Nefes, Oksijen ve Dopingin Birbirleri ile İlişikliği

26/11/2009  //     //  Antrenman, Sağlık, Beslenme, Doping

 

 

Paylaş

 

Tarihin çok eski dönemlerinden itibaren insanlar, fiziksel güç ve kapasitelerini arttırmak amacıyla çeşitli teknikler geliştirmiş ve maddeler kullanmışlardır. Kayıtlar M.Ö. 3. Yüzyılda yapılan spor karşılaşmalarında atletlerin daha hızlı koşabilmek için bol miktarda mantar yemeleri gerektiğine inandıklarını göstermektedir.

 

 

Doping ve Solunum İlişkisi:

 

 

Doping konusunda duyarlılığın artması ve analiz yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte, sporcu ve antrenörler değişik doping yöntemlerine başvurmayı denemişlerdir. Bunlardan bir kısmı yalnızca psikolojik açıdan etkili olduğu halde, bir kısmının gerçekten performans arttırıcı etkileri vardır.

 

 

 Yüksek İrtifa Antrenmanı:

 

 

Kan dopinginin başka bir şekli gibi değerlendirilen yüksek irtifa antrenmanlarının esası, yarışmadan bir süre önce deniz düzeyinden yukarıda örneğin 2000, 3000 metre yükseklikte bir yerde kalıp, bu yüksekliğe uyum sağladıktan sonra yeniden deniz düzeyine inme şeklinde uygulanmaktadır. Yüksek irtifada parsiyel O2 basıncının az olması nedeniyle, kanda taşınan O2 miktarı azalmaktadır. Bu eksikliği gidermek amacıyla kandaki alyuvar yapımı artar ve PO2 düşüklüğünü telafi edecek şekilde dokulara normal miktarda O2 taşınabilir. Yarışmadan kısa bir süre önce deniz düzeyine inildiği takdirde, artan eritrosit sayısı ve hemoglobin miktarı avantaj kazandırır ve sportif performansın iyileşmesini sağlayabilir. Bu düşünceden yola çıkarak çok sayıdaki sporcu ve antrenör tarafından, önemli karşılaşmalar öncesinde irtifa antrenmanları yapılmakta ve yaptırılmaktadır. Ancak yalnızca eritrosit ve hemoglobin artışıyla performansı iyileştirmenin ölçümü yapılamayacağı için bu yöntemin ne denli etkili ve yararlı olduğunu anlamak zordur. (Günümüzde bu ölçüm yapılmış ve ispatlanmıştır)

 

 

Hiperoksia:

 

 

Yarışmadaki duraklamalar sırasında ve devre arasında saf O2 solunarak yapılan bir uygulamadır. Böylece kaslara Oksijen transportunun daha iyi ve çabuk olacağı düşüncesiyle yapılır ve aerobik kapasiteji geliştirmek amaçlanır. Deniz seviyesinde normal havayı soluyan bir insanın akciğerlerinden çıkan damar kanı, %95-98 oranında O2 ile doymuş olduğu için O2 soluyarak sağlanabilecek O2 doyumu çok az miktarlardadır.

 

 

  100cc plazmada çözülmüş halde bulunan 0.2ml O2, Hiperoksik solumayla 0.6ml  düzeyine çıkabilmektedir. Böylece kanın oksijen taşıma kapasitesinde, 100cc kan için 1.4ml bir artış sağlamak olasıdır. Bu ise, 5 Litre kan olduğunu düşünürsek, tüm kanda 70ml’ lik O2 artışı demektir. Bu kadar O2 artışı çok fazla olmasa dahi kısmen aerobik kondisyonun artmasını sağlayabilir. Ancak bunun için hiperoksik uygulamanın yarışmadan hemen önce yapılmış olması ve normal hava solumaya fırsat verilmeden  egzersize başlanması koşulu vardır. Aksi halde saf O2 solumanın psikolojik yarardan başka iyileştirici bir etkisinin olmayacağı bilinmelidir.

 

 

Submaksimal ve maksimal aerobik egzersizler sırasında hiperoksik soluma ile aerobike performansı arttırmakta ve maksimum oksijen tüketiminde artış sağlanabilmektedir.  Bu yöntemin başka bir uygulanma yeri, ağır egzersizden sonra toparlanma  döneminde, hızlı toparlanmak amacıyla yapılmasıdır.

 

 

Kısa süreli yoğun egzersizler, hücre içi ve hücre dışı sıvılardaki elektrolit dengesinde bozulmalara yol açar. Bir taraftan laktik asit artışı olurken, diğer taraftan intrasellüler PH düşer; asiditenin artması ise enerji transferini ve kasların kontraktibilitesini güçleştirir. Kandaki H+ konsantrasyonunu azaltmak için ilk çare bikarbonhidratlardır. Nitekim bikarbonhidratın verilmesiyle H+ hücreden uzaklaşıp, pH düşüşünü önlemek mümkündür. Bu düşünceden hareketle, yarışmadan önce bikarbonhidratlı solüsyon içirerek (300ml/kg) metabolik asidoz önlemeye çalışılmıştır. Deneysel çalışmalar, gerçekten de alkali ortamlarda daha iyi sportif dereceler alınabildiğini göstermekte ve bu yöntemin daha ayrıntılı incelenmesiyle, ilerde geniş ölçüde uygulanabileceği anlaşılmaktadır.

 

 

Son zamanlarda gerçekten etkili olduğu idiia edilen yeni bir madde kullanılmaya başlanmıştır. B 15 vitamini ya da  paengamik asit adıyla adılan bu madde, özellikle Doğu bloku sporcuları ve antrenörleri tarafından kullanılmaktadır. Pangamik asidin hücre içi oksijen kullanımını ve enzimatik faaliyetleri hızlandırdığı, laktik asit oluşumunu yavaşlattığı ve böylece dayanıklılığa yardımcı olduğu ileri sürülmektedir. (İlaç alımları takım doktoru, spor hekimi ve doktorunuza sormadan yapılamamalıdır. Her sporcu öncelikle kendi sorumludur. WADA listesini kontrol etmeden ilaç kullanımamalıdır. Doping kabul edilen ilaçların spordan uzaklaştırılma cezalarının yanısıra sizlerin sağlığını da korumak içindir.)

 

 

Sporcunun kanını alıp, uygun koşullarda 5-6 hafta beklettikten sonra, kanın yeniden aynı kişiye verilmesi şeklinde yapılan bir uygulamadır. (Kan dopingi olarak geçer ve günümüz teknolojisinde kan dopingi tesbit edilmekte olup sporcular WADA tarafından disiplin cezası almaktadır. ) Alınan kan miktarı 1 Litre dolayındadır. Laboratuvar çalışmaları sırasında bu yöntem sayesinde sportif performans testlerinde belirgin bir gelişme görülmesine karşın, yarışma alanında elde edilen sonuçlar aynı paralelde olmamış ve yönetimin etkinliği konusunda tartışmalar açılmıştır. Kan dopinginin amacı kan alındıktan sonra yeni eritrositlerin oluşması, hemoglobin miktarının artması ve eski kanın yerine konmasıyla birlikte eritrosit ve hemoglobin miktarındaki artış ile birlikte fiziksel performansın artmasını sağlamaktır. Diğer doping yöntemlerinde olduğu gibi kan dopinginin de sakıncaları vardır. Örneğin, Akut allerjik reaksiyonlar, böbrek hasarıyla birlikte sarılık gibi komplikasyonlar gelişebilmektedir.

 

Kaynak: Mustafa Kartal

 

 

 

Cyclingtr
Yazar Hakkında :

Bir Yorum Yazın