcı olmak için elinden geleni yapan bu insanlara acıdım, çünkü sistem saçma bir şekilde düzenlenmişti.”

 


Bir başka azim örneği ise tekerlekli sandalyeleriyle maraton yarışına katılan sporcular

 

I think that there were some improvements compared to last years, but unfortunately this race is still a poorly organized one.

Improvements: 1) Race t-shirts (very nice),2) marathon expo (lots of
merchants and stands),3) just-in-time distribution of race
certificates, 4) more comfortable finish area mainly reserved for
runners, and 5) the distribution of finishers’ bags.

Problems:
1) As Phil mentioned, the worst part of the race was when people
started to reclaim their bags; apparently there was no system for the
bags storage, so the bib numbers on the bags started to get announced
one-by-one (and in Turkish only..) I have waited under the rain for at
least 30 minutes and when I finally got changed into warmer clothes, my
shivers continued for another 30 minutes. 2) As one member rightly
pointed out, transportation to the city center for runners was again
non-existant. 3) Many people received an SMS from Spor AS the night
before the race, claiming that the registration fees would be donated to
a charity if people wear their race t-shirts at the race. So I’d like
to know i) which charities they will donate the funds to; ii) how they
will identify the number of participants wearing the race t-shirts, and
iii) why they send this piece of information at the last minute. Now
that it is a promise they made (and I actually ended up wearing the race
t-shirts at the race, although it goes against “running etiquette,” I’d
like to get assured that this promise will be kept.” (Burcu T.)


“Bence geçen yıllara göre birkaç gelişme kaydedilmiş fakat maalesef bu yarış hala kötü bir şekilde organize ediliyor.

Gelişmeler: 1) Yarış Formaları (çok güzel) 2) Maraton Expo Fuarı (birçok ticari firma ve stand vardı)  3) Yarış sertifikaları zamanında dağıtıldı   4) Koşuculara tahsis edilmiş daha rahat bir finish alanı ve 5) Bitirenlerin çantalarının dağıtımı

Olumsuzluklar: 1) Philip’in bahsettiği üzere yarışın en kötü yanı, insanların çantalarını geri aldığı bölümdü. Açıkça belli ki çantaları saklamak için bir sistem düşünülmemişti. Bu yüzden çantaların üzerindeki göğüs numaraları birer birer anons edilerek verildi (sadece Türkçe anons edildi) Yağmur altında en az 30 dakika bekledim ve nihayet kuru kıyafet giyebildiğimde 30 dakika daha titremeye devam ettim.

2) Bir başka koşucunun da konuya değindiği gibi, yarışçıları şehir merkezine geri götürecek bir otobüs yine yoktu.  3) Birçok kişi yarıştan önceki gece, yarışta yarış tişörtlerini giyerek koşanların kayıt ücretleri bir yardım kurumuna bağış olarak kullanılacağını iddia eden Spor A.Ş.’den gelen bir kısa mesaj aldı. O zaman 1) hangi kurum veya vakıfa bağışta bulunulduğunu bilmek, 2) katılımcıların hangilerinin yarışta yarış forması giyerek koştuğunu nasıl ayırt edeceklerini bilme, 3) ve bu küçük bilgiyi neden son dakikada gönderdiklerini bilmeyi isterdim. Bu durumda bir vaadde bulunmuş oluyorlar (ve aslında atletizm normlarına aykırı olmasına rağmen yarışta yarış formalarını giymemizi sağladılar, o zaman ben de bu sözlerinin tutulduğunu görmeyi isterim.” 

 

Master Türk bayan maratoncularda gururumuz Lütfiye Kaya, her zamanki gibi eşinin desteğiyle bütün yarışı beraber koştuktan sonra son metrelerinde

 

Başta Türkiye’nin kalbi olan İstanbul’un, sonra tüm Türkiye’nin etkili tanıtımı ve atletizmin ülkemizde gelişmesi için en büyük fırsat olan Avrasya Maratonu’nu daha fazla önemsemeliyiz. Bunun için medya mensupları, bu değerli organizasyonun magazin ve piknik kısmıyla değil, yarış kısmıyla ilgilenmeli, şehrin yöneticileri tanıtımı artırmalı, yarışçılar ve yarışın kendisi daha fazla önemsenmeli ve yıl boyu bu organizasyonun tekrarlanacağı tarihi iple çekilir hale getirmeliyiz.

 

Bu kapsamlı değerlendirme üzerine fotoğraf sanatçısı arkadaşım Serap Koç’un göz alıcı fotoğrafları ile yarışı tekrar yaşayalım.

 

Yarış öncesi gülen yüzler ve koşucuların yağmura bulduğu çözümü görüyoruz

 

Start ateşi edildikten birkaç dakika sonrası ve uzun yolculuk başlar…

 

 


Yarışın en değerli katılımcıları, her büyük yarışta bağış toplamak için efor sarfeden iyilik melekleri “Adım Adım” grubu

 

Yarışın galibi, kupanın ve 50.000$’ın sahibi Etiyopya’lı Vincent Kiplagat, son 500 metrede

 

Yarışla ilgili emeği geçen herkese ve Cyclingtr’a fotoğraf desteği sağlayan arkadaşlarım Serap Koç ve Deniz Aksugur’a teşekkürler.

 

Hazırlayan: Fatih Buzgan

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın