1 Mayıs & Issan Mukdahan ve Nakhom Phanom Province

06/07/2012  //     //  Genel Duyuru ve Haberler ( Bisiklet, Triatlon, Atletizm, Yüzme ), Turlar ve Organizasyonlar

  

 

1 Mayıs

 

Burada tanıştığımız Avusturalyalı bir emekli öğretmen ile kısa ama ufak bir sohbetimiz oldu. Bize Avusturalya’daki yaşam koşullarından bahsetti biraz. Kimin ne kadar kazandığından.

 

En çok para kazanan mesleklerden birisine örnek olarak ülkenin iç kısımlarındaki maden işçilerini verdi. Haftada 7 bin Avusturalya doları kazanıyorlarmış. Çünkü yaptıkları iş, kimsenin yapmak istemeyeceği kadar zormuş, onlar şehirlerden uzakta, ailelerinden, çocuklarından uzakta yaşıyorlarmış. İşin tehlikesinden bahsetmeyi ise unutuyor. Ama sanırım bu unutkanlığın sebebi, artık bu mesleğin Avusturalya’da çok da tehlikeli olmaması, önlemlerin alınması olsa gerek. Bizdeki kazaları, ölen işçileri düşünüyorum ve ellerine ne geçtiğini.

 

Bizdeki koşullarda çalışan işçilerimiz bu işleri sevdikleri için, yapmak istedikleri için yapmıyorlar. Bu işlerde çalışmaya zorlandıkları, mecbur bırakıldıkları için çalışıyorlar.

 

Umarım bir şeyler değişecektir.

 

Mutlu Bir Mayıs’lar…

 

 

Issan Mukdahan ve Nakhom Phanom Province

 

 

Nihayet güneş artık biraz daha insaflı davranmaya başladı ve yağmur yolları ve yolumuzun üzerindeki ağaçları, evleri temizledi.

 

 

Havalar serinlemeye başlıyor. Milli park yakınlarında bir resortta kamp kurduğumuzda yakalandığımız fırtınadan sonra havalar serinlemeye başladı. Akşamları yağmurun serinliği ile daha rahat uyumaya ve sabahları serin havada daha rahat bisiklet kullanmaya başladık. En sonunda buraların en çekilmez en sıcak ayı, nisan ayı, geride kalmaya başladı ve bisiklet için konforlu sayılacak günler yaklaştı.

 

 

Mekong kenarındaki turumuza devam ediyoruz. Burada çok fazla yabancı görmek mümkün değil. Yollar kısmen bozuk olsa da dar ve sevimli yollar bisiklete binmeyi çok daha keyifli kılıyor bizim için. Burası Tur Asya denilen ve Mekong nehrini takip eden bir bisiklet organizasyonunun yapıldığı rota. Geçtiğimiz yollardan çok fazla bisikletçinin de geçmiş olması gerek. Buna rağmen insanlar burada bizlere karşı çok daha fazla ilgililer.

 

Yolumuz üzerindeki ilk büyük kent Muktahan oluyor. Buraya henüz öğle vakti varıyoruz. Kente girişte ilginç bir bina görüyorum. Bu bina iki katlı olmasına rağmen cephesindeki beton güneş kırıcılar yüzünden 4-5 katlı bir binaya benziyor. Bina bana Türkiye’deki çirkin iş hanlarını anımsatıyor. Kentte hiç yüksek bina olmadığından ve hatta günlerdir, haftalardır hiç yüksek bina görmediğimden bu aslında iki katlı olan bina bana şehirleri hatırlatıyor.

 

 

Binanın tam karşısındaki bakkalda buraya özgü bir kahve buluyoruz. Yanımızda daha önce Kamboçya’dan aldığımız Vietnam kahveleri vardı fakat aradan geçen 2 hafta içinde kahvelerimizi bitirdik. İki kardeş kahve içmeyi seviyoruz. İkimizin de farklı zevkleri olabilir ama ikimiz de iyi kahveden anlıyoruz. Bizim için Vietnam kahvesi yeryüzündeki en eşsiz lezzet. Burada özellikle bir şehirde yapılan kahvenin çikolata gibi bir aroması var ve içimi çok rahattır. Eğer içme şansınız olursa, dünyanın en değişik, eşsiz lezzetlerinden birisini tatmış olursunuz. Kamboçya’da bulduğumuz kahveden yaklaşık 1,5kg kadar aldık ve 3 hafta boyunca yanımızda taşıdık. Bir bisiklet turunda 1,5kg kahve ile dolaşmış olduğumuzu düşününce bu kahvenin bizim için ne kadar da vazgeçilmez bir lezzet olduğunu anlayabilirsiniz. Elif’le son Vietnam kahvemizi de bitirmiş olduğumuzdan bu gün bu bakkalda bulduğumuz Thai kahvesi ile yolumuza devam edeceğiz. Alışverişten sonra biraz markette oyalanıyor ve ardından ilerideki şehre kadar yetecek suyu bulmak için su makinası aramaya başlıyoruz. Şehirde bir tur atmak bizi burada kalmaya ikna ediyor. Marketin olduğu yer, şehir merkezi ne yazık ki sevimsiz ama Mekong sahili boyunca devam eden yollar, evler o kadar yeşil ki koca şehir bir milli park gibi. Karşısında Laos yer alan geniş bir okul bahçesini görünce bir tur da burada atmak için içeri dalıyoruz. Burada şans eseri su buluyoruz ve günü erken bitirmeye ve burada kalmaya karar veriyoruz. Artık şehirde keyifle vakit geçirebiliriz, markete gidip kahvenin yanında yemek için bir şeyler alabiliriz ama ilk iş berbere gitmek oluyor. Ben saçlarımı budistler gibi kökünden kestiriyorum ama bu hiç de kolay olmuyor. Berberim ne yazık ki İngilizce bilmiyor ve bu yüzden de derdimi anlatmakta zorlanıyorum. Müşterilerden birisi İngilizce konuşuyor ama berbere nasıl tercüme ediyorsa kafamdaki saçlar bir türlü kısalmıyor. En sonunda 3 defa kısaltılan saçları tek seferde kökünden kestiriyorum. Kesim işi aslında 5 dk sürecekken derdimi anlatamamış olmamdan dolayı bir saat kadar sandalyede beklemek zorunda kalıyorum. İkinci aşama Elif’in saçlarını kestirmek oluyor. Elif’te çok büyük bir değişim olmasa da bendeki değişim büyük. Markete ikinci defa gidince insanların gülüşmelerinden bunu anlamam kolay. Hem saçlarımı kestirince Kamboçya’daki o sinir bozucu berber deneyimimi aynaya her baktığımda hatırlamak zorunda değilim.

 

 

Ertesi gün yeni bir kente doğru dinlenmiş bir şekilde Renu Nakhon’a doğru akrep beslemek için devam ediyoruz. Öğle yemeği için sakin bir market buluyoruz. Bu gün şansımıza hava biraz sıcak ve insanlar kesinlikle güneşe çıkmak istemiyorlar. Markette gölgede İngilizce bilen bir Thai kadının hazırladığı yemeklerden yiyiyoruz. Kadın kocasını da bizimle tanıştırmak istiyor, kocası Avusturalyalı. Tanışıp güzel bir sohbet yapıyoruz. Kocası uzun bir süredir burada ve anlaşılan İngilizce konuşmayı özlemiş artık, bu yüzden de bir yabancının geldiğini duyunca sırf 5 dakikalık bir sohbet için kalkıp yanımıza kadar geliyor. Bu bölgede gördüğümüz, burada yaşayan birkaç yabancı için de durum aynıydı. Sebep sadece İngilizce konuşmak değil anladığım kadarı ile. Burada uzun süre kalınca, Thai kültüründe bulunmayan şeyleri özlüyor insanlar. Buradaki kültür çok farklı çünkü. Gelip burada aylarca kalabilir ve hiçbir problem yaşamazsınız. Hiçbir şeyden şikayet etmezsiniz. Ama burada bir süre kaldıktan sonra insanlarda bir şeylerden şikayet etme isteği oluşuyor. Avrupalı gibi olmak istiyorlar, tartışmak, eleştirmek istiyorlar. Çünkü Thai halkının buradaki yaşantısı bizimkinden çok farklı, burada insanların tartıştığı konular, önem verdikleri değerler dünyanın birçok ülkesindekinden farklı. Bu yüzden de burada bir süre yaşadıktan sonra insanların gelen yabancılar ile sohbet etme isteğini anlamak mümkün oluyor bizim için.

 

 

Yolumuza devam edip, Renu Nakhon kentine ulaşıyoruz. Burasının akşam marketi ve polis karakolu bizim gece iyice dinlenmemiz için elinden geleni yapacak gibi görünüyor. Akşam marketinden yemek için atıştırmalık bir şeyler alıp, karakolda kamp hazırlıklarına başlıyoruz. Bu seferki yerimiz göl kenarında çimlerin üzerinde oluyor. Yanda da sıcak su hazırlayabileceğimiz ve bilgisayarda bir şeyler izleyebileceğimiz bir saçak var. Biz hazırlıklarımızı tamamlamışken koşudan dönen genç bir polis yanımıza geliyor ve sohbete başlıyoruz. Kendisinin de bisikletçi olduğunu söylüyor. Genç polisin çok fazla spor yaptığını, hızlı ve çevik olduğunu anlamak kolay, ama ne var ki sohbetimiz kötü bir talihsizlik ile bitiyor. Polis bize bisikletini göstermek için eve kadar gidiyor. Bisikleti ve kazandığı kupa ile geri dönüyor. Tam beraber fotoğraf çektireceğimiz esnada elindeki kupayı düşürüp kırıyor. Bu yaşanan talihsizlik bize kendimizi kötü hissettiriyor. Bir süre tamir etmeye çalışsak da kırıldığı yeri onarmak biraz zor görünüyor. Polis arkadaşımız ise artık onarılmayacağına karar vermiş olsa gerek, vücudunu gösterip, ‘bu sağlam ileride yeni bir kupa kazanırım’ diyor. Umarım kısa zamanda bir başka bisiklet yarışından, daha sağlam bir kupa ile geri döner.

 

 

Gecenin bütün aksilikleri bunlar olmuyor. Bazı insanlar bazı hayvanlara karşı hassastırlar. Mesela bazı insanlar sivrisinekler için çok daha lezzetlidirler. Elif de bu insanlardan birisi sanırım, ama sadece sivrisinekler için değil. İki gün önce kamp kurduğumuz bir okulun bahçesinde gördüğüm ikinci büyük akrep Elif’in çadırına doğru gelmişti. Akrep siyah renkti ve daha yeni yağlanmış gibi pırıl pırıldı. Bir canlıdan çok yeni bakımı yapılmış siyah bir tabancaya benziyordu. Akrepten zarar görmeden kurtulmak kolay olmuştu. Fakat bu sefer bu kadar kolay kurtulamıyoruz akrepten. Elif çantasını omzuna asıp gelirken bacağından bir şey sokuyor. Elif ışığa gidip ne olduğuna bakarken bende çantayı araştırıyorum. Ne yazık ki akrebi göremiyorum. Gece Elif akrep ile birlikte uyuyor ve iki defa daha sokuluyor ve ancak ondan sonra akrebi bulabiliyoruz. Neyse ki bu akrep ilk gördüklerimizden değil ve oldukça zararsız. Akrebi çadırdan attıktan sonra, bizimle birlikte kalan Thai aileye durumu anlatıyoruz. Onlar pek önemsemiyorlar, polise anlatıyoruz, polis de pek önemsemiyor. Onlar için arı sokması gibi bir şey olsa gerek. Biz de biraz bekliyoruz, yola devam edebileceğimizi anlıyoruz ve devam ediyoruz.

 

Yolda kahvaltıdan sonra ufak bir zehirlenme yaşıyoruz. Buradaki ilk rahatsızlığımız oluyor bu. İlk önce Elif’te şiddetli bir baş ağrısı ardından da mide bulantısı başlıyor. Daha 30km yol yapmış olmamıza rağmen devam edemeyeceğimizi anlıyor ve bir lokantada duruyoruz. Ben Elif’i bırakıp yakınlarda kalabileceğimiz yerlere bakmaya gidiyorum. Lokantada sabahtan içmeye başlamış olan bir polis bize yardım etmek için fazla istekli davranıyor ve yanımdan ayrılmıyor. Birkaç yere baktıktan sonra polis karakolda da kalabileceğimizi söylüyor. Bu iyi niyetli teklife sevinsek de polis daha henüz öğlen olmasına rağmen ayakta duramayacak kadar çok içmiş ve çok gürültü yapıyor. O yüzden de ilk olarak polisten kurtulmamız gerek. Bu saatte bu kadar sarhoş olan birisinin akşama ne hale geleceğini düşünmek bile istemem. Polis bana arada kendi eşini ve Elif’i gösterip onlar burada kalsın biz gidelim eğlenelim teklifinde bulunuyor. Yeni arkadaşım ile karaoke bara gitmek ve yeni kızlarla tanışmak güzel olsa da önce kalacak yeri ayarlamamız gerekiyor. Hemen yakında bir resort var oraya gidiyoruz. Polis karaoke bara yalnız gidiyor. Ben ise bilgisayarda bir şeyler yazıyorum. Elif akşam üzeri kendine geldiğinde de, bende zehirlenme belirtileri başlıyor. Benim durumum çok kötü değil ama şiddetli bir baş ağrısı ile uyumak ve dinlenmek zorundayım. Ertesi gün kalkıp tekrar aynı lokantaya gidiyoruz. Saat sabah 08:00, polisimiz yine orada ve sarhoş. Bu sefer dünkü zehirlenmiş, asık suratlarımız yok, yerlerine güleni neşelisi var. Yeni arkadaşlarımıza yardımları için teşekkür edip, uzun bir kahvaltının ardından ayrılıyoruz.

 

 

Ve kısa sürede Nakhom Phanom kentine varıyoruz. Burada bir kente vardığımızda bazen iki kente birden varmış oluyoruz. Mesela karşınızda Mekong nehri boyunca uzanan ve Laos’ta bulunan Pakse, Savannaket gibi kentleri de görebiliyorsunuz. Nakhom Phanom içinde durum böyle. Yakınlarda, kentin 10km kadar kuzeyinde iki ülkeyi birbirine bağlayan köprülerden bir tanesi bulunuyor ve bu köprü Laos’un Mekong kenarında yer alan büyük kentlerinden birisine ulaşıyor. Bu yüzden de Phanom’da nehir kenarında bisiklete binerken, karşıda ayrı bir kente bakmanız mümkün oluyor. Bana zaman zaman Mekong’un bu durumu İstanbul Boğazı’nı hatırlatıyor. Mekong hem rengi hem de, bulunduğu doğası olarak çok farklı olsa da, zaman zaman aynı İstanbul Boğazı gibi görünmeyi beceriyor, aynı genişlikte akıyor ve İstanbul’un bundan 50 yıl önceki hali gibi bir görüntü oluşturuyor.

 

 

Burada çok fazla kalmıyoruz, sadece öğle yemeğimizi yiyip biraz şehir turu atıyoruz ve ardından yola devam ediyoruz. Bu şehir bizim için fazla kalabalık olmuş. Bir sonraki kente, Tha Uthen’e vardığımızda kalmak için güzel bir yer bulduğumuzu anlıyoruz. Buradaki polis karakolu şehir gürültüsünden uzakta ve Mekong kenarında bulunuyor. Bizim kamp kurmaya karar verdiğimiz yer ise dev bir ağacın altında, nehrin dibindeki, Laos manzarasına hakim bir saçak oluyor. Burada iki yeni arkadaş ediniyoruz. Bir tanesi bizi evlerinde kalmamız için davet ediyor fakat bulunduğumuz yerin manzarası o kadar keyifli ki burayı bırakıp bir eve girmek istemiyoruz. Ertesi gün burada bir gece daha kalmaya karar veriyoruz, günü geçirebileceğimiz ve biraz çalışabileceğimiz serin bir yer bulmaya çalışıyoruz. Şehirdeki tapınak tam aradığımız gibi bir yer oluyor. Tapınaktaki ağaçların dibinde yer alan masalara yerleşiyoruz, duşumuzu alıyoruz. Elif Japonca çalışırken ben de bilgisayarda bir şeyler yazıyorum. Burasının bir tane rahibi varmış. Biraz İngilizce bilen rahip bizim burada kalmamızı istiyor ve ileride saçakta bize uyuyacak yer gösteriyor. Rahip enteresan bir birikime sahipmiş futbol konusunda. Türk olduğumuzu öğrenince hemen Trabzonspor ve ardından Samsunspor (!) diyor. Ertesi gün de Kayserispor maçı olacağını söylüyor. Söylediklerine çok şaşırsak da ertesi gün yağacak sağanak yağmur dolayısı ile bu kentte, tapınakta bir gün daha kalacağız ve rahibi daha yakından tanıma şansı bulacağız.

 

 

 

 

Nan ve Dar Yollar – 30.04.2012

 

İssan Tayland – 23.04.2012

 

Arkadaşlarımız – 21.04.2012

 

17 Nisan 2555 Pha Taem Milli Parkı – 21.04.2012

 

Buriram ve Ayakkabı Tamiri – 18.04.2012

 

Khao Sa La Surin – 15.04.2012

 

Kamboçya – 13.04.2012

 

Nerelerde Kaldık – 07.04.2012

 

Tayland – Nan & Geleneksel Kıyafetler – 29.03.2012 & 03.04.2012

 

Laos, Pongsavan, Luang Prabang – 26.02.2012

 

Laos – 18.02.2012

 

Kuzey Tayland – 02.01.2012

 

Malezya KL – 02.12.2011

 

Endonezya-Sumatra – 22.11.2011

 

Kuala Lipis, Kuala Tahan, Jerantut, Temerloh, Bentong – 30.10.2011

 

Taiping, İpoh, Cameron Highlands – 24.10.2011

 

Malezya, Alor Star,Yan, Sungai Pethani, George Town – 19.10.2011

 

Hat Yai, Pdang Besar – 19.10.2011

 

Trang – Phattalung – 12.10.2011

 

Thai Mueang-Phuket-Krabi – 09.10.2011

 

Ranong, Ufak Bir Ara – 03.10.2011

 

Map Amarit, Cumphon, Kra Buri, Ranong – 02.10.2011

 

Petchburi- Hua Hin- Prachuap Khiri Khan – 27.09.2011

 

Kanchanaburi-Chom Bung Arası Bisiket Yolculuğumuz – 23.09.2011

 

Bangkok ve Kanchanaburi – 22.09.2011

 

Tayland’dan Selamlar – 19.09.2011

 

 

 

 

 

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın